• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI

Dinimiz hayat tarzımızdır

07 Ocak 2022
A


Yaşar Değirmenci İletişim: [email protected]

Din kavramı, sonuçları ahrete uzanan inanç ve uygulamalardan oluşan bir bütündür. Din, akıl sahiplerini, kendi arzularıyla hayırlara sevk eden ilahi bir nizam, Allah Teala tarafından vaz edilmiş ve insanları Allah’a ulaştıran bir yol, bir kulluk çerçevesidir. Din denen kavramın son ve en mükemmel temsilcisi, Allah Teala’nın, Müslümanlar için kemale erdirdiğini ve seçip razı olduğunu bildirdiği İslam’dır, Müslümanlıktır. 

Kitaplardaki değil, hayattaki haliyle “Müslüman, kendini yitirmiş bir değerdir.” En büyük hastalığı “dünya hayatına fazla rağbet etmek” diye özetlenebilir. Çünkü yiyecek ve giyecek meselesinden başka hiçbir şeye yeterince önem vermiyor.” Hatta ekonomik, siyasal ve mensubiyet çıkarlarını  dini görevlerine ve din kardeşliğine tercih ediyor. Kimi Müslümanlar artık bir anlamda kendilerinin yokluğuna alışmışlar, batılda, seküler ortamda yeni bir kişilik kazanmışlardır. Anormalleri normal görme ve karşılama eğilimini giderek daha büyük ölçüde paylaşmaktadırlar. Oysa her Müslüman gücü yettiğince İslam esaslarını eksiksiz yaşamak ve sorumluluğu altındakilere yaşatmakla yükümlüdür. 

Müslümanlar olarak gün geçtikçe yaşayan değil tartışan bireyler olma eğilimini benimsemiş gözükmekteyiz. Oysa din, sadece iman değil, aynı zamanda ameldir. “Allah, bir topluluğa şer murat ederse, onlara tartışma kapısını açar ve onları amelden alıkoyar.” Yaşanmayan, hayata intikal etmeyen, vicdanlara hapsedilmiş bir din ve iman sadece bir iddiadır. Dindarlık ise iddia ile olmaz. Dindarlık ve dine saygı, dini olanı, dinde olanı yaşamakla ve kullanmakla ispat edilebilir. Bu noktada toplumumuzda iki hatalı tutum ve iddia dikkat çekmektedir. Bir yanda dini yaşama adına kişisel hayatlarında hiçbir eylem/amel/alamet bulunmayan bazı kimseler, dine son derece saygılı ve kalplerinin temiz olduğunu iddia etmektedir. 

Modern hayatın dayattığı her şeyi elinizin tersiyle itip kendimize mahsus (özgü) bir hayatın temellerini atıp bunun inşasını düşünmek zorundayız. Modernleşme (küreselleşme) karşısında ülkemizin toplumsal yapısından kaynaklanan problemler var. Bir de küresel problemlerden kaynaklanan yön var. Ayrıca ailenin çözülüşü var. Değişme dışarıdan telkinlerle değil, içerden inancımızın bize yüklediği misyonun bir gereği olarak değişmeli. Bunun için de değişkenlerle sabiteleri çok iyi bilmek gerekiyor. Müslümanlar bu hususa gereken dikkat ve hassasiyeti göstermiyorlar. ‘Biz’ kalarak değişmek, değişerek ‘biz kalmak’ mesele budur. Pergel örneğini de unutmayalım. Sabit ucu olan pergelle çemberi çizebiliriz. Kendi değerlerimize bağlı kalarak açılabiliriz. Merkeze dini, Kur’an’ı, Sünneti koymayan bir yapı; ‘sürü’ bir yapıdır. Şahsiyetli topluma olan ihtiyacımız giderilmeli. Bu milletin, bu ülkenin, bu devletin hangi meselesini yazarsanız yazın tek çarenin eğitimden geçtiğini görürsünüz. Toplumun her kesimi de bundan payını alır. Gerçek dindarlık da. Tevhid, istikamet, dürüstlük ve ibadet/kulluk erdemlerini birlikte sahiplenip gücü ölçüsünde yaşamaktır. Hz. Ali, Peygamberimizin “Yakında bazı kargaşalıklar olacak” buyurduğu, bunun üzerine kendisinin, “Bunlardan kurtuluş yolu nedir?” diye sorduğu, Peygamber Efendimizin de şöyle cevap verdiğini nakletmektedir: 

“Allah’ın kitabı! Onda sizden öncekilerin bilgisi, sizden sonrakilerin haberi ve aranızdakilerin hükmü bulunmaktadır. O, hak ile batılı, doğru ile yanlışı kesin olarak ayıran bir kitaptır, asla bir şaka değildir. O öyle bir kitaptır ki, büyüklenerek onu terk eden zorbanın Allah boynunu kırar, hidayeti ondan başka bir yerde arayan kimseyi Allah sapıtır. İşte o, Allah’ın sağlam ipidir. O, hikmet dolu zikirdir. O, dosdoğru yoldur. O, kendisinden dolayı arzuların sapmayacağı, dillerin zorlanmayacağı, âlimlerin kendisinden doymayacağı, çok tekrar edilmekten dolayı eskimeyen, ilgi çekici güzellikleri tükenmeyen kitaptır. O, kendisini dinlediklerinde cinlerin; ‘Doğrusu biz ilgi çekici bir Kur’an dinledik’ demekten kendilerini alamadıkları kelamdır. O, öyle bir kitaptır ki, kim ona uygun görüş açıklarsa doğru söylemiş olur; kim onunla hükmederse adaletli davranmış olur; kim onunla amel ederse ona sevap verilir, kim insanları ona çağırırsa o dosdoğru yola iletir.”

Kur’an-ı Kerim öylesine hidayet vesilesidir ki, ondan yararlanmadan insanları doğruya, gerçeğe, hakka yöneltmeye imkan yoktur. Kur’an öğretisinin dışında bir öğreti ve sistem ile kişileri eğitme ve doğruya yöneltme gayretleri sonuçsuz kalmaya mahkûmdur. Onun bir benzerini ortaya koymak da mümkün olmadığına göre onu rehber edinmekten başka çıkar yol kalmamaktadır. Bunalımlar içinde kıvranan insanlarımızın, çıkmaz sokaklarda yorulmaları kendilerine Kur’an’ı rehber edinecekleri, Kur’an’a dönecekleri güne kadar sürecektir. Çünkü en büyük ayet, en büyük hidayet vesilesi ancak Kur’an’dır. 

Bu Peygamberi ikaz ve haber doğrultusunda hayatımızı vahye göre inşa etmek, Sünnet üzere yaşamak, ‘sünneti çağa taşımak’ mecburiyet ve mükellefiyetindeyiz. Yoksa ‘inandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız’ sözündeki tehlike bizi bekler. 

Her hal ve şartta yaşanan bir dinimizin olduğunu unutmayalım.

Allah’ın vahyini insanlara tebliğ etmekle vazifeli olan Peygamber Efendimizin Sünnetini ve hadis-i şeriflerini anlamadan İslâm anlaşılamaz. Dinimiz, Resulüllahın fiil ve kavillerindeki mesajla uygulanabilir. Peygamberimizi hayatın dışına çeken, devreden çıkaran bir din anlayışı sakat bir din anlayışıdır. Rasulüllahın hayatı, Kur’an’ın tatbiki ve pratiğe dönüşmüş şeklidir. Onun içindir ki mü’minlerin annesi Hz. Aişe’ye O’nun ahlakı sorulduğunda, “Siz hiç Kur’an’ı okumuyor musunuz? O’nun ahlakı Kur’an’dı” diye cevap vermişlerdi. 

Sünnet ve hadis; mü’minin aklını, şahsiyetini, hayatını inşa eder. Gerek siyer kitaplarımızı, gerekse hadis-i şerifleri dikkatli okuyup amel edersek ifrat ve tefride düşmeden itidalli ve istikametli bir yol izleyebiliriz. Her hal ve şartta yaşanan bir dinimiz, her zaman ve zeminde İslâm’ın hayat tarzı olduğunu gösteren Peygamberimize tâbi olmak ve mazeretlere sığınmamak şarttır. Ancak bu idrak ve şuur bizi ebedî hayatımızda kurtarır.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Deist

mUSLUMAN BIR AILEDEN GELIYROUM AMA ARTIK KEŞKE MUSLUMAN OLAMSLARDI DIYROUM.  

Hacı

Din hayat tarzı değildir, din inançtır. Hayat tarzı günlük yaşamda dakikasında, saat başı, gün olarak değişken olabilmekle beraber karar değiştirebilir vazgeçebilir iptal edilebilirlik gösterir. Din,de bunu yapamazsın, din sabittir yani hayat tarzı degil sadece inançtır. 
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23