• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI

Bir türlü bu milleti anlayamadınız, bu milletten olamadınız!

12 Ocak 2022
A


Yaşar Değirmenci İletişim: [email protected]

Basında kaşarlanmış İslâm karşıtları (irtica ve laiklik) kelimelerini kutsal hale getirerek hep bu milletin değerlerine vurdular. Bunların hepsi ‘özürlü/engelli’ grubuna girer. Özürlü/engelli; gözleri görmeyen, kulakları duymayan, akli ve hissi melekelerini kaybetmişler olarak bilinir. Asıl özürlü; hak ve hakikati, doğruyu, güzeli, kendi değerlerini, dinini, medeniyetini, fıtratını bilmeyenlerdir. Bizim aydınlarımız, ‘ilericilik’ adına, Batı’nın materyalist-pozitivist kanadındaki bazı kavramları slogancı mantıkla benimsemişler, kendi kutsalları yerine hala pozitivizm kafasıyla ve jakobenizm sopasıyla onu izlemeye çalışıyor. 

Helalleşme adına şovmenlik yapanlara bağlı oldukları partilerinin bir uygulamasını hatırlatıp bugünkü rezillerin onların bıraktıkları mirasa (!) sahip çıktıklarını gösteriyor.  

Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki’nin hazırlamış olduğu “Hz.Muhammed’in (sav) hayatı” ile ilgili bir kitap yayınlanır. Bu kitap ‘Toplattırılan kitap’ olarak bilinir. Kitabın 1943 yılında yayınlanmasının hemen ardından “...Memleket dahilinde dinî neşriyat yapılarak dinî bir atmosfer meydana getirilmesine...” taraftar olunduğu gerekçesiyle daha önce bizzat devletin bastırıp dağıttığı bu kitap İçişleri Bakanlığı tarafından toplattırılır. (Bir dönemi anlamamıza ışık tutan bu örnek hadise, tek partili yönetiminin Müslümanların dinlerini öğrenme ve öğretmelerine nasıl baktığını bütün açıklığıyla ortaya koyması açısından ibretliktir.) Değişmez kafalar; sıkıştıkları ortaçağlarından çıkmaları da mümkün değil. Dinimizin hayata sokulmadığı, vicdanlarda bırakıldığı, hayat tarzı değil; sadece ‘inanç’ olarak görüldüğü bu yapı eğitim sistemimiz oldu. Yüz yıllık laik sömürgeci eğitim sisteminden bir tane bile dünya çapında adam çıkmadı! Kur’ân’a dayalı eğitim sisteminden insanlığın önünü aydınlatan, aydınlatmaya devam eden dünyanın en parlak yıldızlarının yetiştiğini/yetiştirildiğini körler görebilir mi? Zihin felcine uğramışların düşünebilmesi, idrak edebilmesi mümkün mü? Batı uygarlığının dışında başka hiçbir dine, hiçbir kültüre, hiçbir medeniyete hayat hakkı tanımayan yapıya uygarlık (medeniyet) denir mi? Bütün insanlığa saldıranların izinden gitme marifetini gösterenler aşağılık kompleksinden kurtulabilir mi? Ezberler çöpe atılmadan kendimizi bilemeyiz de, düşünemeyiz de… 

Bugünü anlamak ve geleceğe hazırlanmak için, geçmiş bilinmeden olmaz. 

‘...Benim belirlediğim sınırların dışına çıkarsa Türkiye ekonomisini mahvederim’ denilmedi mi? Diyenler kim? İçimizdeki uşakların emirlerini bekledikleri Batı! (ABD’siyle, İsrail’iyle, Almanya’sıyla, Fransa’sıyla, Yunan’ıyla…) ‘Şer ittifakı’nın akıl hocalığını yapanlar. 

ABD; Erdoğan’ın gitmesi, devrilmesi için önce sivil yolları, sosyal medya operasyonları, kaos ve karamsarlık oluşturacak algı oyunu oynamalar hedeflerine ulaşmak için seçimlere kadar ülkeyi karıştırmalar, vs. Türkiye, örtük/ekonomik darbe girişimini püskürttü.   

Batı’nın uşaklığını yapanlar, kendi ülkesini dış güçlere şikâyet ettiler.   

Kendini inkâr eden toplumun sonunun intihar olduğunu bilememek cehalet veya ‘ortaçağ kafası’ değil mi? Tek dünya, tek din, dijital uygarlık adıyla toplum sürü haline getirilmedi mi? Değiştirilmesi teklif dahi edilemeyerek kutsallaştırdıkları laikliğin bizdeki uygulaması dinsizliktir. İnsanımızı; özgürlük, insan hakları, demokrasi, laiklik diyerek sömürdüler.  

İslâmî kimliği yok ettiler. Son yüz sene İslâmî ortak değerlere vurarak, yok ederek, kaldırarak itibarı kendi değerlerinden almadılar? Yurt dışına kaçıp ağırlanarak bu milletin evladı olunabilir mi? Başkalarının kölesi olmuş bu adamlara ne anlatabilirsiniz? 

Bu iç ve dış devlet-millet-ümmet düşmanlarına karşı ne yapacağız?  

Çok iyi hazırlanmalıyız. Osmanlı durduruldu, dünyanın ruhu durdu. Türk dünyası, Arap dünyası, Kafkaslar, Balkanlar paramparça oldu. İslâm dünyası kıyıya vurdu, yıkıcı, yok edici dalgalar tarafından yutuldu. Sonrasında ‘Seküler bir ülkede, faizsiz İslâmî bir ekonomik modeli savunamazsınız’ denilerek Laikliği din katına yükselten bu yapı ıslah değil ifsad üzerine kurulmuştur. Allah’ın âyetini hatırlatan insanlara, yöneticilere, ‘burası laik ülke!’ diyenler de kendi kutsalını bilmeyenler. Batı’da insanlar İncil üzerine yemin ediyorlar. Ama bu ülkede bir konuda âyet okuyan insanlara, DİB’in din eğitimi vermesine tehditler savuranlar, bu milletin evladı olamazlar. Çok iyi hazırlanmalı, geleceğimizi inşa edecek köklü eğitim, kültür, gençlik ve şehircilik atılımlarını ihmal etmemeliyiz. Maddî gücümüz ne kadar büyük olursa olsun, manevî gücümüz (kültür, eğitim, estetik, ahlâk kuvvetimiz) zayıf olursa, yok oluşu önleyemeyiz. Dünyanın bir ruha ihtiyacı var; diriltici, kanatlandırıcı, kurtarıcı bir ruha. Bütün zamanları ve mekânları kuşatan o ruh bizde. Emaneti üstlendiği bilinciyle nefes alıp veren müminde. Bütün insanlığa diriltici hayat sunan, ruh sunan bu topraklarda gizli. Öyleyse neyi, nerede ve nasıl yitirdiğimizi iyi hatırlayalım! Başkalarının yaptığı tarihin önünde sürüklenen bir figüran, bir ‘çer çöp’ olduğumuzu fark edemedik bile henüz! Ne olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini, başına ne geldiğini bilmeyen bir toplumun zihnî işgal yaşayan acıklı çocuklarıyız. İnternet teknoloji; tastamam şiddete dayalı ilişki biçimlerini ve ruhsuzluğu dayatıyor adeta! Kültür; insanı ve dünyasını var ederken, teknoloji insanı ve dünyasını tehdit ediyor, imha edecek, yok edecek tohumları ekiyor. Aidiyetini unutmayan bizim aydınlarımızın sık ifade ettikleri “Haddini aşan zıddına inkılâb eder” ölçüsünce, aşırı övgüler de aşırı tenkitler de bizi hakikatin kendisinden uzaklaştırıyor. Böylece her ikisi de aynı amaca hizmet ediyor. Bugünü anlamak ve geleceğe hazırlanmak için, geçmişi bilmemiz ‘mazi-hal-istikbal’ yönünü unutmamamız şarttır. Köklerinden koparılan milletler de devletler de yaşayamaz. Yahya Bin Muaz’ın hitabıyla bitireyim. 

 Ey İnsanlar! Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayseri’nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra’nın tutumuna, servet peşinde koşmanız Karun’un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe’nin gururuna, yaşayışınız sefihlerin yaşayışına benziyor. Allah için söyleyin bana, Ümmet-i Muhammed’den olanlar nerede?

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Şeref

Sayın yazar,makalenin son paragrafında kullanılan Y.B.Muaz'a atfedilen "rum kayzeri" deyimini kabul edemiyorum.Bu deyim Fatih Sultan Mehmet'i kullandığı ünvanlardan biridir.Malum biz Fatih'i torunlarıyız....

Taskiran

Hocam biraz Hüsnü kuruntu bunlar ..Türkiye İslam anlayisi iyi olan bir parti tarafindan yönetiliyor zaten elden gidecek birşey yok .ustelik milletin derdi baska
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23