• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI

Alınan ve alınacak olan karneler 

26 Ocak 2022
A


Yaşar Değirmenci İletişim: [email protected]

Her karne döneminde değişik duygulara kapılırım. Teşekkür/takdir belgeleri ellerinde olan öğrenciler karnelerini gösterme yarışına girer, tabii emeklerinin karşılığını da görmek isterler gerek aile fertlerinden gerekse konu komşudan. İlkokula gidenler; bağırarak biraz da aldıkları güzel karneleriyle iftihar yarışına girerler. Karneleri düzgün olmayan, zayıflarla dolu veya umduğunu bulamayan öğrenciler mahcup, üzgün, tedirgin buruk ve hüzünlü. Karneleri sorulanlar; geçiştiriverirler o çocuk masumiyetleri içinde.  

Aman Allah’ım! Karne! Çalışmaların/başarının yahut başarısızlığın, sevincin veya üzüntünün belgesi. Nihayet geçici bir dünya, geçici bir belge! Fânilikler içinde ebedîliği, sınavlar içinde “imtihan dünyası” yaşayan, sonunda alacağımız karneye göre ebedî saadet ya da ebedî felaket! Dünyada zayıf karnelerin telafisi mümkün, zayıf derslerin düzeltilmesi muhtemel. Ancak yapmamız gereken ameller; “Son dâvet” geldiğinde karnemiz düzgün değilse, hazırlıksız yakalanmışsak, “yarın, yarın” diyerek ertelemişsek ne yaparız? İş işten geçtikten sonra son pişmanlık da fayda vermez. Âyetler bugün nâzil olmuş gibi bize o karneyi ve o “karne günü”nü hatırlatıyor. “O gün yargılanmak üzere huzura çıkarılacaksınız; en gizli sırrınız bile gizli kalmayacak.  

Kitabı sağından verilen bir kimse: “Alın, kitabımı okuyun.” der. (Kitabın sağdan verilmesi, deyim olarak; ‘mutluluk, sağlamlık ve kurtuluşu’ ifade etmektedir. ‘Kesinlikle ben hesabımla yüzleşeceğime gönülden inanmıştım.’ O kendini mesut ve bahtiyar eden bir hayatın içinde bulacak. Yüce bir cennette. Hemen yakınında amellerinin meyveleri. (Kendilerine) Bugünler için geçmişte peşinen takdim ettiklerinize karşılık yiyin için âfiyet olsun’ denilecek. Tıpkı teşekkür/takdir alan karnelerini gösterme yarışına giren öğrenciler gibi. Ayetler şimdi nazil olmuş gibi. Karnesi sol tarafından verilen kimseye gelince. Sonunda o da şöyle sızlanacak: ‘Eyvah! Keşke hiç karne almasaydım. Ve hesabımın ne olduğunu keşke hiç bilmeseydim. Ah! Keşke ölüm, işi tamamen bitiren (mutlak bir yok oluş) olsaydı. Malım başıma gelen hiçbir belayı def etmedi. Gücüm elimde patladı.’ (69 Hâkka 18-29) Cenab-ı Hak Kur’an-ı Keriminde: “Oku kitabını” dendiğinde okuyacağımız şeyler de, bizim dünyada iken yapıp ettiklerimiz olacak. “Bu kitap küçük büyük bir şey bırakmamış, her birini teker teker saymış” diyeceğimiz o karne gününde! Tıpkı zayıflarımızı kabullenmesek de karne yalan söylemiyor. Şaşırıp hayret de etmiyoruz, kabulleniyoruz. Kabahati yok karnenin çünkü. O karneyi dolduran bizim notlarımız, amellerimiz. Saçımız, başımız darmadağınıksa, bizi öyle gösteren aynanın ne kabahati var? Yaratan’ın “Orada mal ve evlat fayda vermez” dedikten sonra, bizlerden istediği “kalbi selim”in nasıl ortaya çıkacağına kafa yorduk mu hiç? Nedir o kalb-i selim? Acaba oraya gidip geldikten sonra bir “Hayat defteri” yazacak olsaydık, bugün yazdıklarımızı yazar mıydık? Aynı karneyi mi alırdık, aynı notlar mı olurdu karnemizde? “Herkes yarına ne gönderdiğine baksın.” diyor ölümü ve hayatı Yaratan Rabbimiz. Neyi yaptığına, neyi yapmadığına, neyi nasıl yaptığına baksın. Çünkü yarın, herkesin önüne neyi yapıp neyi yapmadığı, neyi nasıl yaptığı konacak. Herkes görecek, bilecek ne yapıp ne yapmadığını. Âhirette açılacak bu dünyada doldurduğumuz sicilimiz, karnemiz gidecek öbür âleme. İşte bu “amel defteri” gidecek insanla birlikte. Hani şu “Nasıl bilirsiniz?” sorusuna verilen cevapta “İyi biliriz” cümlesini doğrulayacak veya doğrulamayacak amel defteri. Yâni karnemiz! Hükmün sadece ve sadece Allah’a ait olacağı O gün karneler verilecek. O hayat defteri açılacak. Evet, ‘nereye kaçmalı?’ diye düşünüldüğünde ‘kime sığınmalı, dayanmalı, güvenmeli?’ diye sorulduğunda O Büyük Gün hatıra gelecek. Öyle bir gün ki: Güveneceklerinizin de güvene muhtaç olduğu bir gün. Sığınacaklarınızın da sığınacak delik aradıkları bir gün. Kendilerini dayanak olarak lanse edenlerin dayanacak yer aradıkları bir gün. Kur’an’da “O gün, kişi kaçar kardeşinden, annesinden ve babasından...” denilen gün gelmeden, “Beşikteki bebelerin saçlarını ağartan” diye nitelendirilen gün gelmeden, karnelerimiz ellerimize tutuşturulmadan, “Nereye kaçmalı? Kaçınız Allah’a” hitabını unutmadan yaşamak, iftihar edeceğimiz karnelerle Rabbimizin bize sunacağı nimetlere konmak varken ‘bu perişan hale düşmeye değer miydi?’ Bu hesabı; daha karnemize son notlar yazılmadan, iş işten geçmeden bugün yapamaz mıydık? Dünyada, rahat ve refah yaşayışıyla keyfinde zevk ve sefa içindeydi. Ahireti ve işin sonunu düşünmezdi. Gam ve keder içinde sıkıntı çekenlere acımazdı. Hiç azab çekmeyecek, yaptıklarından sorumlu olmayacağını zannetmişti. Ne zaman ki “İkra kitabek! Oku kitabını” (Dünyadan getirdiğin amelleri bulunduran sicilini, dosyanı) denecek. İnsanoğlunun, kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçtığı ân hatırlansaydı sicilimiz değişmez miydi? Kâinatı yaratanın, bir gün gökleri düreceğini, dağları savuracağını, denizleri fışkırtacağını ve “Kıyamet” denen o dehşet verici günün mutlaka geleceğini unutmadan yaşasaydık karnemiz böyle mi olurdu? “Eyne’l meferr - Kaçacak yer yok mu?” diye insanların çırpındığı ânın gerçekleşeceğini düşünseydik karnelerimizdeki notlar bu mu olurdu? Ya kırdığımız kalpler, darılttığımız gönüller, riayet etmediğimiz haklar/hukuklar. İhmal ettiğimiz komşuluklar, kestiğimiz akrabalık bağları, kopardığımız dostluklar. Halini, hatırını bile sormadığımız yetimler, öksüzler. Hırs ve ihtiraslar içinde birbirimizle çekişmelerimiz. Makam ve saltanata düşkünlüğümüz, kapıldığımız dünyevileşme hastalığı. Kanaat, sabır, şükür yoksunluğu. İsyan ve günahlarımızı aleniyete döküp âdeta Rabbimize meydan okumalar. Nimeti veren Allah’ı unutmalar. Ettiğimiz gıybetler, istihzalar, suizanlar, yaptığımız hileler. Boşa çıkardığımız umutlar, güvenler, sarstığımız saf ve temiz duygular. Ne mutlu ki iş işten geçmedi, karnemiz daha verilmedi. Her şey bitmedi. Ölmedik yaşıyoruz. Tevbe ve istiğfara, salih amellere zamanımız var. Nefes alıyoruz, çok şükür. Bir şükür de karneleri; sadece öğrencilerin almadığının, hepimizin bir karnesinin olduğunun, farkına vardığımız için de çok şükür...

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Yaşlı Doçent

Sayın Cumhurbaşkanım; Profesörlük kadrosuna başvurmak için, Doçentlik kadrosunda bekleme süresi olan 5 yılın, bir defaya mahsus olmak üzere 3 yıla indirilmesini saygıyla talep etmekteyiz.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23