--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Dünya Kadar Mülkü Kazanmak veya Kaybetmek Davası

Vehbi Kara
Vehbi Kara

Kaynağını bulamadığım bir anket sonucunu paylaşmak istiyorum. Bu anket sonuçlarını çevreme tatbik ettiğimde büyük oranda doğru çıkıyor. Belki yurdumuzun her köşesinde aynı değildir lakin ülkemizin genelini yansıtıyor.

Anketler genellikle ülkemizde Müslüman oranını % 98 olarak gösteriyor. Fakat işin derinine inildiğinde İslamın ve imanın şartlarını yerine getirme konusu pek vahimdir. İşte anket sonuçlarına göre ülkemiz vatandaşlarının:

%78 Namaz kılmıyor.

%75 Kur'an okumuyor.

%45 Kadere inanmıyor.

%54 Kur'an okuyamıyor.

%55 Ramazanda oruç tutmuyor.

%65 Hiç Kur'an kursuna gitmemiş.

%65 Peygamberimizin hayatını okumamış.

%30 Hiç camiye gitmemiş.

%49 Evlenirken dindarlık çok önemli değil diyor.

%59 Selamlaşırken “Selamun aleykum” demiyor.

%46 Halifelik istemiyor.

Bu durum en çok hükümetin ve Diyanet İşleri Başkanlığının dikkatini çekmesi gerekirken maalesef içler acısı durum kimsenin dikkatini çekmiyor. Müftülükler camiye girenlerin çorapsız gelmemeleri için yasaklar koymakla meşgul olduğundan böyle meselelere vakit ayıramıyor besbelli. Demek ki benim yaptığım gibi imam hatipleri, vaizleri ve din adamlarını kenara çekip dinimizin en önemli konularında gayret göstermelerini anlatmak gerekiyor.

Yardım toplama, bahçelerin güzelleştirilmesi, çevre koruma gibi konularda önemlidir lakin bu konuda devletten maaş alıp görev yapan yeteri kadar memur var. Dolayısı ile bunlara zaman ayırmaya gerek yok. Herkes görevini yapsın. Cami görevlilerinin en önemli işi Müslümanların namazlarını kılması için Her 5 kişiden birinin namazını kılması Türkiye için utanç vericidir. Kimse dini konularda diğer ülkelerle bizi kıyaslayıp ahkâm kesmesin. Rezilliğin boyutları çok büyüktür…

Eğer bir insan namazlarını kılarsa imanını koruması ve güçlendirmesi mümkün olur. Bu konuda Bediüzzaman, Gençlik Rehberi isimli eserinde konuya çok güzel izahlar getiriyor.

Bir zaman kendisine hizmet ve arkadaşlık eden bir zat tarafından sual ediliyor: “Dünyanın altını üstüne getiren ve İslâm’ın da geleceği ile alakalı II. Dünya savaşını hiç sormuyorsun ve merak etmiyorsun. Hâlbuki bir kısım dindar ve âlim insanlar, cemaati ve camiyi bırakıp radyo dinlemeye koşuyorlar. Acaba bundan daha büyük bir hâdise mi var? Veya onunla meşgul olmanın zararı mı var?” dediler.

Bediüzzaman der ki: “Ömür sermayesi pek azdır; lüzumlu işler pek çoktur. Birbiri içinde içiçe geçmiş daireler gibi, her insanın kalb ve mide dairesinden ve ceset ve hane dairesinden,
mahalle ve şehir dairesinden ve vatan ve memleket dairesinden ve küre-i arz ve nev-i beşer dairesinden tut, hayat sahiplerinin dairesine kadar, birbiri içinde daireler var. Her bir dairede, her bir insanın bir nevi vazifesi bulunabilir. Fakat en küçük dairede en büyük ve ehemmiyetli ve daimi vazife var. Ve en büyük dairede en küçük ve muvakkat ara sıra vazife bulunabilir.
Bu kıyasla, küçüklük ve büyüklük ters orantılı vazifeler bulunabilir. Fakat büyük dairenin câzibedarlığı cihetiyle küçük dairedeki lüzumlu ve ehemmiyetli hizmeti bıraktırıp lüzumsuz, malayani ve afaki işlerle meşgul eder. Sermaye-i hayatını boş yerde imha eder. O kıymettar ömrünü kıymetsiz şeylerde öldürür. Ve bazen bu harp boğuşmalarını merakla takip eden,
bir tarafa kalben taraftar olur. Onun zulümlerini hoş görür, zulmüne şerik olur”.

Bu girişi yaptıktan sonra sorulara cevap vermeye başlar: “Birinci noktaya cevap ise:
Evet, bu Cihan Harbinden daha büyük bir hâdise ve bu zemin yüzündeki hâkimiyet-i amme (dünyaya hakim olma) davasından daha ehemmiyetli bir dâvâ, herkesin ve bilhassa Müslümanların başına öyle bir hâdise ve öyle bir dâvâ açılmış ki, her adam, eğer Alman ve İngiliz kadar kuvveti ve serveti olsa ve aklı da varsa, o tek davayı kazanmak için bilâtereddüt (tereddütsüz bir şekilde) sarf edecek”.

“İşte, o dâvâ ise, yüz bin meşâhir-i insaniyenin (meşhur insanların) ve hadsiz nev-i beşerin yıldızları ve mürşitlerinin müttefikan, Kâinat Sahibinin ve Mutasarrıfının binler vaad ve ahdlerine istinaden haber verdikleri ve bir kısmı gözleriyle gördükleri şu ki: Herkesin, iman mukabilinde, bu zemin yüzü kadar bağlar ve kasırlarla müzeyyen ve bâki ve daimî bir tarla ve 
mülkü kazanmak veya kaybetmek dâvâsı başına açılmış. Eğer iman vesikasını sağlam elde etmezse kaybedecek. Ve bu asırda, maddiyyunluk taunuyla (materyalizm hastalığı nedeniyle)  çoklar o davasını kaybediyor. Hattâ bir ehl-i keşif ve tahkik, bir yerde kırk vefiyattan yalnız birkaç tanesi kazandığını sekeratta (ölüm anında) müşahede etmiş; ötekiler kaybetmişler”.

İşte imansızlık nedeniyle sonsuz bir hayatı kaybeden bir insana bütün dünya saltanatı verilse kaybettiği şeyin yerini doldurabilir mi? İşte bu imanı kurtarmak davasını kazanmanın yegâne yolu imanı kuvvetlendirecek Kuran tefsirlerini okumaktır. Lüzumsuz ve gereksiz boş işlerle vaktini zayi eden insanlar, Allah korusun materyalist ve dinsiz heriflerin tuzağına düşüyorlar. Bu ise gerçekten büyük bir akılsızlık ve israftır. Zamanımızı boşa geçirmekten başka bir şey değildir.

60 Milyon insanın öldüğü bu dehşetli dünya savaşını dahi imanı kazanmak ve korumak davasından önemsiz gören Bediüzzaman’a kulak vermek ve onun eserlerinden istifade etmek boynumuzun borcudur. Aksi takdirde kalbimizi sıkıntı ile doldurmak, boş ve faydasız işlerle o çok değerli vaktimizi zayi etmek akıllı bir insanın yapacağı iş değildir, vesselam…

Vehbi Kara Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle