• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Süleyman Önsay
Süleyman Önsay
TÜM YAZILARI
23 Kasım 2018

Zalimin elinden tutup zulmüne mani olmak!

Zalime destek değil, köstek olmamız hususunda Resulullah (s.a.v.)’in şu ikazını hatırlatmıştık:

“Allah’a yemin ederim ki; ya iyiliği emreder, kötülükten nehy eder, zalimin elini tutup zulmüne mani olur, onu hakka döndürür ve hak üzerinde tutarsınız; ya da Allah Teâlâ kalplerinizi o zalimlerin kalbi gibi yapar.” (Ebû Dâvûd, Melahim, H. No: 4336)

Evet, ilâhi ölçülere uymak adalet, bunun tersi ise zulümdür. İlahi irade, rıza ve düzene uymayan anlamına gelen “münker” kavramı; tüm zulümlerin ortak vasfıdır. Erkek olsun, bayan olsun müminlerin başta gelen özelliklerinden biri de münkere karşı koymaktır. 

İşte bu sorumluluğun muhatabı üç kesimdir:

a-Fertler:

“Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Resûlüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azîzdir, hikmet sahibidir.” (Tövbe,71) Bu mesajın öz olarak anlam ve kastı şudur:

İctimaî şuur [sosyal bilinç], fertlerin dinî ve ahlâkî kusurları ve kötülükleri karşısında da duyarlı olmak zorundadır. Nitekim, 71. âyette, kadın olsun erkek olsun müminlerin, birbirlerine iyiliği emredip kötülükten alıkoymalarının, aralarındaki velayet bağı ve kardeşliğin zaruri bir sonucu olduğuna işaret edilmiştir. Bu görev ve yetki cinsiyet farkı gözetmeden İslâm toplumunun bütün fertlerine verilmiştir. (Diyanet Vakfı Meali) 

b- İktidar Sahipleri (Toplum ve Devleti Yönetenler):

“Onlar (o müminler) ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar, zekatı verirler, iyiliği emreder ve kötülükten nehyederler. İşlerin sonu Allah’a varır.” (Hac, 41)  

Burada da öz olarak şu hususlara dikkat çekilmektedir:

Bu ayet, özellikle iktidarı elde bulunduran müslümanların hayatında intizam ve istikrarın gerekliliğini ifade etmektedir. Ayrıca, namaz ve zekat görevlerinin hemen ardından “iyiliği emretmek ve kötülükten nehyetmek” görevine yer verilmesi, ictimai ahlak ve nizamı koruyup geliştiren yöneticilerin üstün değerini ifade etmektedir. (Diyanet Vakfı Meali)

Bu ayet-i celilede İslami bir yapı ve idarenin olmazsa olmaz dört temel özelliği belirtilmektedir. Şu önemli nokta da asla göz ardı edilmemelidir ki namazın ikamesi tüm emir ve yasaklara uymanın; zekat da bütün mali ve ticari faaliyetlerde ilahi hükümlerin çerçevesinde kalmanın temel şuuru, pratiği ve eğitimidir.

c-Ana Vasfı ve Fonksiyonuyla Ümmet:

“(Ey ashâb-ı Muhammed! Siz,) insanlar(ın iyiliği) için (ortaya) çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz; iyiliği emreder, kötülükten men’ eder ve Allah’a îmân edersiniz! Eğer ehl-i kitab (Yahudilerle Hristiyanlar) da îmân etseydi, elbette kendileri için hayırlı olurdu. İçlerinden îmân edenler vardır, ama onların çoğu (dinden çıkmış) fâsıklardır.”

Bu âyetin tefsîrinde, Hz. Ömer (ra)’ın şöyle dediği rivâyet edilmiştir: “Allah dileseydi  [Siz] zamirini kullanırdı, hepimiz bu âyetin içine girerdik. Fakat Allah “Küntüm”[Siz oldunuz] ifâdesini kullanarak, bu âyeti sâdece Muhammed (asm)’ın ashâbına has kılmıştır. Kim onların yaptığı gibi yaparsa, insanlar için seçilmiş en hayırlı ümmet olur.” (Kenzu’l-Ummâl, c. 1, 238) (Hayrat Neşriyat Meali) 

Yani “..hayırlı ümmetin özellikleri olarak sayılan “iyiliği teşvik, kötülükten sakındırma ve iman” niteliklerini unutmamak gerekir ki, bu âyetin övgüsüne erişebilmek, ancak bu niteliklere sahip olmakla mümkündür.” (Ümit Şimşek Meali)

Sözün burasında bu ayet-i celilenin açıklaması babında Akif merhumu anmamak elbette elde değil:

Emr-i bi’l-ma’rûf imiş ihvân-ı İslâm’ın işi; 

Nehy edermiş, bir fenalık görse, kardeş kardeşi.

Kimse haksızlıktan etmezmiş tegâfül[gaflet etmek] ihtiyar [benimsemek]; 

Ferde râci’ [dönen] sadmeden [çarpmadan] efrâd [kişiler] olurmuş lerzedâr [titremeye uğrarmış].

Bir, neyiz? Seyreyle artık, bir de fikr et, neymişiz? 

Din de kürkün aynı olmuş: Ters çevirmiş giymişiz! (*)

Nehy-i ma’rûf  emr-i münkerdir gezen meydanda bak! 

En metîn ahlâkımız, yâhud, görüp aldırmamak! 

Yıktı bin mel’un kalem namusu, bizler uymadık; 

«Susmak evlâdır» deyip sustuk... Sanırsın duymadık! 

Kustu bin murdar ağız Şer’in bütün ahkâmına [şeriat kanunlarına];

Ah, bir ses bari yükselseydi nefret nâmına! 

Altı yüz bin can gider; milyonla îmân eksilir; 

Kimseler görmez! Gören sersem de Allah’tan bilir! 

Sonra, şayet şahsının incinse, hattâ, bir tüyü: 

Yer yıkılmış zanneder seyr eyleyen gümbürtüyü! ………………………………..

Göster, Allah’ım, bu millet kurtulur, tek mu’cize: 

Bir «utanmak hissi» ver gâib hazînenden bize! (*Bu teşbih İmam Ali (r.a.)’ın dır. M.Akif ERSOY, Safahat, 3. Kitap, İFAV, İst. 2005, s.191,192)

Peki, “Emir bi’l-ma’rûf nehiy ani’l-münker” in ne derece önemli olduğu hususunda şu satırlar yeterli bilgi ve bilinci sunmaktadır:

Emir bi’l-ma’rûf nehiy ani’l-münker “dinin yapılmasını istediği davranışları tebliğ ve teşvik; yapılmamasını hükmettiği eylemlerden de sakındırma” görevi; İslâm toplumlarında önemli  bir “dînî denetim” mekanizmasıdır. Bu önlem; İslam hukukunda “ihtisab müessesesi” veya “Hisbe” kavramlarıyla açıklanır.

Bilindiği gibi “..Terbiyenin gayesiinsanoğlunu yaratılış gayesine en uygun olan karaktere, şahsiyete ve davranış melekesine kavuşturmak, iyi insanlardan mürekkep iyi cemiyetler meydana gelmesine yardım etmektir. İslâm’a göre de cemiyetlerin en hayırlısı, şiârı iyilik olan ve bütün insanlığa sulhun, selâmetin, iyiliğin, yüksek ahlâkın örneğini veren, bunların hâkim olmasını gaye edinen cemiyettir. Suç işleyeni cezalandırmak belki bir zarûrettir; fakat önemli olan suçu önlemek, suç işleme istidadı taşıyanları terbiye ve ıslâh etmektir; tıpkı sıhhati korumanın, hastalığı tedavinden önce geldiği ve daha önemli olduğu gibi… 

İslâm bunun için kaideler koymuş, âlimlerimiz de bu kaideleri sistemleştirmiş, açıklamış ve tebliğ etmişlerdir…” ( Prof. Dr. Hayreddin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Meseleleri, c.2, s.704)

Ebû Saîd el-Hudrî’den (ra) rivâyet edildiğine göre Rasulullâh (sav) şöyle buyurmuştur.

“Sizden kim bir münkeri görürse onu eliyle düzeltsin, gücü yetmezse dili ile, yine gücü yetmezse kalbi ile düzeltsin; bu da imanı en zayıf olandır” (Müslim, İman: 20) 

Görülüyor ki münker yani ilâhî irade, rıza ve düzenlemeye ters düşen hususlar karşısında buğz etmek Peygamber Efendimizce mümin olmanın en son ve en zayıf noktası olarak değerlendirilmiştir. 

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23