Üç emir ve üç yasak!

02 Ağustos 2019 Cuma

Ümmete Ömer b. Abdülaziz (rh.a)’in hilafetinden beri her hutbe sonunda okunan Nahl Suresinin 90. ayet-i celilesinde altı çizilen hususlar.

Önce mealen ilahi buyruğu bir hatırlayalım:

“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” 

Ömer bin Abdulaziz (rh.a) ümmetin manevi şahsiyetinde kanayan bir yara olarak devam eden çok mu çok vahim olan bir fitneye “dur!” demişti. Şöyle ki, “...devrine kadar ki diğer Emevi halifelerinin zamanlarında devam etmiş kötü davranış... hutbe bitirildikten sonra İmam’ul-Mehdî Ali b. Ebî Talib’in lanetlenmesiydi.” (Muhammed A. Ebû Zehra, İslamda Siyasî ve İtikadî Mezhepler Tarihi,s.52) 

İşte o gün bugün O’nun açtığı güzel bir çığırla hutbelerin bitiminde Hz.Ali ve ehl-i Beytinin lanetlenmesinin yerine, tüm mü’minler için önemli ahlakî ilkeler ihtiva eden Nahl suresinin 90. ayeti okunuyor.

9 Şubat’ı gösteren takvim yapraklarında şöyle bir cümle dikkatimizi çeker. “Halife Ömer b. Abdülaziz şehid edildi.” Biz ta çocukluğumuzdan beri, Halife Hz. Ömer’i, Hattab oğlu Ömer Efendimizi biliriz ama “Halife Ömer b. Abdülaziz de kim?” diye, kendi kendilerine soranların sayısı da herhalde hiç de az değildir!

Kimdir Ömer b. Abdülaziz (rh.a)? Hani o adalet timsali Hz.Ömerimiz (r.a.) var ya, işte O’nun hem neseben hem de haseben (değer bakımından) akrabası, yani çok yakını olan bir büyüğümüz. İsterseniz önce sûreten yakınlığını bir görelim: “Bu akrabalığın başlangıç tarihi şöyledir: Hz.Ömer (r.a.) sütlere su karıştırılmamasını ilân etmişti. O günlerde bir gece geziye çıkmıştı. Yolu bir evin yanından geçerken içerden bir kadının kızına yüksek sesle şöyle dediğini duydu: ‘Kızım, sabah olmak üzere, süte su kat.’ Kızı da cevap olarak: ‘Anacığım , müminlerin emîrinin yasakladığını duymadın mı?’ deyince anası; ‘Kızım mü’minlerin emîri şu anda nereden duyacak?’ dedi. Buna karşılık kızı: ‘Mü’minlerin emîri bilmez ama Allah bunu görür’ dedi. Hz. Ömer (r.a) bu evi işaretleyerek oğlu Âsım’ı bu kızla evlendirdi. İşte Ömer b. Abdülaziz O’nun bu kızdan doğan torunudur.” (Ebu’l-Hasen en-Nedevi, İslam Önderleri Tarihi, c.1) Sîreten (ahlaken ve karakter olarak) akrabalığına gelince: O hem büyük ceddinin hem de diğer Râşid Halifelerin izledikleri yolun harfiyyen takipçisi olarak İslam tarihinde İkinci Ömer olarak anılmayı ve Beşinci Râşid Halife sayılmayı, O’nun bu dönemi de “kısa bir saadet dönemi” (Ekrem Sağıroğlu, Ömer İbni Abdülaziz, s.271) olarak nitelendirilmeyi hak etmişti.

Devraldığı devletin hem maddi hem de manevi yapısını, o güne değin süregelen tüm uygulamaları derhal değiştirdi. İdari yapıda “Halife ile halkı birbirinden ayıran duvar ve protokolleri ortadan kaldıran Ömer, halkın başkanlarıyla direkt olarak görüşmesini sağlamıştır.” (İmadüddin Halil, Ömer b. Abdülaziz Dönemi ve İslam İnkılabı, s. 225) Ayrıca yaptığı atamalarda, “...bilgi ve inancı ümmetçe bilinen kimseleri seçmeye özen gösterdiği... Emevi hanedanından hiçbir şekilde yararlanmadığı görülecektir... amacı, Arap olsun veya olmasın bu kapıyı ümmetin tüm çocuklarına açmaktı... Emevi eşrafının; ‘bize görev ver’ teklifine: ‘İsterseniz herbirinizi asker yaparım’ diyordu. ‘Ne diye yapamayacağımız bir şeyi bize teklif ediyorsun?’ diye söylenince Ömer: ‘Şu kilimimi görüyor musunuz? İstemediğim halde ayağınızla pisletip durduğunuz bu kilimin, yokluğa ve eskimeğe gittiğini biliyorum. O halde ben dinimi nasıl size teslim edebilirim? Müslümanların ırz ve namusunu size nasıl emanet edebilirim? Heyhat!.. Heyhat sizlere!’ ‘Neden?.. Akraba değil miyiz? Bizim de bir hakkımız yok mu?’ diyorlar. Ömer nihâî cevabı veriyordu: ‘Benim için bu konuda, sizinle en uzak bir müslüman arasında bir fark yoktur.’ ” (A.g.e. s. 229) 

Tarih boyunca ve bugün de devlet ve toplumun yönetimini elinde bulunduran kimselerin en büyük handikabı olan, yöneticilerle halk arasında aşılmaz duvarlar örerek yöneticileri daima -Hakk’ın rızasına ve halkın yararına ters de olsa- kendi arzuları ve çıkarları istikametinde yönlendiren “Yakın Çevre” olgusuna karşı şu önlemi almıştı: “Hilafete gelir gelmez insanlara şunu bildiriyordu: ‘İnsanlar, ancak şu beş şartla yanımıza yaklaşıp bizimle beraber olabilirler:

1-Derdini anlatamayanların ihtiyaçlarını iletmek,

2-Göremediğimiz zamanlarda bize adalet göstermek,

3-Hakta bize yardımcı olmak,              

4-Bize ve insanlara ait emanetin gereğini yapmak,

5-Yanımızda hiç kimsenin koğuculuğunu yapmamak,

Bu beş şarta uymayan, yanımıza yaklaşamaz ve bizimle dost olamaz.’ ” (İmadüddin Halil, a.g.e., s. 94)

Ömer b. Abdülaziz’i (rh.a.) tam anlamıyla tanımak ve tanıtmak bir defada olacak bir iş değil. Son olarak, O’nun değerinin ortaya koyan şu tabloyu yansıtarak sözlerimizi noktalayalım: O’nun döneminde yaşamak bahtiyarlığına eriştiği halde gözlerini semaya dikerek bulutların arasından Mehdî’nin zuhurunu bekleyen birisi, “Said b. Müseyyeb’e, Mehdî’nin kim olduğunu sordu. Kendisine verilen cevap şöyle idi: Sen hiç Ömer b. Abdülaziz’i görmedin mi?..” (Latif Erdoğan, Ömer b. Abdülaziz)

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • ORHAN İNANORHAN İNAN1 ay önce
    ALLAH(CC) RAZI OLSUN.GÜZEL BİR BİLGİ SAHİBİ OLDUM.ELLERİNİZE SAĞLIK..RABBİM BÜTÜN İSLAM VE MÜSLÜMAN HİZMETKARLARINDAN RAZI OLSUN.HAYIR İLE ANILANLARIMIZIN SAYISINI ARTTIRSIN..SAHABE EFENDİLERİMİZE AHİRETTE BİZLERİ DOST VE ARKADAŞ EYLESİN ,İNŞALLAH.
  • Mustafa Mustafa 1 ay önce
    Tevbe Sûresi. 126 - Onlar (münafıklar) her yıl bir veya iki kere kendilerinin çeşitli belalara uğratıldıklarını görmüyorlar mı? Böyle iken yine de tevbe etmiyor ve ibret almıyorlar
  • Mustafa Mustafa 1 ay önce
    Hz Ömer ranh veya Ömer b. Abdulaziz. Allah subhanehu ve teala rehmet etsin. Allah subhanehu ve teala nın. ÜÇ ŞARTI TEVHİD BİRİ BİRLEMEK. TAGUTU RED ŞİRKTEN BERİ OLMAK

Günün Özeti