--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Taşlar hedefini buldu mu?

Süleyman Önsay
Süleyman Önsay

İslâm’ın ana temellerinden biri olan Hac ibadetinin Ümmet çapında eda edilişinin ardından hacıların ülkelerine geri dönmeye başladıkları günleri yaşıyoruz.

Ümit ederiz ki Yüce Rabbimizin “Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnîdir.” (Âli İmran, 97) ayetiyle hüküm buyurduğu bu kutsal farizayı mübarek topraklarda eda edebilme nimetine kavuşmuş olan milyonlar nereye niçin gittiklerinin ve nerede neleri yaşadıklarının bilinciyle hareket ederek gösterilen hedefe ulaşmışlardır.

 Bilindiği gibi Hac gerektiğinde Allah için her şeye sırt dönerek O’nun rızası istikametinde ölüme doğru koşmanın; yeryüzündeki tüm Müslümanlarla kardeş olma bilincine ulaşmanın ve ötede mahşer meydanında, ilâhî huzurda kıyama durma atmosferini bugünden teneffüs etmenin temelidir. (Bk. Said Havva, İslâm, c.1, s. 17-23) 

Hac ibadeti adına gerçekleştirilen ihrama girmek, telbiye getirmek, vakfelerde durmak, şeytan taşlamak, tavaf ve say etmek ve kurban kesmek gibi görevler birer sembolik davranışlardır. Yani ortaya konan şekillerin çok ötesinde derin anlam ve kapsamı bulunan ve hem tarihsel hem de güncel birer kulluk bilgisi, bilinç ve aksiyonu göstergeleridir. Son nefesimize değin kesintisiz süren Allah’a kul olma ideal ve kararlılığının her zaman, her mekan ve her konumda gerçekleştirilmesi gereken kulluk motifleridir. Bu eylemlerin yapıldığı yerlerdeki teneffüs edilen manevî atmosfer ise ömrün son anına kadar gerçekleştirilmesi ve sürdürülmesi gereken bir kulluk iklimidir.

Küçük, orta ve büyük şeytan diye adlandırılan ve taşlanan cemreler de Haccın diğer menâsiki gibi semboliktir. Peki bu taşlanan şeytanlar kimleri temsil etmekte ve orada sembolik olarak neler taşlanmaktadır? Yüce Kitabımız Kur’an’da müminlerin dikkatleri üç olumsuz tipin üzerine çekilmekte ve insanlık tarihi boyunca Tevhid- Küfür mücadelesinde küfrün bu üç prototip üzerinde dikilip varlığını sürdürdüğünün altı çizilmektedir. Küfür kazanı insanlık hayatı boyunca bu üç tipin oluşturduğu saç ayağı üzerinde kaynamış ve İsrafil’in suruna kadar da kaynamaya devam edecektir.

Küçük cemre bu üç tip en Belamı, orta cemre Karun’u ve büyük cemrede Firavunu temsil etmektedir. Zira; 

“Şeytanın üç sembolü, tevhid karşıtı üçlü şirktir.

Firavunu vur, çünkü: Hüküm ancak Allah’ındır!

Karun’u vur, çünkü: Mal ancak Allah’ındır!

Bel’am’ı vur, çünkü: Dinin tamamı Allah’ındır!

Allah’ın tabiattaki temsilcileri, yeryüzündeki ev halkı insanlardır. Yeryüzündeki varisleri ise, takva sahibi kullarıdır.” (Ali Şeraiti, Hacc, s.156)

Haccı eda etmenin ne kadar derin ve engin anlamlar ifade ettiğini ortaya koymak elbette mümkün değildir. Biz sadece bu temel ibadetteki bilgi, bilinç ve hamle ruhunun bir örneğini teşkil eden şu veciz ifadeleri sizlere sunmakla yetinelim: 

“Her yıl yüz binlerce mümin, Mekke’ye gider, orda nefsten soyunur, şeytanı gözle görmüşcesine teşhir eder ve taşlar, sonra milyonluk tek gönül halinde Allah’ın önünde eğilir. Hz. İbrahim’i anar, Hz. İsmail’i anar, insanlığın büyük ve eşsiz kurtarıcısını ve onun etrafında dört dönen sahabileri anar. Geçmiş zamanı, o büyük ve mes’ut vakitleri yeniden yaşarlar. Kulaklarında vahyin ilk tebliğ edildiği anlardan ihtizazlar, ruhlarında ulvi ürpermeler, gönüllerinde mübarek sevinçler, mükemmel ve üstün mümin olarak yurtlarına dönerler. 

Kâbe’de bütün İslâm âleminin kalbi bir kalp gibi atar. Afrikalı, Asyalı, Avrupalı, Türk, Arap, Hintli, beyaz, sarı ve siyahi ayrılmaksızın orda müminler, İslâm’ın derinliğinde ve büyüklüğünde erirler ve olurlar.” (S.Karakoç, İslam, c.57)

“Sen de bir taş at, arkadaşım, hac yolcularının Mina’da attığı taşlar gibi, kötülüğün, yıkıcılığın, çöküntünün, kötümserliğin, kendi medeniyetine aykırılığın arkasından. Kendini inkâr edişin önünden ve arkasından. 

Sen at ki, seninle birlikte melekler de atsınlar. Asıl atılacak taşlar, bu manevi taşlardır. Bu taşlar atılmadı mı Hacda atılan taşların şeytana değeceği, şeytanı yaralayacağı şüphelidir. 

İlkin içindeki şeytana, sonra çevrendeki şeytana, sosyal şeytana, tarihi şeytana gerekli taşları atacaksın. Hacdaki atış, artık son atış olacak ve şeytan işte o zaman kökünden yenilmiş ve yıkılmış olacak. Ve sen Allah’ın huzuruna Kâbe’de şeytanı yenmiş olarak çıkacaksın.

Ama, her yerde Allah’a inançsızlık, taşlarını değil toplarını atarken, Kur’an’a ve Peygambere saygısız, karanlık diller uzanırken, her yerde Müslümanlar ve Müslümanların hakları çiğnenirken, Müslüman ülkeler doğudan batıya türlü esaretler altında kıvranırken, tarih yıkılırken, haysiyet ayaklar altında ezilirken, sen bütün bunlara kayıtsız kalır da sadece hac görevinde şeytanı taşlamakla bütün ödevini yerine getirdiğini sanırsan, aldanmış olursun ve sana ilk gülecek olan işte yine o şeytan olur.” (Sezai Karakoç, Kıyamet Aşısı, s.89,90)

Ne mutlu İslâm’ın derinliğinde ve büyüklüğünde eriyebilenlere ve adam gibi adam olabilenlere..

Ne mutlu taşları hedefini bulanlara..

 

Süleyman Önsay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle