Şükür nimetleri artırır!

11 Ocak 2019 Cuma

Yüce Rabbimiz şöyle buyurdu: “Yemin olsun ki şayet şükrederseniz kesinlikle (nimetlerimi) artırırım. Yine yemin olsun ki eğer nankörlük yaparsanız, benim azabım cidden çetindir.”(1) 

Âyet-i celîlede şükredilmeyen nimetler için çetin bir azap vardır, buyruluyor. Peki nimetler nelerdir veya neler nimettir? Bizlere Rabbimizce sunulup da nimet olmayan ne vardır ki? Hatta kuruyup kaskatı kesilmiş bir ekmek parçası bile olsa. 

“Bunun için hiçbir kullanılma değeri kalmasa da, yerde bir kuru ekmek parçası bile görse, bir müslümanın onu kaldırıp ayak altından kurtarması geleneği, yalnız bizim medeniyetimizde görülen bir saygı örneğidir ve bu gelenek ne güzel bir gelenek ve ne güzel bir örnektir! Hele o ekmek parçasının bütün nimetlerin sembolü olduğu düşünülürse…

Müslüman, nimetlerde gök sofrasından (maideden) bir iz bulur. İşte belki de bundan, Cennet nimetleri, yine de, Kur’an’da dünya nimetleriyle canlandırılmaktadır.

Nimetleri, bir de zihin ve ruh nimetleriyle birlikte düşünen insan, nasıl sürekli bir mucize karşısında olduğumuzu fark eder. Güzün dallardan mercan gibi sallanan narlar örneği dudaklarımızdan dökülen ve çağları aşan bir çift söz de bir nimettir. Allah’ı zikredenin gönlünde doğan nur da bir nimet… Güneş, uzayan deniz, bir çam ormanı, göz ve vücut için nasıl bir nimetse, düş, yerinde ve gereğinde hayal, düşünce, ses, ahenk duygusu, sevgi ve sempati, coşuş, kuvvet ve kudret… bütün bunlar da nimetlerdir.” (2)

Evet Allah’ın insanoğluna bahşetmiş olduğu lütufları tek tek sayıya dökmek elbette mümkün değil. Öyle buyurdu Yüce Mevlamız:

“Allah’ın nimetini saymaya kalksanız, onu sayamazsınız. Hakikaten Allah çok bağışlayan, pek esirgeyendir.” (3)

Şükür;  dünya ve ahirette huzur ve saadet içinde yaşayabilmesi için Yüce Yaratıcı tarafından insanoğluna sunulan yol ve rotada katedilmesi gereken beş rütbe ve mevkiin en doruğu olan bir meziyettir. Şükür; ilki İman, ikincisi İslâm, üçüncüsü İhsan, dördüncüsü Takva olan bu kulluk sürecinin beşinci yani son zirvesidir. Dünyayı cennet kılmak, ahirette de sonsuza değin cennette yaşamak ancak bu beş vasfın -İman, İslâm, İhsan, Takva ve Şükür makamlarının- sahiplerinin işi ve kârıdır. İman etmeksizin İslâmca yaşamak söz konusu olmadığı gibi, İslâm’ın çerçevelediği hayatı uygulamadan da İhsan’dan yani Allah’ı görürcesine O’na ibadet etmekten dem vurulamaz. İhsan sahibi olmadan da Takva’ya yani Allah’ın emirlerini ihmal ve yasaklarını işlemekten sakınma çizgisine ulaşmak kesinlikle gerçekleştirilemez. Takvasız yani Yaratıcı’nın emirlerini yerine getirip haramlarını terk etmeksizin Şükür’den söz etmek ise asla mümkün değildir. Bu gerçeği Cüneyd Bağdadî ne kadar güzel özetlemiştir: “Şükür odur ki Cenab-ı Hakk’ın kişiye ihsan buyurmuş olduğu nimetle kendisine asi olmaması ve o ilâhî ni’meti kişinin kendisine günah sermayesi yapmamasıdır. İşte şükür budur!” O halde muhasebe ve muhakememizi buna göre yapalım. Bizlere sunulan ömür sermayesi başta olmak üzere her biri paha biçilmez değerdeki göz, kulak gibi uzuvlara sahip vücutlarımızı, sıhhatimizi, mal ve mülkümüzü, çoluk ve çocuğumuzu, bilgi ve becerilerimizi, ilim ve mansıplarımızı, yetki ve nüfuzlarımızı ve sayılamayacak sayı ve değerdeki Rabbanî imkanları bizler acaba nasıl bir yaşantıya sermaye yapıyoruz? Bunları hangi ölçü ve değerlere göre tasarruf ediyoruz? Bu nimetlerle, Hâlık’ın rızasına uygun bir hayatı mı, yoksa Allah’a isyan pahasına da olsa halkın beğeni ve kabulüne uygun bir yaşantıyı mı sergiliyoruz? Kısaca şükür olan bir hayatın mı, tersine nankörce geçen bir ömrün mü sahibiyiz? Şunu unutmayalım ki nimetlerin şükrü, ancak onları verenin rızası çerçevesinde kullanmakla eda edilir. Sadece dil ucuyla “el-Hamdü lillah” deyip, sonra da keyfimize, dünyevî çıkarlarımıza, şehvet ve arzularımıza göre davranmak şükür değil, ancak Allah’a isyan ve nankörlük olur. Devrin Sultanı ile sade bir mü’min arasındaki şu diyalog bu konuda hepimizin kulağına küpe olacak değer ve kapsam içerir: Şükretmekte olduğum için verdiğin selamı almadım, diyen Sultana bu kişi sorar: -Ne şekilde şükrediyorsun? Sultan -el-Hamdü lillahi Rabbil alemin diyerek, cevabına verince bu kişi sultana şöyle seslenir:

-Ey Sultan, sen hamd etmenin yolunu bilmiyorsun, şükretme görevini yerine getirmiyorsun. Şükür, gül ağacı üzerine konan bülbülün bir nefes ezgi yapması gibi “el-hamdü lillah” kelimesini terennümle yetinmek değildir. Şükür, sahip olduğun nimete uygun olarak yapacağın iştir. Saltanatın şükrü bütün insanlara adalet ve iyilik yapmandır. Ülkenin genişliğinin şükrü insanların kazanımlarına göz dikmemendir. Yetki sahibi olmanın şükrü, halka hizmet etmendir. Baht ve ikbal yüceliğinin şükrü, fakir ve düşkünlere merhamet etmendir. Kudret ve kuvvetin şükrü, yerine göre bağışlamayı bilmendir.

Sözlerimizi Peygamber Efendimizin şu ikazıyla noktalayalım:

“Dünyalığı sizden daha az olanlara bakınız. Sizden üstün olanlara bakmayınız. Elinizde olan nimeti hor görmemenize en uygun olanı budur.

Sizden biriniz mal ve yaratılış bakımından kendisinden üstün kimseyi gördüğünde, bir de kendisinden daha geride olanlara baksın.”

---------------------------------------------

1-İbrahim, 7.

2-Sezai Karakoç, Kıyamet Aşısı, Diriliş Yayınları,s.28.

3-Nahl,18

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • AliAli8 ay önce
    Ekmeğe çok hürmet ederiz her evde lavoboda ekmek kırıntılarını kanslizyona atarız. Tuvalette el yıkamaz elimizi tuvalet dışında yikamayi kerih görürüz, peki giden nereye gidiyor . Eski binalarda mutfak giderleri lahima gidiyor neden yeni sitelerde yeni şehirler de mutfak giderleri ayrılmıyor. Çünkü Mutfak giderleri ayrılsın kimyasal gübre kullanılmayacak mutfakatığı doğalgübredir. Yanık yağlar denize ulaşamayacak .
  • Oku mayınOku mayın8 ay önce
    Sükredecek olanlar para kazandı . Pırlanta lı perdeler altın varaklı mobilyalar sarayları kıskandıracak evlerde oturuyor. Eskiden sosyeteye imrenenlere şimdi sosyete imreniyor. Boşuna söylenmedi sonradan görme gavurdan dönme. (galilen ma teşkurun) nekadar az sükrediyorsunuz .ayet meali
  • Mustafa EROĞLUMustafa EROĞLU8 ay önce
    Allah Teâlâ yazınızın her kelimesine sayısız ecirler versin
  • MustafaMustafa8 ay önce
    Türkiye de diyanet 140 bin camide imamlara maaş veriyor ve aynı diyanet her camiye diyanet İslam ansiklopedisi dağıtmış okuyan yok . Mevlitler ,kutlu doğum ,Cevşen, kadir gecesi hariç bütün kandiller bidat yazıyor . Bir hadisi şerif te Allah Rasulu " bidat ehline Allah lanet etsin" bidatehli ne demektir.
  • MustafaMustafa8 ay önce
    Sizde hiç değilse yılda beş kere kandillerde camiye geliyorlar bunun neresi bidat diyenlerdenmisiniz. GÜNDE BEŞ KEZ ALIN SECDEYE GELMESİ GEREKİRKEN YİLDA BEŞ KEZ GELSİN DİYEN BİDAT EHLİDİR. EVET BİDAT KADİR GECESİ HARİC BÜTÜN KANDİLLER BİDATIR. DİYANET İSLAM ANSİKLOPEDİSİNDE BİDAT YAZİYOR. kandiller mevlitler kutlu doğum, Cevşen ,celcelutiye duası BİDAT yazıyor .
  • Fatıma keskinFatıma keskin8 ay önce
    Hocam neye şükredeceğizNamaz kılan azalmış,Oruç tutan azalmış,Okullardaki gençlik ahlaken çökmüş onamı şükredeceğiz, sırf dindar görünü-yor diye liyakatsız insanların malı götür-melerine ses çikarmayıp sükür sıra bizemi geldi diyeceğiz?
  • MustafaMustafa8 ay önce
    Mâide Sûresi / 33.Ayet33. Allah ve Resûlü’(nün hükümleri)ne karşı savaş açan ve (bu hükümlerin yapılmasını istemeyerek ve aksini yaparak)1 yeryüzünde anarşi/fesat çıkartmaya çalışanların cezası ancak (verilecek hükme göre ya) öldürülmeleri, ya asılmaları, ya (sağ) elleriyle (sol) ayaklarının çapraz kesilmesi ya da (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu, onlar için dünyada bir rezilliktir. Âhirette ise onlara büyük bir azap vardır.Allah ve Resûlü’ne karşı savaş açma iki türlü olur. Biri, Allah’ın emirlerini/hükümlerini hiçe sayarak onları toplumun yaşamından kaldırmak, emirlerini yasaklamak, haram kıldıklarını da serbest bırakmak ve onlara imkânlar tanımakla; diğeri de fertlerin toplum düzenini bozucu/anarşist hareketleriyle olur. İslâm, bir insanın başkasını kasten öldürmesini bir insanlık suçu sayar ve bütün insanları öldürmüş gibi kabul eder. Yol kesme, soygun ve öldürme olayları toplumun huzurunu bozduğu için devlete karşı işlenmiş bir suç kabul edilmiş ve cezalar konulmuştur. Aşağıda görüleceği şekilde bu cezaları İslâm, suç işleyecek olanın kendi âkıbetini düşünmesi ve ondan ibret alıp vazgeçmesi için koymuştur. Şöyle ki:1. Silahlanıp dağa çıkan ve orada yol kesip adam öldürenin cezası ölümdür. 2. Hem öldürmüş hem de soygun yapmışsa hem öldürülür hem de ibret için asılır. 3. Yol kesmiş, kimseyi öldürmemiş de sadece malları alıp kaçmışsa normal hırsıza göre2 cezası, iki misli olarak sağ el ve sol ayağı çaprazlama kesilir. 4. Yol kesip öldürmeden ve malları da almadan yalnız terör havası yaratıp insanları korkutmuşsa sürgüne gönderilir. Cumhûrun kavli budur.3

Günün Özeti