• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Süleyman Önsay
Süleyman Önsay
TÜM YAZILARI
28 Aralık 2018

Ömürler ölümsüz değildir!

Pazartesi günü yeni bir miladi yıla ulaşmış olacağız, tabi ki nasip olursa.

Aslında insan için esas önemli olan ve değişmeyen gerçek; takvimlerin neyi, neye göre gösterdiği değil, ömürlerin nasıl ve neye göre geçtiği, neleri ortaya koyduğudur. 

Allah’ın bir lütfu olarak bizlere sunulan hayatın yıllarını, aylarını ve günlerini hatta anlarını emrolunduğu gibi değerlendirebilmekdir. Unutmayalım ki yılların artması aynı zamanda ölümün bir yıl daha yaklaşmış olması demektir.

Öyle buyurdu Yüce Rabbimiz:

“Senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedî mi kalacaklar? 

Her can ölümü tadacaktır. Denemek için sizi hayırla da şerle de imtihan ederiz. Sonunda bize geleceksiniz.” (Enbiyâ suresi, 34 ve 35)

“..müşrikler Hz. Peygamber’in yeme, içme, evlenme vb. özelliklerine bakarak onun peygamber olamayacağını, ancak bir sihirbaz veya bir şair olduğunu iddia ediyor; zamanla bir felâkete uğrayarak yok olacağına veya eceliyle öleceğine, böylece peygamberlik iddiasının da sona ereceğine inanıyorlardı.(krş, Tûr 52/30-31)

Yüce Allah; onların yersiz temennilerine cevap olmak üzere bu âyetleri indirerek peygamber dahî olsa hiçbir insana ölümsüzlük vermediğini, Peygamber’in ölümünü bekleyenler dahil olmak üzere her canlının ölümü tadacağını bildirmektedir. Nitekim başka bir âyette Hz, Peygambere hitaben, ‘Elbette sen öleceksin, onlar da ölecek’(Zümer 39/30)buyurarak bu gerçeği açık bir şekilde ifade etmiş, ölüm ve ölüm ötesi hakkında umursamaz davrananlara bu tutumlarının kendilerini hiçbir şekilde bu gerçeklerden kurtaramayacağını haber vermiştir.”

“Her can ölümü tadacaktır. Denemek için sizi hayırla da şerle de imtihan ederiz. Sonunda bize geleceksiniz.” ayeti, “..insana ölümlülüğü, hayatın iyi ve kötü yönleriyle bir sınav alanı olduğu, sonunda herkesin Hakk’ın huzuruna varıp hesap vereceği gerçeğinin yalın fakat etkili bir ifadesidir.” (Komisyon, Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir, c.III, S.679, Ank. 2007)

Peygamber Efendimiz ömür süren bizlere “Ölümü iki kaşınız arasında bilin” ikazında bulundu.

Zira “Ölüm ve ölüm ötesi düşüncesi, insana kendi varlık sebebinin sırrını fısıldar. O, bu düşünce çilesinde, meleklerin varamadığı hakikat kaynağına erme yüceliğini kazanır.

Ölümü sürekli olarak anımsamak, ona gömülmek, onda boğulmak değildir. Asıl onu tanımak istemeyen, onu inkâr eden, ona batmıştır. Nasıl ki, denizi bilmek, denizde boğulmak için değildir, tam tersine onda boğulmamak içindir. Asıl denizde boğulan, onu bilmeyen, onu tanımayandır.

Asıl ölüler, ölümü inkâr edenlerdir. Onlar, fiziğin kristalize betonlaştırma sürecinde donmuş, ölmüşlerdir. Farkında olmadan ölmüşlerdir. Ölümle aşılanmamış bulundukları için, ölüme karşı bağışıklıkları yoktur. Ama, ölümü hayatına katarak yaşayanlar, asıl yaşayanlar bunlardır.…

Ölüm ve ötesi düşüncesine sahip olmak, hayattan mahrumluk anlamına gelmez. Gün ışığını en çok çeken, siyah renktir. En çok reddeden de beyaz…

Kim, ölmeden önce ölümü yaşarsa, ölüm de onu yaşar. Böylece, onu tanır, onu dost bilir. Ona zarar veremez artık.

Ölümü yaşayan, ölüm korkusundan kurtulur, ölüm ötesi sevincinden, ebedîlik huzurundan bir soluk katılır yaşamına.

Ölümü hiç düşünmeyen, bir gün onun öldürücü şokuyla karşılaşacaktır. Ama onu, bir ilâç gibi, zamanında ve dozuyla almış olan, onunla karşılaşmaktan çekinmez artık. Ölüm korkar o kişiden, o ölümden değil.” (Sezai Karakoç, Gündönümü, s.41-43)

Öyle der merhum şair:

“Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm

Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm.”

O halde “Dünya mâdem fânîdir! 

Hem mâdem ömür kısadır! 

Hem mâdem gayet lüzumlu vazîfeler çoktur! 

Hem mâdem hayât-ı ebediye burada kazanılacaktır!

Hem mâdem dünya sâhibsiz değil! 

Hem mâdem şu misâfirhâne-i dünyanın gayet Hakîm ve Kerîm bir Müdebbiri (idârecisi) var!

Hem mâdem ne iyilik ne fenâlık, cezâsız (karşılıksız) kalmayacaktır! 

Hem mâdem [Allah, kimseyi gücünün yetmeyeceği bir şeyle mükellef tutmaz] sırrınca teklîf-i mâlâyutâk (gücün yetmediği teklif) yoktur! 

Hem mâdem zararsız yol, zararlı yola müreccahtır (tercîh edilir)!

Hem mâdem dünyevî dostlar ve rütbeler, kabir kapısına kadardır!

Elbette en bahtiyâr odur ki; dünya için âhiretini unutmasın, âhiretini dünyaya fedâ etmesin,  hayât-ı ebediyesini hayât-ı dünyeviye için bozmasın, mâlâyâni (faydasız) şeylerle ömrünü telef etmesin; kendini misâfir telakki edip(kabûl edip) misâfirhâne sâhibinin emirlerine göre hareket etsin; selâmetle kabir kapısını açsın saâdet-i ebediyeye (Cennete) girsin!”                                                                             

(Mektûbât, 16. Mektûb) 

Sözlerimizi ayet mealleriyle noktalayalım:

Çünkü Rabbi ona: Müslüman ol, demiş, o da: Alemlerin Rabbine boyun eğdim, demişti.

Bunu İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti, Yakub da: Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslâm’ı) seçti. O halde sadece müslümanlar olarak ölünüz (dedi).” (Bakara, 131, 13)

Ömürler Müslümanca olmadan, ölümler İslamca olur mu?

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23