Ömürler ölümsüz değildir!

28 Aralık 2018 Cuma

Pazartesi günü yeni bir miladi yıla ulaşmış olacağız, tabi ki nasip olursa.

Aslında insan için esas önemli olan ve değişmeyen gerçek; takvimlerin neyi, neye göre gösterdiği değil, ömürlerin nasıl ve neye göre geçtiği, neleri ortaya koyduğudur. 

Allah’ın bir lütfu olarak bizlere sunulan hayatın yıllarını, aylarını ve günlerini hatta anlarını emrolunduğu gibi değerlendirebilmekdir. Unutmayalım ki yılların artması aynı zamanda ölümün bir yıl daha yaklaşmış olması demektir.

Öyle buyurdu Yüce Rabbimiz:

“Senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedî mi kalacaklar? 

Her can ölümü tadacaktır. Denemek için sizi hayırla da şerle de imtihan ederiz. Sonunda bize geleceksiniz.” (Enbiyâ suresi, 34 ve 35)

“..müşrikler Hz. Peygamber’in yeme, içme, evlenme vb. özelliklerine bakarak onun peygamber olamayacağını, ancak bir sihirbaz veya bir şair olduğunu iddia ediyor; zamanla bir felâkete uğrayarak yok olacağına veya eceliyle öleceğine, böylece peygamberlik iddiasının da sona ereceğine inanıyorlardı.(krş, Tûr 52/30-31)

Yüce Allah; onların yersiz temennilerine cevap olmak üzere bu âyetleri indirerek peygamber dahî olsa hiçbir insana ölümsüzlük vermediğini, Peygamber’in ölümünü bekleyenler dahil olmak üzere her canlının ölümü tadacağını bildirmektedir. Nitekim başka bir âyette Hz, Peygambere hitaben, ‘Elbette sen öleceksin, onlar da ölecek’(Zümer 39/30)buyurarak bu gerçeği açık bir şekilde ifade etmiş, ölüm ve ölüm ötesi hakkında umursamaz davrananlara bu tutumlarının kendilerini hiçbir şekilde bu gerçeklerden kurtaramayacağını haber vermiştir.”

“Her can ölümü tadacaktır. Denemek için sizi hayırla da şerle de imtihan ederiz. Sonunda bize geleceksiniz.” ayeti, “..insana ölümlülüğü, hayatın iyi ve kötü yönleriyle bir sınav alanı olduğu, sonunda herkesin Hakk’ın huzuruna varıp hesap vereceği gerçeğinin yalın fakat etkili bir ifadesidir.” (Komisyon, Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir, c.III, S.679, Ank. 2007)

Peygamber Efendimiz ömür süren bizlere “Ölümü iki kaşınız arasında bilin” ikazında bulundu.

Zira “Ölüm ve ölüm ötesi düşüncesi, insana kendi varlık sebebinin sırrını fısıldar. O, bu düşünce çilesinde, meleklerin varamadığı hakikat kaynağına erme yüceliğini kazanır.

Ölümü sürekli olarak anımsamak, ona gömülmek, onda boğulmak değildir. Asıl onu tanımak istemeyen, onu inkâr eden, ona batmıştır. Nasıl ki, denizi bilmek, denizde boğulmak için değildir, tam tersine onda boğulmamak içindir. Asıl denizde boğulan, onu bilmeyen, onu tanımayandır.

Asıl ölüler, ölümü inkâr edenlerdir. Onlar, fiziğin kristalize betonlaştırma sürecinde donmuş, ölmüşlerdir. Farkında olmadan ölmüşlerdir. Ölümle aşılanmamış bulundukları için, ölüme karşı bağışıklıkları yoktur. Ama, ölümü hayatına katarak yaşayanlar, asıl yaşayanlar bunlardır.…

Ölüm ve ötesi düşüncesine sahip olmak, hayattan mahrumluk anlamına gelmez. Gün ışığını en çok çeken, siyah renktir. En çok reddeden de beyaz…

Kim, ölmeden önce ölümü yaşarsa, ölüm de onu yaşar. Böylece, onu tanır, onu dost bilir. Ona zarar veremez artık.

Ölümü yaşayan, ölüm korkusundan kurtulur, ölüm ötesi sevincinden, ebedîlik huzurundan bir soluk katılır yaşamına.

Ölümü hiç düşünmeyen, bir gün onun öldürücü şokuyla karşılaşacaktır. Ama onu, bir ilâç gibi, zamanında ve dozuyla almış olan, onunla karşılaşmaktan çekinmez artık. Ölüm korkar o kişiden, o ölümden değil.” (Sezai Karakoç, Gündönümü, s.41-43)

Öyle der merhum şair:

“Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm

Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm.”

O halde “Dünya mâdem fânîdir! 

Hem mâdem ömür kısadır! 

Hem mâdem gayet lüzumlu vazîfeler çoktur! 

Hem mâdem hayât-ı ebediye burada kazanılacaktır!

Hem mâdem dünya sâhibsiz değil! 

Hem mâdem şu misâfirhâne-i dünyanın gayet Hakîm ve Kerîm bir Müdebbiri (idârecisi) var!

Hem mâdem ne iyilik ne fenâlık, cezâsız (karşılıksız) kalmayacaktır! 

Hem mâdem [Allah, kimseyi gücünün yetmeyeceği bir şeyle mükellef tutmaz] sırrınca teklîf-i mâlâyutâk (gücün yetmediği teklif) yoktur! 

Hem mâdem zararsız yol, zararlı yola müreccahtır (tercîh edilir)!

Hem mâdem dünyevî dostlar ve rütbeler, kabir kapısına kadardır!

Elbette en bahtiyâr odur ki; dünya için âhiretini unutmasın, âhiretini dünyaya fedâ etmesin,  hayât-ı ebediyesini hayât-ı dünyeviye için bozmasın, mâlâyâni (faydasız) şeylerle ömrünü telef etmesin; kendini misâfir telakki edip(kabûl edip) misâfirhâne sâhibinin emirlerine göre hareket etsin; selâmetle kabir kapısını açsın saâdet-i ebediyeye (Cennete) girsin!”                                                                             

(Mektûbât, 16. Mektûb) 

Sözlerimizi ayet mealleriyle noktalayalım:

Çünkü Rabbi ona: Müslüman ol, demiş, o da: Alemlerin Rabbine boyun eğdim, demişti.

Bunu İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti, Yakub da: Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslâm’ı) seçti. O halde sadece müslümanlar olarak ölünüz (dedi).” (Bakara, 131, 13)

Ömürler Müslümanca olmadan, ölümler İslamca olur mu?

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • mhmtmhmt6 ay önce
    Yazmayayım diyorum ama bir kıpırdanma olmayınca bir uyanma olmayınca yazarak kahrımı dile getiriyorum. Pislikler kanalizasyonlar bizim yapmamız gerekenin tam tersini çok güzel yapabiliyor. Piyango kuyruklarının TVlerde haber olup gösterilmesi bile teşvik olmuyor mu? Her şeyimiz para pul olmuş. İnsanlarımız başıboş olup sanki bir hayvan gibi demek doğruda olmaz ama teşbihte hata olmaz günü birlik yaşıyor. Ye iç yat. Kalk yeni bir gün için tekrar ye iç yat. Rotası olmayan bir gemi gibi. Dini tüccarlık gibi yaşamaya devam ettikçe kimseye bir şey anlatamayız. Herkes çokbilmiş. Ölüm en güzel nasihat ama anlayan akleten var mı? laf çok icraat tam tersi olunca inandırıcı olamazken bozulma da artıyor. Bataklıklarla mücadele yerine sivrisineklerle uğraştıkça kendimizi kandırmaya devam ediyoruz. Gerçekten kitap yüklü eşşekler gibiyiz. Her şeyi de çok iyi biliyor ve dini kendimize uydurdukça uyduruyor, yağ gibi üste çıkmayı becerebiliyoruz. Çok marifetliyizki şeytana bile pabucunu ters giydirebilecek durumdayız.Örnek olacaklar ördek gibi yaşayıp durdukça nasıl inandırıcı olup davaya sahip çıkacağız? “Bir elime Ay’ı, diğer elime güneşi verseniz bu davadan vazgeçmem.” diyen, ümmetim ümmetim diyerek üzerimize titreyenAllah(CC)'ın kulu ve elçisinin yaşayışı neredeümmetinin yaşayışı nerede, gençlik nereye kayıyor? Kadını köleleştiren cahiliyeye geriye döndük. Statları doldurarak heva ve heveslerimizi tavan yaptık. Talih oyunlarına piyangolara bel bağlar olduk. Modanın fuhşiyatın mal mülkün kölesi olduk. Teknolojinin oyuncağı olduk. Gençlik elden giderken bataklıklara batmaması için gençleri kurtarmak isterken kurtaramamak bir kenara kendimizde bataklığın içine gömülür, olduk. Dizilerle filmlerle şeytanın istediği her şeyi güzel şatafatlı ve en değerli olarak gösterdikçe gözlerimiz faltaşı gibi açılır oldu. Dünyaya kazık çakmak için yarış almış başını gidiyor. Nefisler doymuyor, çoştukça çoşuyor. Her taraftan gaz verdikçe uçuyoruz ama çakıldığımızı göremiyoruz. Örnek yaşayış ise ağızlarda. Yaşayacak insanı bulamıyor. Resul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz, servete, şöhrete ve debdebeye asla itibar etmedi. Zaman oldu ki, Arabistan’ın bütün hazineleri ve altınları eline geçtiği, tabir caiz ise, dünya her şeyi ile O’na iltifat edip, kendisini cezp etmek istediği halde, O onlara itibar etmedi ve onlardan ne KENDİSİNE BİR PAY ayırdı, ne YUMUŞAK YATAKTAyattı, ne LEZİZ YEMEK yedi ve ne de İHTİYACINDAN FAZLA BİR KAT ELBİSE giydi. Medine’ye hicret ederek az zamanda birçok fütuhata mazhar olduğu, dünya O’na boyun eğip meftun olduğu halde, O, asla dünyaya itibar etmedi. Hz. Ömer (r.a) şöyle anlatıyor: “Bir gün Allah Resulünü ziyarete gitmiştim. Hizmetçisi Rebah’dan izin istedim ve içeri girdim. Allah Resulü bir hasır üzerine yattığı için, yüzüne hasırın izleri çıkmıştı. Tahtadan yapılmış olan dolaba baktım; bir tasın içinde sadece biraz arpa vardı. Bu manzara karşısında duygulandım, gözlerim doldu ve kendisine: Ey Allah’ın Resulü! Kisralar ve Kayserler saraylarında lüks ve rahat içinde yaşarlarken sen burada sıcağın altında, mübarek vücuduna hasırın izleri çıkmış olarak yatıyorsun. Halbuki sen Allah’ın Resulüsün. Müsaade etsen de sana bir yumuşak yatak yaptırsak.” dedim. Allah Resulü tebessümle yüzüme baktı ve şöyle buyurdu: “Dünya benim neme gerek Ya Ömer! Dünyanın onların, ahiretin ise bizim olmasına razı olmuyor musun?” Başka bir gün Hz. Fâtıma’nın boynunda altından bir gerdanlık gören Allah Resulü şöyle buyurdu: “Kızım, insanların "Peygamberin kızı Fâtıma’nın boynunda altından bir gerdanlık gördük." demeleri hoşuna gider mi?” Ebu Zer Hazretleri şöyle anlatıyor: “Bir gece Allah Resulü ile bir yerden geçiyorduk. Bana dönerek şöyle buyurdular:“Bütün Uhud Dağı altın olup, benim olsa, onun tek bir dinarının bile üç gün yanımda kalmasını istemezdim; yalnız borcumu ödemeye yetecek kadarını saklardım.” Gerçekten nereye gidiyoruz.Allah yar ve yardımcımız olsun.
  • ali sadıkoğluali sadıkoğlu6 ay önce
    hoca efendi,şu ayeti bi açıklayıversen:''kadınlara zina isnat edip,sonrada 4 şahit getiremeyenlere 80 deynek vurun'('nur suresi 4. ayet)şimdi tanrının bu kadar gezegen ve galaksiden sonra işimi yokta milletin yatağına karışsın?yada 4 şahit bulamazsak bizimki gürültüyemi gidecek:))),bu nasıl ayet yahu?hele bir o engin bilgin ile yanıtlada anlayalım bu işi!!bu soruyu yanıtlarsan diğer sorularıma geçeceğim,mesela 2.soru bakara 230.ayet....?

Günün Özeti