• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Süleyman Önsay
Süleyman Önsay
TÜM YAZILARI
04 Ocak 2019

Nimetler ikram değil, imtihandır!

Yüce Rabbimiz şöyle buyurdu:

“ İnsana bir zarar dokunduğunda bize yalvarır; sonra ona katımızdan bir nimet verdiğimizde, ‘Bunu ancak bir bilgi sayesinde elde ettim’ der. Aksine o nimet bir imtihandır ama çokları bunu bilmez.

Onlardan öncekiler de böyle sözler söylemişti; ama elde ettikleri şeyler onlara fayda vermedi.” (Zümer Suresi, 49 ve 50)

Bu ilâhî mesajlarda şu noktalar dikkatlerimize sunulmaktadır:

1-İnsanoğlu genelde sıkıntı, ihtiyaç, acizlik hallerinde Rabbini hatırlamakta ve ona yönelip yalvarmaktadır.

2- Rahatlık, bolluk ve güçlülük durumlarında ise bunları kendinden bilmekte ve adeta Mevla’yı unutmaktadır.

3- Sahip olunan tüm nimetler Allah tarafından insanlara imtihan için verilmiştir ve insanların çoğu bunun bilgi ve bilincinden uzaktır.

4- Daha önceleri de Karun gibi niceleri “Bütün bu verilenler bizim bilgi ve becerimiz sayesindedir” diyerek her şeyi kendilerinden bilmişler ve aynı şeyleri söylemişlerdi. Ancak dünyada sahip oldukları hiçbir şey onları, ölümden kurtaramamıştı. Yarın, Öte’nin hesabına ve azabına karşı da onlara hiç mi hiç fayda sağlamayacaktır. 

Evet, bugün “bizim malımız, bizim mülkümüz, bizim gücümüz, bizim servetimiz, bizim yetki ve hakkımız” diyerek sahiplendiğimiz tüm dünya nimetleri bizlere birer imtihan vesilesi olarak Yüce Yaratıcımızca sunulmuştur. Tüm bize lütfedilenlerle nankörlüğün mü yoksa şükrün mü insanı olacağız? Bütün bu verilenlerle itaatin mi yoksa isyanın mı adamı olacağız? Bize bahşedilen türlü nimetlerle, onları bize sunan Mevla’ya mı kul olacağız yoksa paranın, malın, mülkün, makamın, nefsin, şehvet ve arzuların mı kölesi olacağız? İşte dünya, tüm değer ve varlıklarıyla bu denemenin sahnesidir. Doğum-ölüm çizgisi olan hayat da bu imtihanın adıdır. Nimetler de bir nevi bu sınavın sorularıdır. Nimetlerin ne anlama geldiği noktasında şu veciz ifadeler ne kadar manidardır: 

“Müslümanın nimetleri kutludur. Müslüman, nimetleri kutlu bilir. Bir Batılının, bir komünistin, bir puta tapanın gözünde, yenilen ve içilenler… tanrılaşmamışsa, maddeleriyle neyseler ondan ibaret bilinir ve öylece değerlendirilirler. Hatta, lugatlarında, ‘nimet’ kelimesini tam karşılayacak bir kelime bile yoktur. Nimeti tanrılaştırmaksa, her şeyden önce nimete zulümdür. Çünkü, nimetin her tarafından kulluk sızar. Nimetler de, her türlü güç ve imkanlarını yaratıcının görülmesine çevirirler. Nimetin tüketilme özelliği biraz da buradan geliyor. Her nimet, sanki, insanda insana bir haz sunarak fani oluyor ve aradan çekilirken insanı Yaratıcısıyla baş başa bırakıyor. Sanki nimetin ödevi, kendiliğinden bir ruh ve şuur gücüyle Yaratıcıya dönmeyen insanı içgüdülerinden yakalayarak Allah’a çevirmek, Allah ile insan arasına bir köprü kurmak ve sonra aradan en alçakgönüllü bir biçimde çıkmaktır. Nimet ve sofra, Allah’ın önünde fani olmanın ne zengin tablosudur! İşte böylece, her şey birbirine nimet olarak, her şey birbirinin içinde yok olarak çekiliyor ve ortada yalnız o kalıyor!” (Sezai Karakoç, Kıyamet Aşısı, Diriliş Yayınları,s.28.)

Evet unutmayalım ki; en küçüğünden en büyüğüne, en basitinden en zorlusuna, en ucuzundan en paha biçilmezine kadar tüm değerler kutsal birer emanettir ve bizler için imtihandır. Onları Allah’ın irade ve rızasına yani koyduğu helal-haram ölçü ve hükümlerine uygun olarak elde edip değerlendirenler bu imtihanı kazanmış olacaklardır. “Dilediğim yoldan kazanır ve istediğim şekilde harcarım” mantığıyla hareket edenler de kaybetmiş olacaklardır. 

Diğer taraftan bazı cahiller, nimetleri Allah’tan bilmekle  beraber; “..kendilerine verilen nimetleri, Allah indinde makbul kimseler olduklarının alâmet ve delili zannederler. Oysa, Allah’ın bu dünyada verdiği nimetler bir fitneden (sınamadan) başka bir şey değildir. Dünyada verilen nimetler ikram olsun diye değil, imtihan için verilmektedir. Eğer aksi olsaydı, Hak üzerinde olanlar yoksulluk içinde kıvranırken dalâlet üzerinde olanlar lüks ve zenginlik içinde yüzmezlerdi..” (Mevdudi, Tefhim’ul Kur’an, c. 5, s.117)

Yine kesinlikle göz ardı etmeyelim ki “..âhiret mükâfatı yanında gelip geçici olan dünya nimetleri -çok da olsa- azdır. Dünyada az yaşayan, fakat Allah rızâsını kazananlar âhirette ebedî saadetlere nail olacaklar, dünyada çok yaşayan, dünya nimetlerinden çokça istifade eden, fakat Allah rızâsını kazanamayanlar ise âhirette daha önemli ve büyük nimetlerden mahrum kalacaklardır. Hâsılı kimseye haksızlık edilmeyecek, herkes ettiğinin karşılığını görecektir.”(Prof. Dr. Hayrettin Karaman ve Diğerleri,  Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, c. II, s. 7)

Ne mutlu nimetlerin ikram değil, imtihan olduğunun bilincine erenlere!

Ne mutlu elde ettikleri dünya emanetlerini cennet nimetlerine dönüştürebilenlere!..

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23