Kesintisi ve sandığı olmayan seçim! (2)
Geçen hafta insanoğlunun hayatı anlama ve anlamlandırma tercihi ile karşı karşıya olduğunu ve bu seçimin tüm zamanlarda, bütün mekanlarda ve her konumda kesintisiz bir şekilde ölünceye değin gündeminin değişmeyen ilk maddesi olduğunu hatırlatmıştık. Üç aşamada cereyan eden bu sınavın ilk adımının Yaratıcı ile yaratılmışlar arasında sadece ve sadece Allah’ın ilâhlık ve rablığını tanımak; ikincisinin de yaşama hedefinin seçimi olduğunu yani dünya-ahiret değerleri tercihinde sonsuz olanlara yönelmek olduğunu zikretmiştik. Üçüncüsünün ise yol ve yöntem belirleme olduğunu bunu da nasip olursa bugün ele alacağımızı belirtmiştik.
Evet “Ben Allah’a ve ahirete inanıyorum” diyebilenler; her an, her yerde ve her hususta bir yol ayrımındadırlar.
Çok alternatifli olan bu seçimin ne derece girift olduğunu Allah Resulü bir temsille gözlerimizin önüne sermiştir:
İbnü Mes’ud (r.a.) naklediyor: “Resulullah bize bir düz çizgi çizdi, -Bu doğru yoldur, dedi. Sonra bunun sağından ve solundan birçok çizgiler daha çizdi -Bunlar da birtakım yollardır ki, her birinin başında bir şeytan vardır ve ona çağırır, dedi. Sonra da şu âyeti okudu:
‘Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah’ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti.’ ” (Dârimi’nin Müsnedi. Âyet: En’am, 153)
Evet bu yol; ilâh olarak yani kayıtsız şartsız itaat mercii ve sığınak olarak sadece Allah’ı; Peygamber olarak da yani tartışmasız tek örnek ve önder olarak da Hz. Muhammed (s.a.v.)’i tanıyanların yöneleceği biricik doğru yöneliştir.
Bu yol; namazı, orucu, zekat ve haccı hayatın ana temeli kabul eden bir tercihtir.
Bu yol; doğruluğu, merhameti, paylaşmayı, hakkaniyeti esas alan bir seçimdir.
Bu yol; yalansız, hilesiz, entrikasız, faizsiz, hilesiz hurdasız serveti kutsal bilen bir çizgidir.
Bu yol; içki, uyuşturucu, kumar, fuhuş gibi insanlığın baş belası olan tüm salgınlara temelden “hayır!” diyen bir direniştir.
Bu yol; kadını toplumun anası, geleceğin cenneti bilen ve her türlü tacize karşı onu tesettür ölçüleriyle dokunulmaz kılan bir anlayıştır.
Bu yol; dünya ve nimetlerini, kişilik ve değerlerini her inanç ve düşünce sahibi için hak kabul eden bir erdemdir.
Bu yol; tayin ettiği caydırıcı cezalarla potansiyel suçluları suçtan koruyan bir himayedir.
Bu yol; haklıyı, tüm acziyetine rağmen güçlü; zalimi de bütün ihtişamına rağmen mahkum bilen bir hassasiyettir.
Bu yol; tüm insanlar için din, akıl, can, mal ve nesil emniyetini garanti altına alan bir güvencedir.
Bu yol; “ihdinas siratal müstekım= Bizi dosdoğru yoluna ilet!” nida ve niyazlarının biricik cevabıdır. Ve diğerleri. Peygamberimizin ifadesiyle her birinin başında bir şeytan olan ve insanlara “gel!” diyen sapık yollar. Ve bunların çağımızda sonlarındaki “izm” ekiyle ifade edilen yüzlercesi. Ne güzel ifade edilmiş: “İzmler idraklerimize giydirilmiş deli gömlekleri. İtibarları menşe’lerinden geliyor. Hepsi de Avrupalı!” (Cemil Meriç)
İşte her an karşı karşıya olunan yol seçimi! Duygu, düşünce ve hareket boyutuyla ya sırat-ı müstekım üzere olmak ya da telef olmayı tercih etmek!
Unutmayalım ki “Hayat, bir koşu, bir yarıştır. Engelli koşu ya da sabotajlı yarış... Değiştiren, fakat değişmeyen, ezelî ve ebedî yaratıcıya varma koşusunda en ileri noktaya kadar gitme bilinç ve iradesidir bu yarışın amacı. Tanrıyı, ruhun en derin noktasından bilme ve O’nun ahlâkıyla ahlâklanmadır. Niyetlerin, eylemlerin, hep, Allah’ın razı olacağı bir mayalanış kıvamına ermesidir bu koşuda amaç. Tanrı korku ve sevgisini kalbe süreklice yerleştirme, bu aşk ve vecdle, eşya ve zaman çalkantılarının üstünden aşmadır. İlâhî isteği gerçekleştirme misyonuyla, ruhu, olayların, değişimlerin üstünde tutma erliğidir. Mutlak’ın mesajını ruhlara ve eşyanın nabzına geçirme diriliğidir...
Yarış, insanın kendini amaca adayışıdır. Amacı, hayatın anlamı yapmaktır koşu. Ödül, koşunun, yarışın içindedir; koşunun ve yarışın kendisidir. İslam’ı benimsemiş insan, bir koşu, bir yarışla özdeş, durmaksızın ilerleyecek, (tam insan/insan-ı kâmil) olmağa doğru gidecektir.
Çağımızda çılgın batı insanı, şer yolunda koşmaktan yoruldu. İslâm insanının (hayr) yolunda koşusuna başlamasının tam zamanı...
Ah, bu koşu, bu yarış, ne tehlikeli, ne heyecanlıdır Rabbim! İnsanın yalnız alnından değil, bütün vücudundan ter boşanır. Seyirciler tribününde ise, tarih boyu gelip geçmiş peygamberler, veliler var. Onların önünde koşmak. Ne zor, ne çetin, fakat ne kadar şerefli bir ödev.
Zor ve çetin koşu. Ama unutulmamalı ki, insan, bu zorluğun ve çetinliğin üstesinden gelmek için yaratıldı...” (Sezai Karakoç, Makamda, s.17-20)
Seçimini doğru yaparak cennet ufuklarına ulaşmak niyazıyla sözlerimizi şu îlâhi uyarılarla noktalayalım:
“Ve de ki: Hak, Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin. Biz, zalimlere öyle bir cehennem hazırladık ki, onun duvarları kendilerini çepe çevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) imdat dileyecek olsalar imdatlarına, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. Ne fena bir içecek ve ne kötü bir kalma yeri!” (Kehf, 29)
“Şüphesiz ki bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar.” (76 İnsan, 29)


