--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kesintisi ve Sandığı Olmayan Seçim!

Süleyman Önsay
Süleyman Önsay

Her zaman, her mekan ve her hususta Tevhid inancının esaslarına duyarlı olmak zorunda olan müslümanlarım; “Demokrasilerde bir partinin takdim ettiği programa bakarak ona oy vermek, rejime oy vermek manasına gelmez. Takdim edilen program halkın ve ülkenin menfaatine uygun ise, dinimize göre de korunması gereken maddi ve manevi değerlerimizi koruma hususunda mevcudun en iyisi ve en uygunu ise oy verilir..” (Hayreddin Karaman, Yeni Şafak, 29.06.2007) düşünce ve yargısına göre oylarını kullandığı bir “demoktatik seçim”i daha geride bıraktık. 

Biz bugün  ne gerçekleşen  bu seçimi, ne yalan, dolan, iftira, akıl almaz vaadler ile koltuk için katledilen insanî onur ve değerlerin sergilendiği seçim sürecini  ve ne de bir çoklarınca  hiç de beklenmeyen sonucunu konuşacağız.

Bizim bugünkü  konumuz sadece her insanı ilgilendiren, kesintisi ve sandığı olmayan ve son nefese değin aralıksız devam eden hayatı anlama ve anlamlandırma seçimidir.

Bu seçim üç aşamalı bir sınavdır. İlk aşaması, olmazsa olmazı, ilk adımı,  ana temeli  olan iman-küfür tercihidir. Yaratan ile yaratılmışlar arasında ilâhlık belirlemesidir. Kayıtsız şartsız  sevilme, güvenilme ve itaat olunma hak ve yetkisinin Allah’a tahsis edilerek her zaman, her yerde ve her hususta sadece  O’nun ilâhlığının  tanınmasıdır. Kendilerini Yaratıcının yerine koyarak insanlardan  kendi emir ve arzularına, görüş ve fikirlerine göre yaşamalarını  isteyen ve Kur’an’da Tağut terimiyle anılan tüm azgınların  hakimiyetinin red edilmesidir. Yüce Rabbimiz öyle buyurdu:

“Dinde  zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tağutu reddedip Allah’a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir” (Bakara, 256)

Bu âyet “kesinlikle ifade ediyor ki, Allah’ın birliğine inanan bir mü’min olmak için, Allah’a imandan önce küfre tövbe etmek şarttır. Ve bu tövbenin şartı da tağutları asla tanımamaya kesin karar vermektir…[Bu âyet]  Lâ ilâhe illallah ‘Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.’ kelime-i tevhidinin bir tefsiri demektir.” (1Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Azim, c.2, s.172, Bakara, 256)

Elmalılı Merhumun bu konudaki iki buçuk sayfaya yakın  sunduğu bilgilerin özeti şu veciz ifadelerdir:

“Kur’an-ı Kerim’de sık sık geçen Tâğut, Kur’an’a has bir terimdir, ıstılahtır. Ve şu manalara gelir:

a- Arzuları ma’budlaştırılan [yani kayıtsız şartsız yerine getirilen] nefis Tâğut’tur.

b- Allah’ın emir ve yasaklarını tanımayan, İslâm Nizâmı ile çatışan düzen ve düsturlara çağıran her fert ve önder Tâğut’tur.

c- Allah’tan gayri zatında [sınırsız, olağanüstü] güç görülen eşya, insan ve putlar Tâğut’tur. Şeytan Tâğut’tur.

d- Allah’ın şeriatı ile[yani emir ve yasaklarıyla] çatışan bütün gelenekler, esas alınan bütün rejimler Tâğut’tur.”

(A.Rıza Demircan, İslâm Nizamı, c.2, s.42. (Nakl. Elmalılı, 2/869)

İlk aşamadaki bu tercihlerini sağlıklı yapamayanlara, üstün güç ve iradeye değil de tesadüfe evet diyen  ateistlere veya yaratıcı olarak Allah’ı kabul ettikleri halde rab olarak yani yaşantılarının mutlak hakimi ve yönlendiricisi olarak azgınları ve onların  ilke ve öngörülerini benimseyen müşriklere  Kur’an’da şöyle seslenilmekte ve onlara şu hatırlatılmaktadır:

“Ey Allah’a eş koşanlar! Siz de O’ndan başka dilediğinize kulluk edin. De ki: Hüsrana uğrayanlar kıyamet günü kendilerini ve ailelerini hüsrana sokanlardır. Dikkat edin, işte apaçık hüsran budur.” (Zümer, 15)

İman- küfür tercihinde başarılı olan tevhid ehli için Rabbımızca  yapılan ilâhî değerlendirme ise şudur:

“Tağut’a kulluk etmekten kaçınıp, Allah’a yönelenlere müjde vardır. Kullarımı müjdele: O kullarımı ki, onlar sözü dinlerler, sonra da en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerdir. Gerçek akıl sahipleri de onlardır.”(Zümer, 17,18)

Tüm zamanlarda sadece Allah’a yönelebilen bu hür irade ve erdemin kahramanları  için insanları köleleştiren Firavunlara karşı verdikleri hem de  onların her türlü maddi-manevi, olumlu-olumsuz tehdit ve tekliflerine rağmen  söydikleri  nihâi  cevap âyetlerde  bizlere sunulmuştur. Hidayete eren sihirbazlar devrin Firavununa şöyle seslenirler: 

“.. ‘Seni, gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana üstün tutmayacağız. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin. Doğrusu biz, yanılmalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah’ın vereceği mükafat daha iyi ve daha devamlıdır’ dediler.” (Tâha, 72)

İlah ve rab olarak Allah’ı seçme şerefine erenlerin ikinci aşamada ki tercihleri dünya-ahiret ikilemi önündedir. Bu seçim; ölümsüz bir ömrün değil fani bir hayatın insanı olabilmektir.  Ötesiz  bir dünyayı değil ahiretin tarlası olan bir hayatı inşa edebilmektir. Yok olacak olanı değil sonsuza değin sürecek olanı düşleyebilmektir. Rabbimiz öyle uyarmadı mı?:

“Fakat siz (ey insanlar! ) dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa ahiret daha hayırlı daha devamlıdır.” (A’lâ,16,17)

Yaşanmakta olan bu hayatın sanki  yarın  hesabıyokmuşçasına davrananlar için verilen hüküm de şudur;

“Ve dünya hayatını ahirete tercih etmişse, Şüphesiz cehennem(onun için) tek barınaktır.” (Nâziat,38,39)

“Ben Allah’a ve ahirete inanıyorum”  diyebilenlerin son seçim aşaması ise yol tercihidir. İnşaallah bunu da önümüzdeki hafta ele alacağız.

Süleyman Önsay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle