KENDİLERİNE İKTİDAR VERİLENLER!
ÖNCEKİ hafta Bakara suresinin 208. ayet-i celilesi ile ilgili “ey müminler! Allah’ın emirlerine boyun eğmekle öyle mükemmel bir sosyal görünüm ve öyle muntazam bir İslâm yurdu meydana getiriniz ki aranızda isyandan, kavga ve anlaşmazlıktan, birbirinize eziyetten, eğrilikten, Allah’ın haklarına ve kulların hakları a tecavüzden, kısaca Allah rızasına aykırı hareketlerden eser bulunmasın da, herkes, güven ve karşılıklı sevgi, rahatlık ve tam bir huzur içinde vazifeleriyle meşgul olsun, geleceğine ve ahiretine tam bir sevinçle yürüsün ve bunu bozacak fesatlara meydan verilmesin.” (Elmalılı M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Azim, c.2, s.67)
açıklamasını hatırlatmış ve bununla ilgili olarak da İslam Hukukunun olaya bakışını yansıtan bilgiler sunmuştuk.
Bugün ise Hac suresinin 41. Ayet-i celilesinde vurgulanan aynı sorumlulukla ilgili önemli bir mesajı paylaşmaya çalışacağız.
Rabbimiz buyurdu:
“Onlar (o müminler) ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar, zekatı verirler, iyiliği emreder ve kötülükten nehy ederler. İşlerin sonu Allah’a varır.”
Seyyid Kutup merhum bir önceki 40. ayet-i celileyi de hatırlatarak şunları zikreder:
Kendisine yardım edenlere yardım edeceğine ilişkin yüce Allah’ın verdiği söz, kesin, sağlam, gerçekleşmesi kaçınılmaz ve değiştirilmez bir sözdür.
Peki, Allah’a yardım eden dolayısıyla, güçlü, üstün iradeli ve dostlarını yüzüstü bırakmayan ulu Allah’ın yardımını hak edenler kimlerdir? İşte onlar:
“Onlar ki; eğer biz kendilerini yeryüzünde egemen kılarsak.”
“Zafer kazanmalarını sağlayıp, durumlarını sağlamlaştırırsak “namazı kılarlar.”
Allah’a kulluk ederler, O’nunla olan bağlarını güçlendirirler, isteyerek, boyun eğerek ve büyük bir teslimiyet duygusu içinde Allah’a yönelirler.
“Zekâtı verirler.”
Malın hakkını verirler. Nefsin cimriliğini yenerler. İhtirastan arınırlar, şeytanın vesvesesine üstün gelirler, toplumsal hayatta meydana gelen boşluğu doldururlar, toplumdaki zayıfları ve muhtaçların sorunlarını üstlenirler, böylece topluma canlı bir beden niteliğini kazandırırlar. Tıpkı Resulullah’ın -salât ve selâm üzerine olsun- buyurduğu gibi
“Birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede, birbirlerine karşı şefkatli davranmada mü’minler bir beden gibidirler. Bu bedenin bir organı ağrıyacak olursa bedenin diğer organları da uykusuzluk ve acı çekmede ona ortak olurlar”...
“İyiliği emrederler.”
İyiliğe ve hayra çağırırlar, insanları buna yöneltirler.
“Kötülükten sakındırırlar.”
Kötülüğe ve bozgunculuğa karşı direnirler. Böylece, değiştirmeye gücü yettiği halde, iyiliği gerçekleştirmekten geri durmayan müslüman ümmet diye nitelendirilmeyi hak ederler.
Yüce Allah’ın insanlık hayatı için öngördüğü hayat sistemine yardım ettikleri, başkasına değil, sadece Allah’a güvenip dayandıkları için Allah’ın yardım ettiği kimseler bunlardır. Bunlardır yüce Allah’ın gerçek ve kesin bir şekilde kendilerine zafer sözünü verdiği kimseler. (Seyyid Kutup, Fi zilal-il Kur’an, Hac suresi 41. Ayet açıklaması)
Mevdudi merhum ise şu önemli tesbiti yapar:
“Onlar ki, yer yüzünde kendilerini yerleştirir iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, ma’rufu emrederler, münkerden sakındırırlar.” Bu bir tek cümlede İslam devletinin asıl gayesi ve o iktidara sahip olanların özellikleri geniş geniş değil kısaca anlatılmaktadır. Allah’a yardım eden ve O’nun yardımını hakedenler, doğru davranışlarda bulunur, namazı kılar, zekat toplamak için gerekli düzenlemeleri yapar, yetki ve güçlerini iyiliği emir, kötülükten sakındırma yolunda harcarlar.
İlahi buyruğun “Bütün işlerin sonu Allah’a aittir” bölümü ile ilgili olarak da şu noktaya dikkat çeker:
Yani, “Yeryüzünde kime, ne zaman iktidar verileceğine karar veren Allah’tır.” Burada, yeryüzünün ve orada yaşayanların kaderinin kendi ellerinde olduğunu ve bu gücü ellerinden alacak başka bir gücün var olmadığını zanneden gururlu ve kendini beğenmiş insanların bu asılsız zanları ortadan kaldırılmaktadır. Bilakis Allah, kendisinin her şeye kadir ve en güçlü olduğunu göstermek için olağanüstü bir şekilde iktidarı kuvvetli görünenden alıp güçsüze verir. (Mevdudi, Tefhim’ul Kur’an, Hac suresi 41. Ayet açıklaması)
Mahmut Toptaş hoca Şifa tefsirinde bu ilahi emrin bize ne dediği ile ilgili olarak şunu ifade eder:
Bu âyet bize derki; “mutlak surette devlet kurulmalıdır.”
Daha sonra İslam dışı devletlerde yaşayan müminlerin konumu ile ilgili birçok örnek veren müfessir sözlerini şöyle bağlar:
Devletle bitecek bazı problemleri dahi ferde yüklemekte. Mübarek gecelerden birinde bir arkadaşı vaaz ederken dinledim: Cemaatine, içkiyi içersiniz sonrada benim karşıma gelirsiniz, faizi alırsınız yersiniz yine camiye gelirsiniz, değil mi? şeklinde hep cemaati suçluyor. Onlara çıkış yolu göstermiyordu. Zira küçük esnaf bile olsa, faize bulaşmadan mümkün değil, hatta şehri bırakıp dağa çıksa bir sürü koyun edinip yünlerini kendisine giyecek yapsa sütünü de gıda yerine yese, bu adam o koyunlarının kışın yiyeceği yem’i için bankadan kredi almak zorunda, sistem öyle kurulmuş ki bunu atıp İslâmî Sistem’i kurmadan başka çaresi yok. Hz. Osman (ra); “Hz. Allah Kur’ân’la yapmadığını, sultanla yapar” demiştir. Yani yönetimle yapar. Kur’ân’ı evin köşesine assanız Kıyamete kadar durur. Kendiliğinden bir şey yapmaz. (Mahmut Toptaş, Şifa Tefsiri, Hac suresi 41. Ayet açıklaması)
Sözlerimizi Elmalılı merhumun yorumuyla noktalayalım:
Onlar, o müminlerdir ki eğer kendilerini yeryüzüne yerleştirirsek; iktidar mevkiine getirip devlet idaresini ellerine verirsek namazı kılarlar ve zekatı verirler; iyiliği emrederler ve fenalığı yasak ederler. Meşru güzel şeyleri emreder, gayrı meşru, çirkin ve dinen reddedilmiş şeylerden sakındırırlar, İktidar mevkiine geçince ahlâklarını bozmaz, dinden, adaletten sapmaz birer idareci olurlar. Doğrusu Hulefâ-i Raşidîn böyle olmuşlardı. Şu da bilinmelidir ki “ İşlerin sonucu Allah’a aittir” (Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, Hac suresi 41. Ayet açıklaması)


