Kelime-i Şehadet bir sosyal değişimdir! (2)

14 Eylül 2018 Cuma

Kelime-i Şehadet mü’minlere kendi toplumlarında (Tevhid-i inanca göre şekillenmiş bir sosyal bünyede) yaşamalarını zorunlu kılmaktadır. 

Bu konudaki şu önemli yorumları tekrar hatırlayalım: 

“Allah’tan hakkıyla korkmak ve her halde  Müslüman olarak ölebilmek için de her şeyden önce Allah’ın ipine toptan yapışarak tevhid üzere toplanmak ve ayrılıklardan çekinmek lazımdır… 

Ve dinin dünyada en büyük feyzi de bu toplumun kuruluşundadır. Bunun içindir ki, toplumlarını yitiren veya perişan edenler muhakkak perişan olurlar. 

Fiilî sebepler karşısında ilmî deliller, çoğunlukla hükümlerini yerine getiremezler…

Ebu Said el-Hudrî Hazretleri’nden rivayet edildiği üzere Allah Resûlü şöyle buyurmuştur:

‘Gökten yeryüzüne indirilmiş olan hablullah (Allah’ın ipi), Allah’ın kitabıdır’ (Tirmizî, Menakıb, 31; Müslim, Fedâil, 37; Ebu Davud, Fedâilü’l-Kur’ân, 1; Ahmed b. Hanbel, III, 14, 17.)

Korkunç bir yolun kenarına çekilmiş olan bir ip veya bir kuyuya düşmüş olanları çıkarmak için uzatılmış bir ip ve ona gereğince iyice tutunmuş bir toplum düşününüz. 

İşte bu tasavvurdan meydana gelen hey’et-i ictimaiyye (sosyal kurul) Kur’ân etrafında devamlı yükselen bir İslâm cemaatinin misalini teşkil edecektir.

Bu i’tisam (tutunma) için herhangi bir cemaat olmak da kâfi değildir”. (Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Azim, c.2, s. 405)

Ki; bu zorunluluk Bakara Suresi’nin  208. Ayet-i celilesinin de amir hükmüdür:

“Ey iman edenler! Hep birden silm’e girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin; çünkü o, apaçık düşmanınızdır.”

“Bu hitap,  Müslümanlaradır. Buna göre mana, ‘Ey dilleriyle imân edenler, kalan ömrünüzde de  Müslüman olmaya devam edin,  Müslümanlıktan ve onun kanunlarının hiçbirinden çıkmayınız. Sapık ve azgın kimselerin size telkin etmeye çalıştıkları şüphelere iltifat ederek şeytanın adımlarına uymayınız’ şeklindedir.” (Fahruddin er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ, c.5, s. 23)

Elmalılı merhum bu ayet-i celilenin açılımını  şöyle gözler önüne serer:

“.. ey mü’minler! Allah’ın emirlerine boyun eğmekle öyle mükemmel bir sosyal görünüm ve öyle muntazam bir İslâm yurdu meydana getiriniz ki, aranızda isyandan, kavga ve anlaşmazlıktan, birbirinize eziyetten, eğrilikten, Allah’ın haklarına ve kulların haklarına tecavüzden, kısaca Allah rızasına aykırı hareketlerden eser bulunmasın da, herkes, güven ve karşılıklı sevgi, rahatlık ve tam bir huzur içinde vazifeleriyle meşgul olsun, geleceğine ve ahiretine tam bir sevinçle yürüsün ve bunu bozacak fesatlara meydan verilmesin. Dünya hayatı hakkında parlak sözler söyleyip de kalbleri en merhametsizce düşmanlıklarla dolu olan, şeytanca hareket edenlerin arkasından gidilmesin.” (Elmalılı M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Azim, c.2, s.67) 

Elmalılı merhum Efendimizin “Zekat İslâm’ın köprüsüdür” tanımını açıklarken şu değerli tespitlere yer verir: 

Dinin, iman ile temeli atılıp, namaz ile direği dikildikten sonra, geçilecek mühim bir geçidi vardır ki, zekat işte o geçidi geçirecek bir köprü olmak üzere kurulacaktır. Çünkü dünya ve ahirette korunmak için yapılacak olan görkemli İslâm binasının, dünyadaki “dâru’l-İslâm” (İslâm yurdu), ahiretteki “dâru’s-selam” (esenlik yurdu)ın yapımı için birtakım malî masrafları vardır ki, bunlar malî ibadetler ile yapılacaktır ve bunun en zarurisini de zekat teşkil eder.

Zira  اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعِينُ “Ancak sana ibadet ederiz ve ancak senden yardım dileriz.” (Fâtiha, 1/5) diye bir tevhid üslubu içinde sadece Allah’a kulluk etmek ve kardeş topluluk ile namaz kılabilmek için safları doğrultmak ve o saflarda bir eşitlik duygusu ile devamlı bir şekilde bulunmak gereklidir. 

Bu ise, o toplum içinde günlük azıkla yetinme durumunda olan kimselerin kalmaması ile mümkün olur. 

Bir aç ile bir tokun bir safta kurşunla kenetlenmiş binalar gibi bir sevgi ve kardeşlik duygusuyla birbirine kalben perçinlenmesi kabil değildir. 

Şu halde cemaatin hakiki bir ibadet birliği içinde olması, gerçekten fakir ve kimsesiz olanların gözetilmesi ve çalışabileceklerin çalıştırılması için ilk önce zekat ve fıtır sadakaları ile zenginlerle fakirler arasındaki uçurumu kapatarak bir sevgi bağının kurulması, hem de hepsinin mevlası (efendisi) Allah Teâlâ olduğunu bildiren bir duygu ve iman ile kurulması büyük bir görevdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Bakara 3. Ayet açıklaması)

Evet İslâm yurdunun tesisi ve orada yaşanması Kelime-i Şehadet’ten doğan bir sorumluluk ve zorunluluktur. 

Dünyanın dümenini elinde bulunduran gayr-i müslimler maalesef  Müslümanların tam tersine bunun farkında ve bilincindedirler. Şu satırlar ne kadar çarpıcıdır:

“Muasır Tarihte İslâm” adlı kitabında Wilfrad Cantwell şöyle der:

“Modern dünyada varlıklarını muhafaza edebilmeleri için  Müslümanlar, inanç sistemlerindeki ana fikirden vazgeçmelidir.” dedikten sonra ilâve eder :

“Bu ana fikir şudur: ‘ Müslüman ancak İslâmî bir cemiyette yaşayabilir.’ İşte bu kanaat şu şekilde değiştirilmelidir:  Müslümanlar, İslâm esaslarına dayalı olmayan bir cemiyet içerisinde ancak inançlarıyla birlikte yaşayabilir.”…

Avrupalıların, bütün bu mücadelelerden sonra, vardıkları netice :

-İsminden başka İslâm nizamına dair hiçbir bilgileri olmayan,

-İslâm’ı sadece bir ibadet manzumesi şeklinde anlayan,

-Bu manzumeye uyulduğu takdirde bütün vazifelerini yerine getirdiğine inanan,

-Ve şüphelerden başka İslâm’a ait hiçbir bilgiyi havsalasına yerleştirmeyen,

bir neslin yetişmiş olmasıdır. 

“Madem ki namaz kılıyorum, oruç tutuyorum, o halde  Müslümanım. Ayrıca düşüncelerimi, adet ve an’anelerimi, iktisadî ve içtimaî sistemimi İslâm’ın fikir ve nizam çerçevesinden devşirmeye ihtiyacım yoktur” diyen bir neslin yetişmiş olması da Avrupalıların başarıları cümlesindendir. (Muhammed Kutub, Biz  Müslüman mıyız?, Hilal Yay. S.159,160)

 

YORUM YAZ

  • Allah GörüyorAllah Görüyor2 ay önce
    Allah razı olsun hocam. Kime neyi anlatıyorsunuz. Anlamak isteyen var mı? Nereden nereye... Gerçekten dosdoğru dini yaşamak istiyor muyuz? Gerçekten adımız gibi Müslüman mıyız? Yoksa göstermelik günü birlik mi yaşıyoruz? Bir zamanlar BAŞÖRTÜSÜ mücadelesi yapıp görevi bırakmak zorunda olan biri olarak soruyorum. Hiçbir suçum yokken hemde devlet eliyle eski adıyla çocuk esirgeme yurdunda büyümüş olmama rağmen, ne idiği belli bile olmayan neyle suçlandığımı bile bilmeden 2 yıldır yargısız infaz yapılıp ihraç edilmiş, hatta yapılan yargılamam sonucunda da takipsizlik almış biri olarak suçsuz yere görevimden alınarak cezalandırılmaya devam ediliyorsam adalet ne zaman yerini bulacak.Allah Müslüman kardeşlerime akıl fikir fersin. Konya Halk Sağlık Müdürlüğü, Evde Sağlık Hizmetleri Koordinasyon Hizmetleri Biriminde hemşire olarak görev yapmaktayken 05/09/2016 tarihinde açığa alındım. 06/01/2017 tarihinde 679 KHK ile ihraç edildim. 2 yıldır adaletin yerini bulmasını bekliyorum. Yürütülen soruşturmam sonucunda; •FETÖ/PDY terör örgütüne ait Bank Asya isimli bankada hesabının bulunmadığı, •Konya İl Dernekler Müdürlüğünün 29/11/2017 tarihli yazısı ile KHK ile kapatılan derneklerde üyeliğinin bulunmadığı, •Konya Milli Eğitim Müdürlüğünün 14/12/2017 tarihli yazısı ile çocuklarının KHK ile kapatılan kurumlarda eğitim görmediklerini, •Konya SGK İl Müdürlüğünün 05/12/2017 tarihli yazısı ile terör örgütüne ait kurum veya kuruluşlarda çalışmadığı, •Konya İl Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünün 12/06/2018 tarihli irtibat analiz raporu ile yapılan görüşmelerin olağan değerlendirildiği, •Konya İl Emniyet Müdürlüğünün 15/03/2017 tarihli yazısı ile FETÖ/PDY terör örgütü üyelerince kullanılan Bylock isimli programı kullandığına ilişkin her hangi bir kayda rastlanılmadığı, •FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olduğuna ilişkin ihbar kaydı veya tanık beyanının bulunmadığı görülmüştür. Dosyam değerlendirildiğinde Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR karar verildi. Halen kuldan değil Allah(CC)'tan korkan, ağzından adaleti düşürmeyenlerden, kul hakkına girmekten korkanlardan ADALETİN YERİNİ BULMASINI BEKLİYORUM. Bir zamanlar BAŞÖRTÜSÜ mücadelesi yapmış ve bundan dolayı görevini bırakmak zorunda olan bir vatandaş olarak soruyorum. Nereye gidiyoruz. CHP den ne farkımız kaldı. Geciken adalet gerçekten zulüm oluyor ve bizzat bunu da adı Müslüman olan krdeşlerimiz yapıyor. Gerçekten nasıl helalleşeceğiz. Yoksa gerçekten Allah(CC)'tan artık korkmuyor muyuz? Kimi kandırıyoruz? Yaşın yanında kuruyu yakmak moda olmuş. Sabra devam......Allah yar ve yardımcımız olsun.