‘..kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun!’
Bu başlık Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’in Zümer suresinin 22. âyet-i celîlesinden bir bölümdür. İman şerefine erip “el-Hamdü lillah, biz müslümanız” diyebilenler için Yüce Rabbimiz söz konusu ilâhî mesajında şu uyarıyı yapmaktadır:
“Allah kimin gönlünü İslam’a açmışsa o, Rabbinden bir nur üzerinde değil midir? Allah’ı anmak hususunda kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte bunlar apaçık bir sapıklık içindedirler.” (Zümer, 39/22-Diyanet Vakfı Meali)
Bu ayette iki önemli noktanın altı çizilmektedir:
Bunlardan ilki kendisine iman ve İslam nasip olmuş olan bir insanın bundan böyle yeryüzündeki yürüyüşüne nur üzerine yani tevhid inancının gösterdiği yön ve yol doğrultusunda devam etmesi gereğidir. Ki bu, o müminin hak olduğuna, kendi hür iradesiyle “kayıtsız şartsız inandım” dediği İslam’a göre yaşaması, tüm hayatını ona göre düzenlemesi demektir. Bu tarz bir hayat, İslâm Dininin koyduğu tüm ilkeleriyle, göstermiş olduğu tüm ölçüleriyle ve çizmiş olduğu tüm sınırlamalarıyla hayatın her boyutunda dikkate alındığı ve de bunun ta gönülden severek gerçekleştirildiği bir kulluk disiplini içinde olunması demektir.
“Çünkü inanan kimse, bir kez ‘İslâm haktır’ diye kesin bir kanaate sahip olduğunda, artık o, Allah ve Resûlü’nün emirlerine zoraki değil, seve seve tabi olur. Kitab ve Sünnet’teki akide ve amelleri kabullenir. Ve tüm bunları adeta kendiliğinden yerine getirir. Çıkarlarına ters düşse bile, yanlış bir davranışı terk etmek ona üzüntü vermez. Çünkü o, zaten bu davranışı kendisi meşrû görmediği gibi, ayrıca kendisine zararlı olacağını da düşünür. Ayrıca doğru yoldan sapmadığı için Allah’a hamd eder. Bu dünyevi zararlar, kendisinin Allah’a itaatsizliği sonucunda doğacak zararlardan daha hafiftir. O bir tehlikeyle karşılaştığında da aynı tarzda düşünür. Nasıl bir tehlike gelirse gelsin, Allah yolunda yürümeye devam eder. Çünkü o, kendisi için Allah’ın yolundan başka bir yolun olamayacağını düşünerek, her türlü zahmete katlanır.” (Mevdudi, Tefhim’ul- Kur’an, c.5, s.105, İstanbul 1996)
Sözlerimizin başında mealini verdiğimiz âyet-i celîlede dikkat çekilen iki önemli noktanın ilki işte budur. Yani kendisine iman ve İslam nasip olmuş olan bir insanın yeryüzündeki yürüyüşüne, bu inancının gösterdiği yön ve yolda devam etmesi zorunluluğudur. Diğeri ise iman sahiplerinin ancak ölümle nihayetlenecek bu kulluk sürecinde her an “Allah’ı anmak hususunda kalpleri katılaşmış olanlar”dan olma tehlikesi ile karşı karşıya kalma riskidir.
Peki bu ne anlama gelmektedir? Burada kast olunan nedir?
“ ‘Allah’ı anma konusunda kalpleri katılaşanlar’dan maksat, gönüllerinde Allah’a yer vermeyen, -putperest Arapların yaptığı gibi- sorulduğunda O’na inandıklarını söyleseler bile, hayatlarında bu inancın izi görülmeyen, kendilerine yapılan uyarılardan akıllarını kullanarak yararlanmasını bilmeyen, hakikatlere karşı duyarsız hale gelmiş kimseler..”in konumlarıdır. (Komisyon, Kur’an Yolu: IV/533)
Bunlar müminlik söz konusu olduğunda “biz de inanıyoruz” dedikleri halde kalplerine yerleştirdikleri ideallerde, beyinlerinde taşıdıkları düşüncelerde, gönüllerini dolduran arzu ve isteklerde, yaşantılarını yansıtan söz, davranış, uygulama ve icraatlarında tevhid inancının yansıması olan emir-yasak ve helal-haram sınırlarına uyma duyarlığını gösteremeyen zavallılardır.
Kendileri için Yüce Mevlamızca “yazıklar olsun” kınaması yapılan bu kimseler için verilen hüküm şudur:
“İşte bunlar apaçık bir sapıklık içindedirler.” Görülüyor ki bu zavallılar iman nimetine kavuştukları halde onun hakikatine ve tadına eremedikleri, “İnanç ve değerler konusunda doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü, yararlı ile zararlıyı ayırma kaygısı taşımadıkları, bu husustaki yeteneklerini de körelttikleri için âyette ..” (Komisyon, Kur’an Yolu: IV/533)
“Apaçık bir sapkınlık” içinde olarak değerlendirilmektedirler.
O halde geliniz, inancımızın doğrultusunda hayat sürmenin çarelerini arayalım. İnandığımız gibi yaşayalım ki kalpleri katılaşanların konumuna düşmekten korunalım. Böylece apaçık bir sapıklığın içine düşerek kendilerine yazık edenlerden olmayalım.
Sözlerimizi, şu dua ayetinin bilgi ve bilincine ulaşmak dileğiyle noktalayalım:
“Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan sensin.” (Âl-i İmrân, 3/8)


