• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Süleyman Önsay
Süleyman Önsay
TÜM YAZILARI
21 Aralık 2018

Kadın ve değeri!

Bir toplumun huzurunda ailenin; bir ailenin mutluluğunda da kadının rolü çok büyüktür. Bu nedenle dinimiz bu noktada ısrarla durmuş ve kadına o güne kadar hiçbir din ve medeniyette şahit olunmayan değer ve haklar sunmuştur.  

İslâm dininin kadına bakışını ve ona verdiği önem ve değeri sağlıklı değerlendirebilmemiz için İslâm öncesinde ve sonrasında diğer inanç ve ideolojilerde kadının hangi konum ve değerde olduğunu kısaca hatırlamamız gerekmektedir:

Eski Hind hukukuna göre kadın evlenme, miras ve diğer alanlarda hiçbir hakka sahip değildi.

Budizm’in kurucusu Buda önceleri kadını dinine kabul etmemişti. 

İsrail hukukunda ailede erkek mutlak hâkimdi. Yahudi kızları babalarının evlerinde bile hizmetçi gibiydi. Babaları onları satabilirdi.

Kadın eski Yunan ve Roma’da da hiç bir hakka sahip değildi. Evlenmenin en önemli amacı zevkini tatmin etmek, erkek çocuk elde etmek, evde mal-mülk üzerine bir bekçi ve hizmetçi getirmekti.

Çinlilerde kadın insan sayılmaz, ona ad bile takılmazdı. Kadın, bir, iki, üç diye sayı ile çağrılırdı. Erkek çocuklar makbul sayılır, fakat kız çocuklar domuz diye anılırdı.

İngiltere’de kadın murdar bir mahlûk sayıldığından İncil’e el süremezdi. Bu statü ancak kral VIII. Hanri’nin (1509-1547) devrinde parlamentodan çıkan bir kararla kaldırılabilmişti.

Arabistan yarımadasında kadın âdeta erkeğin şehvetini tatmin vasıtası sayılırdı. Evlenme, aile kurma ve boşanma düzeninden, miras hakkından mahrumdu. Kız çocukları ailede maddi bakımdan yük, manevî yönden de bir ar ve utanma vesilesi sayılırdı. Baba, kızını öldürmekte bir mahzur görmezdi, hem de diri diri toprağa gömerdi. ( Bk. Prof. Dr. Bekir Topaloğlu, İslâm’da Kadın, s.24-27)

İslâm dini ise kadını bu iğrenç konumlara mahkum eden insanlığa şu mesajı veriyordu:

“Ey insanlar, biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık..en şerefliniz takvaca en ileride olanınızdır.” (el-Hucurât, 49/13)

Evet, soy sop farklılığı, erkeklik dişilik özelliği asla üstünlük nedeni ve kriteri olamazdı.

Bu husustaki diğer İslâmî veriler de dikkatlice ve tarafsızca incelendiğinde ortaya çıkan tablo şudur:

“İslâmiyet kadını erkeğin ne aynı, ne de zıddı olarak görür. Onu ne erkek gibi olmaya ve onunla yarışmaya sokar, ne de bir takım haklarını elde etmek için ona karşı savaş açmaya zorlar. Kadını kadın olarak, erkeği de erkek olarak kendi cinsiyeti istikametinde gelişmeye teşvik eder...

Müslümanlık kadını hakkıyla kadın, erkeği de hakkıyla erkek olarak görmek istemiş ve bunun tedbirlerini almıştır. Başta tesettür konusu olmak üzere birçok meseleye aslında bu açıdan bakmak gerekir. Batı Dünyası’nın kadına sağladığı hak ve aşırı hürriyetler, kadını kadın olmaktan çıkarmıştır; özellikle onu anne olmaktan uzaklaştırmıştır. Onlar bunun faturasını nüfus azalması şeklinde şimdiden ödemeye başlamışlardır. İffetini yitiren, kadından şefkatli ana mı olur?” ( Doç. Dr. Emin ışık, Ebedî Risalet, Tebliğ, İzmir, 1993, c.1, s.46-49)

Batı medeniyeti anlayışının  bugün kadını düşürmüş olduğu durum ise içler acısı: 

Aile, kadın-erkek ilişkilerinin suyunu çıkardık. Kadının bedeni bir “Media”ya döndü. Kadın bedeni bir savaş alanına döndü. Kadınların yedikleri, içtikleri, kullandıkları temizlik, sağlık ve bakım malzemeleri, kıyafetleri, giderek doğurganlık kabiliyetlerini zaafa uğratma noktasına geldi. Özellikle kadınlar plates, zumba gibi sporlarla, daha fit görünme uğruna giderek sağlıklarını kaybediyorlar. Giydikleri daracık pantolonlar kan dolaşımını olumsuz etkiliyor. Gıda, ilaç, ambalaj, tabii, kültürel ve sosyal çevre şartları, psikolojik şartlar, ekonomik şartlar kadını kuşatıyor ve eziyor. Taciz, mobing kadınlar ve kızlar üzerinde daha yaygın ve bu durum, kırsaldan ve gelir durumu, eğitim durumu daha düşük seviyede olan kesimden çok daha yüksek olan çevrelerde daha fazla kendini gösteriyor.  (www.yeniakit.com.tr/yazarlar/abdurrahman-dilipak/aile-nereye-gidiyor-26765.html)

Sözün özü anasız bir aileden ve ailesiz  de huzurlu bir toplumdan söz etmek mümkün değildir. İnsanı var eden Halık’ın belirlediği “hudutlar”ı dikkate almadan kadının hak ettiği bir konuma ulaşması ise hiç mi hiç mümkün değildir.

Sözlerimizi Peygamber Efendimizin Vedâ Hutbesinden ilgili bölümüyle noktalayalım:

“İnsanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim.Siz kadınları, Allah’ın emaneti olarak aldınız, onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek  helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız, onların, aile yuvasını hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer râzı olmadığınız her hangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, müeyyide kullanarak engel olabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, dine ve geleneğe uygun olarak, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.” ( B. Top. Giriş Kısmı, Vedâ Hutbesi Bölümü)

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23