--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İslâmî iktidarın ana özellikleri

Süleyman Önsay
Süleyman Önsay

lmalılı merhumun Hac suresinin 41. ayet-i kerimesinin mana ve kapsamını gözler ve gönüller önüne seren şu ifadeleriyle sözlerimizi tamamlamıştık:

Onlar, o müminlerdir ki eğer kendilerini yeryüzüne yerleştirirsek; iktidar mevkiine getirip devlet idaresini ellerine verirsek namazı kılarlar ve zekatı verirler; iyiliği emrederler ve fenalığı yasak ederler. 

Meşru güzel şeyleri emreder, gayri meşru, çirkin ve dinen reddedilmiş şeylerden sakındırırlar, iktidar mevkiine geçince ahlâklarını bozmaz, dinden, adaletten sapmaz birer idareci olurlar. Doğrusu Hulefâ-i Raşidîn böyle olmuşlardı.

Şu da bilinmelidir ki, “İşlerin sonucu Allah’a aittir” (Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, Hac suresi 41. Ayet açıklaması)

Burada Rabbimizce beyan buyrulan “dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler” özelliklerinin ne anlama geldiği ve hangi muhtevaya sahip olduğunu kavramamız açısından Resulullah (a.s.)’ın bu hususiyetleri “İslam’ın temelleri” olarak nitelendirdiği hadisi şerifini ve açıklamasını tekrar hatırlamamızda fayda var.

Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: 

“İslâm beş temel üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka bir ilâh bulunmadığına ve Hz. Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, haccetmek ve Ramazan orucunu tutmaktır” (Buhârî, İman,1, 2; Müslim, İmân, 19-22).

Peygamber Efendimiz, bu hadis-i şeriflerinde İslâm binasının yani İslâm Dini’nin öngördüğü hayat tarzının beş temele dayandığını belirtmiştir. 

Biliyoruz ki bunların ilki, dinin olmazsa olmazı olan, imandır.

Tevhid İnancı; İslâm Dininin, yani tüm ibadetlerin, emir ve yasaklar zincirinin, ölçü ve değer yargılarının, ahlak ve davranış biçimlerinin ana esasıdır. İman yoksa; Allah adına, İslâm adına yapılan hiçbir şeyin de değer ve önemi yoktur. 

İmandan sonraki ana ilke Namazdır. 

Namaz; itaat etmenin temel eğitimidir. Yani Allah’ın tüm emirlerine uymanın ve ölçülerine uygun yaşamanın esasıdır.

Zekat; dünyaya ve dünyalıklara bakışımızın, onları helal-haram sınırları içinde elde etmenin ve harcamanın mihengidir. 

Hac ise gerekirse Allah için her şeye sırt dönerek O’nun rızası istikametinde ölüme doğru koşmanın; yeryüzündeki tüm Müslümanlarla kardeş olma bilincine ulaşmanın ve ötede mahşer meydanında, ilâhî huzurda kıyama durma atmosferini bugünden teneffüs etmenin temelidir.

Oruç da nefse dur demeyi öğrenerek yasaklardan korunmanın temelidir. (Bk. Said Havva, İslâm, Ankara, c.1, s. 23.)

Bu açıklamalarda görülüyor ki, İslami iktidarın dört ana özelliğinden ilk ikisi olarak zikrolunan namazın ikamesi ve zekatın verilmesi; iktidar olan kişilerin sadece Allah ile olan ilişkilerini değil hayatın her alanındaki tüm uygulamalarını Allah’ın hükümlerine göre tayin etmelerini ve mala bakış olarak da tüm iktisadi ve ekonomik faaliyetlerini, üretim ve tüketim politikalarını “Mülk Allah’ındır” esasına göre yön vermelerini öngörmektedir.

Zaten üçüncü ve dördüncü özellik olarak belirlenen “iyiliği emreder ve kötülükten nehy ederler” ifadeleri tüm ilahi emirlerin tatbikini ve bütün yasakların ortadan kaldırılmasını zorunlu kılmaktadır, ki bu da toplum hayatının dine göre şekillenmesi ve İslami bir iktidarın, bir devletin gerçekleştirilmesi demektir.

Şu halde laik, liberal, kapitalist veya sosyalist sistemlerden birine göre yönetilen herhangi bir ülkede dindar müslümanların yönetime talip olmaları ve bu düzenler için/de iktidar olmaları ne Bakara suresinin 208. ayet- celilesinin amir hükmü olan “İslam Yurdu”nu inşa etmeleri ne de Hac suresinin 41. ayet-i kerimesinin nitelendirdiği “İslami İktidar”ı gerçekleştirmiş olmaları anlamına gelir. 

Bu tip uygulamalara göre asla İslam yurdu/devleti/iktidarı/ İslamcılık adına herhangi bir algı veya imaj oluşturulamaz ve de savunulamaz. Dindar müslümanların bu gibi yönetimlerde diğerlerine göre gösterdikleri olumlu bulunan farklılıkları; zifiri karanlıkta çakan şimşeklerin sağladığı aydınlık gibi İslam’ın nurundan bazı kesitlerin hayata yansıtılmasından başka bir şey değildir. Ama çakan tüm şimşeklere rağmen hakim olan, zulmet olduğu gibi tüm uygulamalar neticesinde de ortada kalan yani sonuç her şeye rağmen yine de gayr-i İslamiliktir.

Zira İslam’ın olmazsa olmazı ve asla yoruma da açık olmayan ana ilkesi Kelime-i Tevhid’dir. Yani kayıtsız şartsız hakimiyet Allah’ındır, tüm ilkelerin. hükümlerin, emir ve buyrukların, yasa ve düzenlemelerin müminler için geçerliliği; ancak ve ancak bütün bunların, öncelikle O’nun dinine uygun olmasına bağlıdır.

Unutulmamalıdır ki “İslamî referanslara göre bir devletin meşru olmasının olmazsa olmaz şartı kuruluş ve işleyişinde İslam’ı temel almasıdır; bunun da manası laik olmamasıdır; Kur’an ve Sünnet’i yasama, yürütme ve yargıda temel kaynak olarak kullanmasıdır.” (hayrettinkaraman.net/yazi/laikduzen/4/0273.htm; 29 Ekim 2004, Yeni Şafak)

Yine unutulmamalıdır ki “İslâm devleti vatan, ırk vb. maddî değerler üzerine değil, manevî değerler ve özellikle din temeli üzerine kurulmuş bir devlettir. (Hayreddin Karaman, Hayatımızdaki İslâm, c.1, s.111,İstanbul,2002)

Diğer taraftan İslam yurdu/ devleti/ iktidarı ve siyasetinden bahsederken şu önemli tesbit asla göz ardı edilemez:

“Kur’an-ı Kerim’de siyaseti, kavram ve kurum olarak belirleyen ve çerçevesini bize veren (dokuz) anahtar kelime vardır. 

Bu kelimeler, tevhid, itaat, hilâfet, bey’at, şûra, emir bi’l-maruf nehiy ani’l-münker, velâyet, mülk ve hükümdür. Bu dokuz kavramın açılımı yapıldığında hemen hemen İslâm’ın siyaset teorisi ortaya çıkarılmış olur.” (http://www.hayrettinkaraman.net/yazi/laikduzen/2/0267.htm)

Sözlerimizi konumuzla ilgili ilâhî mesajı hatırlayarak noktalayalım:

“Onlar (o müminler) ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar, zekatı verirler, iyiliği emreder ve kötülükten nehy ederler. İşlerin sonu Allah’a varır.”  (Hac 41)

Süleyman Önsay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle