--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İslÂm terörle bağdaşmaz!

Süleyman Önsay
Süleyman Önsay

Terör dünyanın her bucağında, her türlü inanç veya inançsızlık grubu içinde bulunan, meydana gelen bir olaydır/sosyal vâkıadır. Bu sebeple terör, bir inanca veya ideolojiye bağlı olarak ve bu bakımdan farklı tanımlanmaz…Durum böyle iken Türkiye’de ısrarla teröre “İslâmî” niteliğini yapıştıranlara, bazı hususları anlatmak veya hatırlatma[k].. faydalı olaca[ktır.]: 

Eğer bir davranış, bir tasarruf, bir eylem... İslâmî ise “İslâm’a göre meşrû, makbûl ve güzel” demektir. Bu niteliklerin, İslâm’ın ana kaynaklarında delîli ve dayanağı var demektir. İslâm’ı bilerek konuşanlar “terör İslâmî bir eylemdir” demediklerine göre hariçten gazel okuyanlar bu hükmü nereden çıkarıyorlar? 

“İslâmî terör”den maksat, kendilerini müslüman olarak tanımlayan bir gurubun ortaya koyduğu terör eylemi ise buna da İslâmî demenin anlamı yoktur; çünkü bir grup bütün müslümanlar demek değildir ve bir grubun -varsa- yorumu İslâm bütününe izâfe edilemez. 

Müslümanlara zulmedilmesi, din özgürlüklerinin kısıtlanması, maddî ve manevî değerlerinin gasp edilmesi durumunda, bu zulmü ortadan kaldırmak için başka bir çarenin kalmaması halinde, zulüm odaklarına karşı kanunsuz eylemlerin (buna terör denilirse bu mânâda terörün) câiz olup olmadığı İslâm âleminde tartışılan, müspet ve menfî cevapları olan bir konudur. Bunu şartları oluştuğunda câiz görenlere göre ortada, zarûrete dayalı bir meşrû müdafaa vardır, meşrû müdafâa evrensel bir kavramdır, onu da İslâm’a maletmenin, “İslâmî” demenin bir anlamı yoktur. 

Özellikle masûm insanlara, yaşlılara, kadınlara, çocuklara; suçlu suçsuz ayırımı yapmadan cana, haklı haksız farkı gözetmeden mala (bu ayırım ve gözetme ancak selâhiyetli makam tarafından ve hukuk içinde yapılabilir) yönelik terör bir insanlık suçu olduğu, nereden ve kimden gelirse gelsin ona karşı bir nefret doğurduğu için İslâm ile terörün yan yana zikredilmesi, bütün müslümanları üzmektedir. Bunu ısrarla yapanlara karşı “Acaba insanları İslâm’dan nefret ettirmek mi istiyorlar?” şeklinde bir şüphenin doğmasına sebep olmaktadır. 

Zihinlerde hâsıl olan bir başka tereddüt de, terör ile İslâm’ı yan yana zikrederek, bir müslüman grubun amacına ulaşmak için teröre başvurmasını (eğer böyle ise) bahane ederek, samîmî dindarların özgürlüklerini kısıtlamak için zemin ve gerekçe hazırlanmasının sözkonusu olup olmaması ile ilgilidir. Şunu unutmamak gerekir ki, şiddet olaylarını asgarî boyutlara indirmenin çarelerinden biri de toplumdaki gerginlikleri gidermek, baskıları azaltmak, zorunlu hale gelmedikçe özgürlükleri sınırlamaktan uzak durmaktır

[Diğer taraftan, dinimiz] İslam, hukuku korumak için zaruret haline geldiğinde savaşa izin verir ve nizamî savaşta bırakın masum insanları, hayvanların öldürülmesini, bitki örtüsüne zarar verilmesini bile yasaklar. Şu halde eğer terör diye nitelenen bir eylem varsa ve bunu yapanlar da, diğer davranışlarına ve beyanlarına göre bazı müslümanlar ise bu eylem “İslam’dan çıkmaz”, bütün hukukların kabul ettiği meşru savunma, zaruret ve çaresizlikten çıkar; buna dayanır. ABD ve İsrail kendileri için faydalı gördükleri her eylemi (saldırıyı, suikastı, işgali, yakma, yıkma ve öldürmeyi...) kitabına uydurarak veya buna bile lüzum görmeden yapıyorlar… 

Bu eylemlere maruz kalan kimseler, hangi dinden olurlarsa olsunlar savunma veya intikam kararlarını âyetlere, hadislere değil, “zalimin zulmü karşısındaki çaresizliğe” dayandırırlar. Terör istemeyenler önce kendileri terör yapmamalı, sonra hukuka ve adalete riayet etmeli, insan haklarını çiğnememelidirler. “Ben çiğnerim, gücümle de susturur ve bastırırım” diyenler ne yazıktır ki, asla ve hiçbir zaman “kendilerinin terör diye niteledikleri” bu gibi eylemlerden kurtulamayacaklardır. 

Sözlerimizi bitirirken Kur’ân’da en ağır cezanın haksız yere kasten insan öldüren kimselere verildiğini ve onun öte dünyadaki cezasının ise sürekli, azab olduğunu hatırlatır: (Bk. Bakara, 178; Nisâ, 93) ve şu âyet meâliyle noktalarız:

    “…Kim, bir cana kıymamış, ya da yer yüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir kimseyi öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de onu yaşatırsa, bütün insanları yaşatmış gibi olur.”(Mâide, 32) 

*Bu bölüm, Prof. Dr. Hayreddin Karaman hocamızın “Hayatımızdaki İslam” adlı eserinden ve basılmamış makalelerinin ilgili bölümlerinden özetlenmiştir.

 

Süleyman Önsay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle