• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Süleyman Önsay
Süleyman Önsay
TÜM YAZILARI
18 Ocak 2019

İrşad ve davet sorumluluğumuz!

Yüce Kitabımız Kur’an- Kerim’in  Zâriyât Sûresinin 55. âyetinde  şöyle buyuruldu: “Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt müminlere fayda verir.” (Zâriyât, 51/55)

Allah’ın Müslümanlara her şeye rağmen yapmalarını emir buyurduğu öğüt vermenin, önem ve özünü şöyle ifade edebiliriz:

Öğüt, iman sahiplerinin imanlarının güçlenmesine ve daha güzel davranmalarına; İmana yatkınlığı olanların yani gözlerini, kulaklarını, gönüllerini hakikat çağrısına kapatmayanların da iman etmelerine ve bunun devamında mümine yaraşır davranışlar içine girmelerine vesile olur..Öğüdün özü, insanların ve cinlerin yaratılış amacını hatırlatmaktır… 

Bu yaratılış amacı, onların sadece Yüce Allah’a kulluk etmeleridir… Allah’ı tanımanın anlamı O’na gerektiği şekilde kulluk etmektir. (Prof. Dr. Hayreddin Karaman ve Diğerleri, Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir, c.5, s.83) 

Ne olduğunu ve niçin yapıldığını kısaca değindiğimiz öğüt vermek; hem kendimize hem de diğer insanlara karşı gerek kişisel gerekse ümmet olarak, bizlere yüklenmiş bir görev ve sorumluluktur. Yüce Rabbimiz öyle buyurdu:

“Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız...” (Âli İmran, 3/110)

Bu ayette; insanlığa önderlik yapma görev ve yetkisinin diğer ümmetlerden alınıp Muhammed (a.s.) ümmetine verildiği hatırlatılıyor: 

Müslümanlar, liderlik için gerekli olan tüm niteliklere sahip olduklarından bu göreve lâyık görülmüşlerdir. [Bu önderlik görevi]; pratikte iyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak, Allah’tan başka ilâh olmadığına inanmak ve bu inancın ifade ettiği gereklilikleri pratikte uygulayarak göstermektir. O halde müslümanlar, kendilerine emanet edilen görevin sorumluluğunun bilincine varmalı ve kendilerinden öncekilerin düştükleri hatalara düşmemelidirler. (Mevdudi, Tefhim’ul Kur’an, c.1, s.285)

Bu hususta şu ifadeler önem arz etmektedir:  

Önderlik şerefli bir konum olmakla birlikte, yanında birçok şerefli sorumlulukları da getirmektedir. Bu görev peygamberin diğer insanlara şahitlik etmesi gibi, İslâm toplumunun diğer insanlar önünde hakkın, doğruluğun ve adaletin yaşayan şahitleri olmalarını ve hakkın, doğruluğun ve adaletin anlamını tüm dünyaya göstermelerini gerektirir. Bu görev sebebiyle hesaba çekilecek İslâm toplumuna çok büyük sorumluluk düşer. Nasıl Hz. Peygamber (s.a.) Allah’ın hidayetini tebliğ etmekle görevli idiyse, aynı şekilde müminler de hidayeti diğer insanlara tebliğ etmekle sorumludurlar. 

Eğer Allah huzurunda bu görevi ellerinden geldiğince iyi bir şekilde yerine getirdiklerini gösteremezlerse orada cezalandırılacaklardır. Eğer Hakk’ın şahitleri olarak görevlerinde en ufak bir gevşeklik göstermişlerse, kendi kötü amelleri ile birlikte kendi önderlikleri zamanında yayılan kötülüklerden de sorumlu tutulacaklardır. Kıyamet gününde Allah şöyle soracaktır: “Dünyayı kasıp kavuran sapıklık, zulüm ve günah salgınını gördüğünüzde onu engellemek için ne yaptınız?” (Mevdudi, Tefhim’ul Kur’an, c.1, s.123)

Davetin ne şekilde yapılması hususunuNahl Sûresinin 125. âyetinden öğreniyoruz:

“(Resûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et!”

Peki bu ayet-i kerimeden ne anlaşılıyor?

“Bu âyetten açıkça anlaşıldığına göre insanlar, Allah’ın dinine üç yoldan biriyle dâvet edilirler:

1- Hikmet ile,

2- Vaaz ile,

3- Mücadele ve tartışma ile…

Eğer vaazla Hakka davet edilmesi gereken kişilere hikmet sunulursa bu onlara zarar verir. Tıpkı süt çocuğuna kuş etinin zararlı gelmesi gibi..

Aynı şekilde hikmet ehli’ne de mücâdele zararlı olur. Hikmet ehlini, hikmetle değil de mücâdele metotları ile hakka davet etmek nefret ettirir. Bu, bünyesi sağlam bir insana insan sütü içirilmeğe kalkışılmasına benzer…

Mücâdele ehli ile iyi ve mülâyim olmayan bir şekilde tartışmada bulunmak, çölde yaşayan bir bedevîyi buğday ekmeği ile beslemeğe kalkışmak, yahut bir şehirliyi hurma ile beslenmeğe zorlamak demektir.” (İmam Gazali, el- Kıstâs’ül-Müstekîm, s.9)

Bu noktada şu anekdot sözün özü mahiyetindedir:

Döneminin devlet başkanı Me’mun’a sert bir dille nasihat etmeye başlayan kişiye Me’mun şu îkazda bulunur:

“Efendi, tatlı konuş. Zira Allah Teâla senden daha hayırlılarını (Hz. Musa ve Hz. Harun), benden daha şerlisine (Firavun) gönderirken onlara yumuşak konuşmalarını emreder:

‘Ona yumuşak söyleyin. Belki hatırlar veya korkar.’ -Taha,44-” (İ. Gazali, İhya, c.2, s.819)

Burada şu müjdeyi de göz ardı etmemek gerekiyor:

“(İnsanları) Allah’a çağıran, iyi iş yapan ve ‘Ben müslümanlardanım’ diyenden kimin sözü daha güzeldir?”(Fussilet, 33)

Tabi ki “‘Allah’a çağırmak’tan maksat, tevhid inancına ve Allah’a itaate davet etmektir(Şevkânî, IV, 590). Bazı müfessirler, burada özellikle Hz. Peygamber’in övüldüğünü belirtmişlerdir. Övülenin müezzinler olduğu söylenmişse de ezan uygulamasına Medine döneminde geçildiğinden bu görüş isabetli değildir. Hz. Peygamber Allah’a davet eden ve Allah’ın iradesine uygun güzel işler yapan ilk müslüman olduğundan âyetteki övgünün öncelikle onunla ilgili olduğu muhakkaktır; ancak âyetin, Resûlullah’ın yolunu izleyerek aynı niteliklere sahip olan her müslümanı kapsadığını da kabul etmek gerekir.” (Prof. Dr. Hayrettin Karaman ve Diğerleri, Kur’an Yolu: IV/610)

Sadece sözümüz değil, yaşayış tarzımız da bu kimliği yansıtmalı:

Âyet, kendisini İslâmî kimlikle tanıtan kimsenin bu kimliğe yaraşır bir hayat yaşamasının (amel-i sâlih sahibi olmasının), insanları her şeyden önce güzel ahlâk ve örnek davranışlarla İslâm’a kazandırmaya çalışmasının önemine ve gerekliliğine de dikkat çekmektedir.  (Prof. Dr. Hayrettin Karaman ve Diğerleri, Kur’an Yolu: IV/610)

İşte önder olmanın anlamı, kapsamı ve sorumluluğu! Bu bilinçtir ki N.Fazıl Kısakürek merhumda adeta şöyle dillenir; 

Üstüme, beni örtebilecek bir takım palaspâreler atabilseydim… Bu şehrin, o şehrin, insanlık şehrinin büyük meydanında, dilenciler gibi bir köşeyi tutsaydım… Yine insanların ayak bastıkları noktalara bakıp boyuna ağlasaydım, durmadan ağlasaydım… “Ne oldun ayol, nen var, ne istiyorsun?” diyenlere, “Aman Müslüman olun, aman Müslüman olun” diye mırıldansaydım, durmadan ağlasaydım…Kuruyuncaya, dökülünceye, dağılıncaya kadar ağlasaydım..  

Sözlerimizi îlâhî îkazı bir kez daha hatırlayarak noktalayalım:

“Böylece biz sizi, insanlara şahit (ve örnek) olmanız için vasat bir ümmet kıldık; peygamber de üzerinizde bir şahit olsun”.

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23