• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Süleyman Önsay
Süleyman Önsay
TÜM YAZILARI
22 Şubat 2019

İnsanda ibadet duygu ve düşüncesi!

İnsanda ibadet duygu ve düşüncesinin başlangıç noktası nedir? Bu konuda Elmalılı merhum şu önemli tespit ve yorumları yapar:

İnsanın hayatı, tat ile acının güzergahı (geçidi)’dır. İnsan ruhu; acıdan gocunur, tatdan hoşlanır. Acı sebepleri karşısında öfkelenir veya kızar, insan faaliyetlerini düzenleyen işte şimdiki zamandan geleceğe bu korku ile ümidin art arda karşılaşması ve çarpışmasıdır. 

Ümit silindiği zaman ümitsizlik kaplar ve faaliyet söner. Korku silindiği zaman da azgınlık kaplar, sonuç düşünülemez, faydalı faaliyet yapılmaz, üretimin yerini tüketim alır. 

Ümidin içinde bir korku, korkunun içinde bir ümit yoksa vazife şuuru hareketsiz kalır, açları çalıştıran doymak ümidi, tokları çalıştıran açlık korkusudur. 

İşte insan ruhunun böyle bütünüyle etkilendiği kayıtsız bir korku ve ümit sebebine karşı duyduğu bu ilgi yaratılışta insan fıtratında var olan ibadet düşüncesinin başlangıç noktasıdır. Ve insan bu duygusunu neye bağlarsa tapınılanı odur. İnsanlara gerçek mabudu ve gerçek kulluk ilgisini unutturarak, bütün belaları meydana çıkaran şirkin esas kaynağı budur. 

Bu hatırlatmalardan sonra Elmalılı merhum şöyle devam eder:

Allah’a şirk koşanların canlı, cansız, türlü türlü putları, yalan ve haksız mabutları hep bu duygu ile ortaya çıkmıştır ve insan hayatında hala böyle vicdanlar, zannedildiğinden daha çoktur. Hatta kendilerini, mabud ve ibadet düşüncesi ile hiç ilgili değillermiş gibi sananlar bile her an böyle mabud değiştirir dururlar. Ve bütün hayatlarını mutlak şüphe içinde geçirirler ve kendileri öldükten sonra geride kalacakları, bir an bile düşünmezler. 

Bu önemli noktaların altını çizdikten sonra şu önemli ikazı yapar:

Fakat şurası bir gerçek olup kesin olarak bilinmesi gerekir ki, bütün varlığını geçici şeylere bağlayan her gönül, zarara ve tehlikeye adaydır. Çünkü o geçici cazibe bir gün olup kopacaktır. Hangi geçici varlık vardır ki, sana senden önce yıkılıp gitmeyeceğini ve senin bütün emellerini sana bağışlayacağının sözünü ve güvencesini verebilir? 

Ayağının altındaki yer, başının üstündeki güneş bile sana bu güvenceyi veremez. O güvenceyi Hayy ve Kayyûm (diri ve ayakta) olan yaratıcı Allah Teâlâ’dan başka verebilecek hiçbir şey yoktur. Ve gerçekten ibadet onun hakkıdır ve ancak ona ibadet edenlerdir ki, diğer ümitlere, korkulara kendini tamamen kaptırmaz ve vazifesi yolunda şaşırmaz ve onlardan herkes faydalanır. 

Elmalılı  merhum daha sonra Peygamber efendimizin bir hadis-i şerifine ve Fatiha suresinin 5. ayet-i kerimesine dikkat çeker:

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurmuştur ki: “Mümin taze ekin gibidir, rüzgar estikçe yatar, fakat yine doğrulur kalkar. Kâfir ise çam ağacına benzer, rüzgar estikçe gürler, amma bir kere yıkılırsa bir daha kalkamaz.” Çünkü kâfir ölümlüye, mü’min ise daima diri olan Allah’a bağlıdır. 

İşte mümin her gün defalarca okuduğu Fatiha suresinde “iyyake na’büdü” derken yüreğiyle şu duygu ve düşüncelerin altını çizer:

Ey Rab! Biz başkasına değil, yalnız senin rububiyetini ikrar ve itiraf ederek ancak sana boyun eğeriz ve yalnız sana zilletimizi arz ederiz ve ancak sana itaat etmekle iç huzuru ve rahatlığı, gönül rahatlığı buluruz. Çünkü bütün korku ve ümidimizin ilk ve son dönülecek yeri yalnız sensin, sen korku vermezsen korku yok, sen ümit vermezsen ümit yok; tat duyurmadın mı herşey acı, acı duyurmadın mı her şey tatlı, ruh senin mülkün, madde senin mülkün, bütün beden senin mülkün; bize verdiğin duygular, meyiller hayale dalmalar, akıl erdirmeler ve iradeler ile vicdan duygusu da senin lütfun, senin merhametindir. Bu “vicdan duygusu” ise bütün gönül rahatlığını, sana hamd ve şükretmek ile dostluğu ortaya koymak için ancak senin emrine vermekte buluyor. Bütün akıllar, bütün kâinat da buna şahittir.(Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili tefsiri, Fatiha Sûresinin 5. Âyeti)

Evet ümid ve korkumuzu sadece Allah (c.c.)’e bağlayıp “vahdehü= O, tektir” diyebilmek ve boyun eğip itaat edebilmek büyük bir nimet ve şereftir.

Sözlerimizi Said Nursi merhumun  “Vahdehu” lafzı ile ilgili şu veciz satırları ile noktalayalım:

“Şu kelimede şifalı, saadetli bir müjde vardır. Şöyle ki:

Kâinatın ekser envâıyla alâkadar ve o alâkadarlık yüzünden perişan ve keşmekeş içinde boğulmak derecesine gelen ruh-u beşer ve kalb-i insan, “Vahdehu”  kelimesinde bir melce, bir halâskâr bulur ki, onu bütün o keşmekeşten, o perişaniyetten kurtarır. Yani, “Vahdehu”  mânen der:

Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma. Onlara tezellül edip minnet çekme. Onlara temelluk edip boyun eğme. Onların arkasına düşüp zahmet çekme. Onlardan korkup titreme.

Çünkü Sultan-ı Kâinat birdir. Her şeyin anahtarı O’nun yanında, her şeyin dizgini  O’nun elindedir. Her şey O’nun emriyle halledilir. O’nu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun” demektir. (Said Nursi (rh.a.), Mektubat-Yirminci Mektup-Birinci Makam)

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23