--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İnsan hakları uygulaması ne zaman başlamıştır?

Süleyman Önsay
Süleyman Önsay

İnsan hakları  “tüm insanların sahip olduğu temel hak ve özgürlüklere denir. İnsan hakları, ırk, din, dil ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin tüm insanların yararlanabileceği haklardır” (1) diye tanımlanmaktadır.

“Hak” kavramı ise  M. Akif merhumun,  

“Hâlikın nâ-mütenâhî  adı var, en başı: Hak.

Ne büyük şey kul için hakkın elinden tutmak!” (2) dediği gibi yüce Rabbimizin isimlerindendir. İndirdiği en son kitab olan Kur’an’la  insanlık için hakları belirleyen, onun ölçülerini koyan, sınırlarını çizen de Allah (c.c.) dir. Öyle buyurdu: 

“Biz Kur’an’ı sadece hak olarak indirdik, o da gerçeği söyleyerek geldi; seni de ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.”(3)

Büyük müfessirlerimizden “Taberî’ye göre Kur’an’ın hak olarak indirilmesinden maksat, onun adalet ve insafı, güzel ahlâkı, iyi ve övgüye değer davranışları emretmesi; zulüm, haksızlık, kötü huy ve çirkin davranışları yasaklamasıdır (XV,177).”(4)

Hal böyle iken bugün maalesef kimi yerli ve yabancı bilim adamlarınca “..insan hakları kavramı ve uygulamasının tarihi anlatılırken ve bu evrensel değeri insanlığa kazandıran mercîler/kaynaklar araştırılırken başlangıç olarak Magna Carta’nın zikredilmesi.. güzel, doğru ve insafla bağdaşır değildir. Çünkü insana ödevler veren, bu ödevlerini yerine getirebilmesi için hak ve özgürlükler de bahşeden Allah’tır; Allah bunu ilk peygamberinden itibaren yapmıştır, yarattığı insanların yine kendi koyduğu kanunlar çerçevesinde gerçekleşen gelişmelerine paralel olarak -daha sonra gönderdiği peygamberler aracılığı ile- hak ve ödevleri de genişleterek açıklamıştır…

Kıran kırana bir savaşın sonucunda, kralın baronlara yenilmesiyle kabûl edilmiş olan ‘Büyük Özgürlük Fermanı’ Magna Carta’yı oluşturan 63 madde İngiliz feodal toplumunun çeşitli sınıf, katman ve kurumlarının geleneksel olarak sahip oldukları hak ve özgürlükleri güvenceye bağlamaktadır…

 Bu fermanın tarihi 1215’tir. İslâm ise 610 yılında vahyedilmeye başlamıştır. Yirmi üç yıl devam eden vahiy, hem sözleri hem de içeriği Allah’tan olan Kur’an ile, sözleri Peygamberimiz’e (s.a.v.), içeriği Allah’a ait bulunan hadîslerde kaydedilmiştir. Bu iki kaynağa baktığımızda şunları görüyoruz: 

1. Hz. Peygamber (s.a.v.) kanalıyla ilân edilen insan hak ve ödevleri, bunu isteyen ve bunun için savaşan fert ve gruplara yenilerek, mecbûr kalınarak değil, insan buna lâyık olduğu için verilmiştir ve İngiltere’de olanların aksine, bu hakların verilmesine karşı çıkanlarla mücadele edilmiştir. 

2. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) açıkladığı ve uyguladığı insan haklarına göre, toplumun lideri ve devletin başı olan kendisi, yakın dostları ve sıradan insanlar arasında haklar bakımından bir fark, bir ayrıcalık yoktur. Nimetler de külfetler de eşit paylaşılmaktadır. 

3. İslâm’ın insan ve insan hakkı anlayışında -temel, insan olmaya bağlı haklar bakımından- soy, ırk, renk, bölge, ekonomik seviye ve din farkına bağlı ayrımlar ve ayrıcalıklar yoktur. Her insanı bir tek Allah, aynı maddeden yaratmıştır, bütün insanlar, kök bakımından bir ana ile bir babanın çocuklarıdır. Renklerin, dillerin, sosyal grupların (kavim, kabile, sonraları milletlerin) yaratılmasının hikmeti kimlik edinmeyi, tanınmayı, tanışmayı kolaylaştırmak ve dayanışmayı mümkün kılmaktır. Arab’ın başkalarına, beyazın siyaha, erkeğin kadına -insan olma, ödev alma ve haklardan yararlanma yönünden- bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ve fark ancak güzel ahlâk ve bazı haklara (liyâkate bağlı olanlarına) kişiyi ehil (uygun, elverişli) kılacak niteliklerin kazanılması ile elde edilebilir. 

4. Kişinin canı, malı, namusu, şerefi, özgürlüğü, meskeni, özel hayatı korunmuştur, dokunulamazdır. Din ve düşünce, seyahat, sığınma, çalışma, ticaret yapma, kamu hayatına katılma ve görev alma hak ve özgürlüğü vardır. İslâm öncesinden gelen köleler özgürlüğe kavuşturulur (bunun için tedbirler alınmıştır). Müslüman olmayanlar İslâm’a girmeye zorlanamaz, kamu düzenini bozmadıkları ve güvenliği tehlikeye sokmadıkları sürece kendi inanç ve hayat tarzlarını sürdürürler. 

5. İçerde ve dışarda haksızlığa uğrayan, güçsüz olduğu için güçlü tarafından ezilen, sömürülen ve baskı altında tutulan insanların (müslüman olsun olmasın) imdadına koşmak, haklarını korumak müslümanların (toplumun, ümmetin, devletin) vazifesidir. 

6. Hem İslâm toplumunun içinde hem de dünya yüzünde müslüman olmayanların, başta hayat hakları olmak üzere temel insan hakları vardır, bunlara dokunulamaz, uluslararası sözleşmelere riâyet edilir, barış isteyenle barış yapılır, savaşın sebebi ne zorla İslâm’a sokmak ne de maddî menfaat elde etmektir; sebep karşı tarafın haksızlığı, tecavüzü ve barışa yanaşmamasıdır. 

Buraya kadar sırala[nan] hak ve özgürlüklerin kaynağı vahiydir, isteyenler bunu kaynaklarda görebilirler. Bu hak ve özgürlükler kağıt üzerinde de kalmamış, bazı kusurlarla beraber genel olarak İslâm tarihi boyunca uygulanmıştır. 15. yüzyılda, İspanya’dan kaçarak canlarını kurtaran Yahudilerin Fatih’e sığındıklarını bilmeyen yoktur. Gerçek bundan ibaret iken, tarihte insan hakları uygulamasını 1215 tarihli bir sözleşme ile ve Batı’dan başlatmak büyük haksızlıktır. Buna müslüman aydınların (bakanların, öğretim üyelerinin, yazarların...) katılmaları ise, haksızlığa ek olarak büyük ayıptır.” (5)

Diğer taraftan kendi hür iradeleriyle İslâm’a teslim olup, vasıfların en güzeli ve değerlisi olan müslüman unvanını kazanan müminlere düşen ise yaşantılarındaki tüm ilişki ve davranışlarını hak olarak indirilen Kur’an’ın sonsuza değin gerçek ve geçerli olan buyruklarına, hükümlerine, kriterlerine ve öngörülerine göre ayarlayarak hakça yaşamaları ve insanlığa hakça bir düzeni kazandırmalarıdır.

Sözlerimizi, hakkın ne derece kutsal olduğunu ve sorumluluk ifade ettiğini gözler önüne seren Peygamberimizin şu ikazlarıyla noktalayalım:

“Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, namusu veya malıyla ilgili bir zulüm varsa altın ve gümüşün bulunmayacağı kıyamet günü gelmeden önce o kimseyle helalleşsin. Yoksa kendisinin sâlih amelleri varsa, yaptığı zulüm miktarınca sevaplarından alınır, (hak sahibine verilir.) Şâyet iyilikleri yoksa, kendisine zulüm yaptığı kardeşinin günahlarından alınarak onun üzerine yükletilir.”(6)  

------------------------------

1- http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0nsan_haklar%C4%B1

2-  M.Akif Ersoy, Safahat, İst. 1998, s.340.

3- 17/İsrâ Sûresi, Âyet:105.

4-  Prof. Dr. Hayreddin Karaman ve Diğerleri, Kur’an Yolu Türkçe Meâl  ve  Tefsir, DİBY, c.3, s.455.

5-  http://www.hayrettinkaraman.net/yazi/laikduzen/3/0132.htm

6-  Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir ve Diğerleri, Riyâzü’s- Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, Erkam Yayınları, c. 2, s.150.

 

Süleyman Önsay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle