--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İman vize tanımaz!

Süleyman Önsay
Süleyman Önsay

Özellikle eski Sovyet İmparatorluğu’nun parçalanma sürecine girdiği günlerden beri, nerede bir İslâmî hareket görülse, hemen egemen güçler ve onların dümen suyundaki yöneticiler ve sözde aydınlar, toplumu ve dünya kamuoyunu “İslâm” ile korkutmaya, laiklik ve demokrasi savunuculuğu yapmaya ve hayali senaryolar uydurmaya kalkmaktadırlar. Bu mihraklar aynı zamanda “İslâm ile terör” arasında bir aynileşme olduğunu da iddia edip durmaktadırlar. Dünya insanı, İslâm’a yaklaşmaya çalıştıkça, birileri ondan sür’atle kaçmaya ve çevresindekileri de uzak tutmaya çabalamaktadır. Israrla savunur göründükleri demokrasi ve insan haklarını çiğnemek pahasına da olsa bunu, yüzleri kızarmadan yapabilmektedirler. Cezayir halkının karşısına kukla cuntayı bu anlayış dikti. Avrupa’nın çıkarları uğruna Cezayir halkının demokratik eğilimleri,“İslâm gelir ha!”korkutmasıyla, fransız kafalı bir avuç insana çiğnetildi. Yılların zulüm ve ızdırabına “devam” vizesi verildi. Dünyada hızla gelişen son olaylar ve arayışlar içinde, aman bir yerde İslâm ön plana çıkmasın diye çırpınan birtakım insanları gördükçe, Kur’an’ın getirdiği İslâm gerçeklerine inanmamakta direnen, Allah emri tanımaz, kullara acımaz cahiliyye dönemi azgınları akla gelmektedir. Tabiî peşinden de bu azgınların Allah Teâlâ tarafından tavsif edilişi...

“... Onlara ne oluyor ki, aslandan ürkmüş yaban eşekleri gibi Kur’an’dan yüz çevirip 

uzaklaşıyorlar?.” (Müddessir (74), 49-51)

Elmalılı merhumun işaret ettiği gibi, yaban eşeklerinin aslandan kaçmaları çaresizlikten kaynaklanmakla birlikte yine detehlike’den kaçmaktır. Belki sonunda bir kurtuluş söz konusu olabilir. Kur’an’dan yani İslâm’dan kaçan budalalar ise, tehlikeden değil, kurtuluştan ve kurtarıcıdan kaçıyor, helâke koşuyorlar.(Bk. Hak Dini Kur’an Dili, VIII, 5467)

Ne ilginç, ne müthiş ve ne de korkunç değil mi?

Yetmiş yıldır komünizm baskısı altında, yüreklerinde “İslâm”ı saklamayı başarmış günümüzün Türk Cumhuriyetleri, Türkiye ile birlikte İslâm’ı ararlarken, karşılarına “Türkiye Modeli” diye laik bir yapı çıkarılmakta, imana ve İslâm’a resmî bir şablon getirilmek istenmektedir. Hatta aynı modelin bütün İslâm ülkelerine de önerildiği, zaman zaman basın-yayın organlarında görülmektedir. Cezayir’de mevcut durumun sorumlusu FLN yetkilisiHamruş bile İslâm ülkeleri için Türkiye’nin bir model olamayacağını açıkça dile getirirken(Bk. Milliyet Gazetesi, 7 Ocak 1992) bizdeki bazı ağızların böyle bir modelden söz etmelerini anlamak pek kolay olmamaktadır.

Dünya gerçekleri karşısında, inananlara zulmetmekle, imana resmi vize getirmeye çalışmakla,“benim istediğim kadar dindar olacaksın”diye bir çeşit tanrılığa yeltenmekle hiçbir yere varılamayacağı açıktır. Çünkü insanların maddesine belki şekil verilebilir ama gönlüne asla!

Bu konuda da yüce kitabımız fevkalâde dikkat çekici bir örnek vermektedir:

Fir’avn’un Hz. Mûsa’ya karşı, büyük vaadlerle meydana sürdüğü sihirbazlar, Hz. Mûsa’nın gösterdiği mucize karşısında gerçeği görüp oracıkta iman edivermişlerdi. Bu beklenmedik gelişme karşısında Fir’avn onlara;

- “Demek ben size izin vermeden ona inandınız öyle mi?(el-A’raf (7), 123) diye çıkışmış, imana devlet vizesi gerektiği fikrini savunmuş, peşinden de şu tehdidi savurmuştu:

- “Ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra hepinizi (ağaç dallarına) asacağım.” (el-A’raf (7), 124.)

Yeni inanmış sihirbazların bu resmi tehdide verdikleri cevap, imanın vize kabul etmeyeceğini, ona resmi bir şablon getirilemeyeceğini bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır:

“Seni, gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana üstün tutmayacağız. Ne hüküm verirsen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin. Doğrusu biz, yanılmalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah’ın vereceği mükâfat daha iyi ve daha devamlıdır” (Tâhâ (20), 72-73)

“... Biz zaten Rabbimize döneceğiz. Rabbimizin âyetleri gelince ona inandıkdiye bizden öç alıyorsun.”(el-A’raf (7), 125-126)

Günün başında sihirbaz, sonunda şehid olan bu insanlar, Fir’avn’a verdikleri bu şahâne cevaplarını Allah’a şöyle dua ederek tamamlamışlardır:

“(Ey) Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır ve bizi müslümanlar olarak öldür!”(el-A’raf (7), 126)

Bugün birçok Allah kulunun duyguları bunlardan hiç de farklı değildir. Belki bütün fark, ifade biçimindedir.

Gerçek ve sonuç bu olduktan sonra İslâm için endişelenmeye ve de İslâm’dan ürkmeye ne gerek var.? “Kâfirler hoşlanmasalar da Allah nurunu tamamlayacaktır. Müşrikler istemeseler de, dinini bütün dinlerden üstün kılmak için peygamberini hidâyet rehberi olan Kur’an ve gerçek din ile gönderen Allah’tır.” (et-Tevbe (9), 33; es-Saff (61), 8-9)

Ve

İnsanları İslâm ile korkutmaya kalkışan, İslâm’ı daima tehlike imiş gibi gösterenlere Kur’an’dan bir tesbit ve bir soru:

“Müslüman olmaya çağrılmışken gelmeyip Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?” ( es-Saff (61), 7.)

Kurtuluş, İslâm’ı arayanların önüne çıkmakta, İslâm’dan kaçmakta değil, onları İslâm ile buluşturmakta, yollarını açmaktadır. Önümüzdeki günler, dünya çapında böylesi bir mutluluğu yaşama ve paylaşma imkânlarıyla doludur.

 

Süleyman Önsay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle