İman pusula, Kur’an haritadır!
Görmek için gözün sağlıklı olması yeterli değildir. Bakılan yeri aydınlatacak bir ışığa ihtiyaç vardır. Aklın konumu da aynen böyledir. Aklın sahibini doğruya, huzura ve insani erdemlere götürebilmesi için vahyin yani Kur’an’ın nuruna ve Hz. Peygamber (sav)in ışık saçan aydınlığına ihtiyaç vardır. Onun için akıl ilahi nura (İslam’a) uymak zorundadır, demiştik. Kaynak eserlerde yer alan şu kıssa bu gerçeğin bir örneğidir:
Karanlık bir mekanda bulunan fili görüp tanımak isteyenler sıra ile bulunduğu yere girerler. İçlerinden biri elini file doğru uzatmış. Hayvanın uzunca kulağı eline gelmiş.
Kendi kendine: Fil kalkan gibi bir şey deyip bu şekilde inanmış. Bir başkası elini uzatmış, ona da filin hortumu denk gelmiş. O da filin direk gibi bir şey olduğunu hissedip öylece kabul etmiş.
Bir başkasının eli de filin sırtına rastlamış. O da taht gibi bir şey hissedip öyle zannetmiş.
Fil hakkında meraklarını kendilerine göre bu şekilde gidermişler. Ama fili gerçek anlam ve yapısıyla tanıyamamışlar. Halbuki filin konulduğu bölüm bir ışıkla aydınlatılmış olsaydı onun kalkan, direk,taht veya bir başka nesne değil sadece ve sadece kendine has yapısıyla bir canlı olduğunu anlayacaklardı. İşte bugün Kur’an nuruyla insana ve onun hayatına yönelmeyenler tıpkı filin yanlış tanındığı gibi insanı ve problemlerini tanıyamamakta ve insanlığı her biri yeni buhran ve bunalımlara neden olan skandal çareleri çözüm diye sunmaktadırlar.
Akıl denildiğinde çokça düşülen bir yanılgıyı da burada değinmek zorundayız: “İslam akıl dinidir” deniliyor. Asla İslam akıl dini değildir ve akla dayanmaz. İslam vahiy dinidir. Allah-ü zü’l celal’in ilim, irade ve kelamına dayanır. Efendim, biz akla uygundur demek istiyoruz, denilirse, önce milyarlarca insan aklının hangisine uygun olacağını kararlaştırmanız, gerekmez mi? Ki bu da mümkün değildir. Zira Vahiy, Halık işi; akılsa mahluka (melek ve insanlara) has bir özelliktir. İlla ki İslam ve akıl kelimelerini bir arada kullanmak isteniyorsa, bunun doğrusu; İslam akıllının dinidir, denmesidir.
Efendimiz’in “Efleha men ruzika lübben” hadis-i şerifini N. F. Kısakürek merhum şöyle manzumeleştirir:
“Akıl insanda varlık silahı
Akılla rızıklanan buldu felahı”
İnsan yapısı ve yaratılış gayesi gereği ya aklının yönetiminde Allah’ın belirlediği yönde ya da nefsinin cazibesi ve baskısı altında yanlış istikametlerde yaşamak durumundadır.
“Yüce Allah insana, hem fücuru (günah ve kötülük meyli) hem takvayı (günahlardan korunma) ilham ettiği (Şems, 8) için insan, bir yönüyle melek tabiatına bir yönüyle de hayvan tabiatına sahiptir.
İnsan kendi fıtratının özelliklerini muhafaza ederek Rabbini zikredip (yani her an ve her yerde O’nun huzurunda bulunduğunun farkında olup) ibadet ederse (yani tüm söz ve davranışlarında ilahi emir ve yasaklara uyarsa) meleklerden olan üstünlüğünü korumuş olur. Ama melek tabiatını kaybedip yalnız hayvan tabiatı çizgisinde yaşamaya devam ederse hayvanlar seviyesinde bir mahluk olur.” (Mehmet Alptekin, Sorularla Tevhid ve Akaid, Saff Yayıncılık,1988, s.15-18)
İnsan hayatının aklın kaptanlığında seyredebilmesi için mutlaka bir pusula ve haritaya ihtiyaç vardır ki işte tevhid-i iman pusula, Kur’an da haritadır.
Ki insanı farklı kılan da bu yönüdür.
Pir Sultan Abdal (Rh.a.) öyle der:
Bu adem dedikleri
El ayakla baş değil
Adem manayı derler
Sûret ile kaş değil.
İnsanı sadece et, kemik ve sinir sistemlerinden ibaret sanandan biri insan vücudunu elementlere ayırmış ve şu neticeyi çıkarmıştır:
“Yaklaşık 65 Kg. gelen bir insanı göz önüne getirip, vücudunu ihtiva ettiği maddelere bakarak şunları görürüz:
7 kalıp sabun yapacak kadar yağ.
7 kurşun kalem yapacak kadar karbon.
120 çöp kibrit yapacak kadar fosfor.
1 yudumluk mushil yapacak kadar magnezyum.
Orta boyda bir çivi yapacak kadar demir.
Bir tavuk kümesini badana yapacak kadar kireç.
Bir köpeğin pirelerini temizleyecek kadar kükürt.
10 galonluk varili dolduracak kadar su.
Bu maddeleri çarşıdan 60 veya 70 Mısır kuruşu ile satın almak mümkündür. İşte insanın maddi kıymeti.” (Yusuf el-Karadavi, İman ve Hayat,s.70).
İnsanlığın yönetiminde bu pusula ve harita devrede tutulmadıkça dünyada, adalet, hakkaniyet, barış ve kardeşlik sahillerine; ötede de cennet iklimine ulaşabilmek mümkün değildir.
“Ey iman edenler (yani Allah’ın varlığına ve O’nun zatında, sıfatlarında, isimlerinde, işlerinde, hak ve yetkilerinde tek olduğuna; Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Allah’ın kulu ve resulü olduğuna; O’nunla bildirilen tüm emir ve yasakların, hüküm ve değer yargılarının gerçek, gerekli ve kıyamete kadar geçerli olduğuna inananlar!), Allah’a ve Resulüne itaat edin. Siz de işitiyorken, ondan yüz çevirmeyin.
Ve: ‘Biz işittik’ dedikleri halde, gerçekte işitmeyenler gibi olmayın;
Gerçek şu ki, Allah katında, yerde debelenenlerin en kötüsü, (bir türlü) akıl erdirmez olan sağırlar ve dilsizlerdir” (Enfal 8/20,21,22)


