--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İlk düğme veya ilk ayar!

Süleyman Önsay
Süleyman Önsay

Bugünkü hutbemizde nasip olursa önceki haftalara damgasını vuran Özgecan olayı ile ilgili yapılan yorumlardan birinde vurgulanan bazı önemli noktaları ele alacağız. Elbette bu yazıda katıldığımız hususlar olduğu gibi aksi düşünceyi taşıdığımız yönler de vardır. Önce ilgili bölümü bir sunalım. Değerli yazar “Sıkıntının kaynağı” başlığını attığı ifadelerinde şöyle diyor:

“Ekonomik ve ahlaki yoksulluğun kötü tarafını en son Özgecan’ın vahşice öldürülmesiyle gördük ve yaşadık. Ülke olarak gözyaşı döktük. İnsan olarak nerede olduğumuzu, nereye kadar gerilediğimizi artık görmemiz ve bozulan ayarlarımızı düzeltmemiz gerekiyor.

Doğruyu öğrenmezsek, iyi insanla kötü insanı karıştırırız.

Gömleğin ilk düğmesini doğru iliklemezsek, bütün düğmeleri yanlış ilikleriz.

Doğruyu öğrenmezsek, kim insan, kim değil, ya da kim Müslüman, kim değil sorularını yanlış cevaplarız.” (1)

Bu satırlarda katılmadığımız tek husus tüm olumsuzlukların ve Özgecan vahşetinin nedeni olarak “Ekonomik ve ahlaki yoksulluğun” nitelendirilmesi ve teşhisidir. Zira “Ekonomik ve ahlaki yoksulluğun” da sebebini teşkil eden esas yoksunluk ve yoksulluk her şeyin merkezi ve kaynağı olan kalplerde ki “Tevhîdî İnanç” zaafiyetidır. Yani doğru iliklenmesi gereken ilk düğme iman temelidir. Veya düzeltilmesi gereken ilk ayar inanç ayarıdır. Zira tüm erdemler ve ideal davranışlar varlığını ve kalitesini bu kökten alır.

Öyle buyurmadı mı yüce Rabbimiz:

“Görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi: Güzel bir sözü, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca (benzetti).”

“(O ağaç), Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir.” (2)

Bu ayet-i celilelerde sunulan mesajı anlamamız ve almamıza herhalde şu açıklamalar yeterli olacaktır:

“..ayette Allah Teala, güzel sözü, güzel ağaca benzetmişti. Çünkü güzel sözün meyvesi güzel amel; güzel ağacın ürünü de faydalı meyvedir. 

Müfessirlerin açıklamalarına göre güzel sözden maksat, kelime-i şehadettir. Bu kelime dışta ve içte daima güzel amellerin meydana gelmesine sebep olur.” (3)

Bu ayet-i celileri takip eden ilahi buyrukta da tüm çirkinliklerin, fesat ve fitnelerin, sorun ve skandalların, buhran ve bunalımların sebebi olarak “Küfür” yani inkar, şirk, nifak veya irtidattan biriyle illetli kalpler gösterilmektedir.

Diğer yandan “Ahlak” tan kasıt İslam ahlakı ise biz bunu İslam’ın bütününden ayrı bir blok olarak ele alıp bir başka yapıya monte edemeyiz. Öncelikle Kur’anın tüm ayet-i celilelerinden bağımsız bir İslam ahlakı da asla söz konusu değildir. Peygamberimizin ahlakından sual edenlere Hz. Aişe validemizin verdiği “Siz Kur’anı bilmez misiniz? İşte O’nun ahlakı Kur’an idi” cevabı, bunun, hepimizin bildiği en açık bir göstergesidir. 

Celaleddin er-Rumi (rh.a.)’ in şu mısraları da tüm müminlere bu noktada yapılan bir ikazdır:

Çeşm be küşâ-yı bi-bîn cümle kelâmullâh râ

âyet âyet hemegî manî-i kurân edeb est

Bugünün türkçesiyle söylersek, “gözünü aç bak cümle kelamullaha; ayet ayet bütün manası Mur’an’ın edeptir.” Evet,  İslam Ahlakı Kur’an’ın tümünün uygulanmasıdır.  Kur’an, insanca yaşamanın ve insan kalmanın yol ve yordamını belirleyen ilahi Kitab’dır!

Bu temele dayanmayan uygulamalar ise ahlak adına sadece ikiyüzlü ahlaksızlar üreten bir bataklıktır.

Bakınız bir psikolog,  “görgü kuralları, insanın iç dünyasında yer edinmediği sürece, insanın üzerinde emanet gibi durur. Korkutularak, ceza verilerek öğretilen görgü kuralları, insanın iç dünyasında tam anlamıyla yer bulmaz. 

Bu sebeple insanlar sürekli başka insanların beklentisi doğrultusunda davranmaya çalışır. Yalnız kaldıklarında ise kendileri olur” der.

Evet, ancak içten gelen güzel davranışlar gerçek kişiliği ve ahlakı oluşturur. Kalpte yer tutmayan ve oradan yönlendirilmeyen tavırlar ise sadece ikiyüzlü karakterler ortaya çıkarır. Bunun içindir ki insanın iç ve dış alemine, maddesine ve manasına, ibadetine ve ticaretine, dünyasına ve ukbasına mührünü vuran bir dünya görüşü ve bunun biçimlendirdiği bir hayat tarzı yani “Din”; ancak tüm problemlere çare ve çözüm olabilir.

Yıllar önce bu gerçeğin altının  çizildiği satırları bir kez daha hatırlayalım: 

“..dinleri eleştirmeye kalkan bazı akılsızlar, bir takım sistemlerin, düşüncelerin, felsefi rejimlerin, din yerine ikâme olabileceğini iddia ettiler. Bunun olmadığının en iyi örneğini de Rusya marksizmle verdi. Bir toplumun içindeki insanlara dinden başka bir şeyle bir nizam veremezsiniz. 

Dinin nizamı içerisinde en önemli faktör mesuliyettir. Eğer bir insan yaşarken, yaşadığından mesul olmadığını düşünürse, o insanın yapamayacağı hıyanet, menfaati için yapamayacağı haysiyetsizlik kalmaz.” (4) 

Tabi ki bu husus sadece “Din” gerçeğini hiç tanımayan Rusya’nın çıkmazı değildir. Bugün hala son Hak Din olan İslam’a yönelmeyen tüm Hıristiyan ve Yahudi dünyasının da ana problemidir.

Ki çağa hakim olan gayr-i müslim dünyanın insanlığı getirdiği son nokta ise köpeğe hizmeti, çocuk yetiştirmeye; enik sahibi olmayı da ana-baba olmaya tercih eden bir insan türüdür. 

Halkı müslüman olupta “Din”i mabedlere ve vicdanlara hapsederek sosyal hayattan dışlayan; mahza Hidayet olan Kur’anı sadece ölüler arkasından okunmaya hasrederek hükümlerini rafa kaldıran  yaşantılarıyla sadece adları İslam Ülkesi olan olan toplumlar tüm insanlıktan önce kendileri “Müslüman” olmak konumundadırlar. 

Evet, son acı örneği Özgecan vahşeti olan tüm sıkıntıların kaynağı “Ekonomik ve ahlaki yoksulluk” değildir. Tek kelimeyle söylersek fert, toplum, devlet ve medeniyet boyutunda İslamsızlıktır.

Süleyman Önsay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle