--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İhtisâb müessesesi

Süleyman Önsay
Süleyman Önsay

B

ir önceki sözlerimizi şu âyet meâliyle  bitirmiştik. “İsrailoğullarından kâfir olanlar, isyan etmeleri ve haddi aşmaları yüzünden Dâvûd ve Meryem oğlu İsâ diliyle lânete uğradılar. Onlar -kötülük- yaptıkları zaman birbirlerini kötülükten alıkoymağa uğraşmazlardı. Bu yapmakta oldukları ne çirkin şeydi!” (Mâide: 5/78,79)

Toplumda Allah’ın irade, rıza ve nizamına ters düşen tüm çirkinliklerin önlenmesi ve önceki kavimlerin konumuna düşmemesi için dinimiz İslâm; “Emir bi’l-ma’rûf nehiy ani’l-münker” yani “dinin yapılmasını istediği davranışları tebliğ ve teşvik; yapılmamasını hükmettiği eylemlerden de sakındırma” ya büyük önem vermiştir. O kadar ki “…dinî vecibelerin yerine getirilmesinin kontrol ve teminini, emir ve yasaklara nezaret vazifesinin ifâsını bütün müslümanlardan istemiş, bu vazife yeter sayıdaki insanlar tarafından yapılırsa geri kalanların mes’uliyetten kurtulacaklarını ifâde etmiştir. İşte bu sebeple İslâm müesseseleri arasında bir de dîni denetim makanizması olarak ‘ihtisâb müessesesi’ vücud bulmuş. Hz. Ömer’den beri ümmeti temsil eden devlet başkanları yeteri kadar muhtesib yani denetim ve ıslah görevlisi tayin edegelmişlerdir. 

Gerek devlet memuru olarak ve gerekse Allah rızası için ihtisâb işini yapan kimselerde belli vasıflar aranır. 

Bunlar şunlardır:

¥ Mükellef olmak: Mükellefiyet çağına gelmemiş bir çocuğun emir ve yasaklara nezaret etmesi (yani denetim ve ıslah yapması), gerekli ikazda bulunması câiz olmakla beraber bu ona vazife değildir. Bilfiil menetmek ve meşru olmayan şeyi ortadan kaldırmak ise ancak memur olan ve devlet otoritesini temsil eden memurun yapabileceği iştir. Ve bunun mükellef olması şarttır.

¥ Müslüman olmak. 

¥ İyi ahlâk (adâlet) sahibi olmak: Bazı kimseler.. başkalarını kontrol ve ikaz ettiği halde, kendileri dinî vecibeleri yerine getirmeyen kimseleri kınayan nasslara bakarak, söylediğini yapmayan ve iyi ahlâk sahibi olmayanların ihtisâbı ifâ edemeyeceklerini ileri sürmüşlerdir. Gazzâlî, peygamberler dışında hiç kimsenin küçük ve büyük günahlardan ve kusurlardan uzak olamayacağını, bir kimsenin günah ve kusurunun doğru bildiğini söylemesine, başkalarını günah işlemekten menetmesine mânî teşkil etmeyeceğini öne sürerek -mutlak mânâda- adâlet şartını kabul etmemiştir. (el-Gazzâlî, İhyâu-ulûmi’d-din, c.II, S.308,309)

¥ Resmî selâhiyet: Bu şartı kabul edenlere göre halktan herhangi bir fert ihtisâb yapamaz, muhtesibin devlet başkanı veya vali tarafından tayini gerekir. Gazzâlî, bütün müslümanlara hitab eden ve onları mükellef kılan nassları göz önüne alarak bu şartı da reddetmiştir. 

¥ Güç Sahibi Olmak: Âciz olan, ikaz ve önleme vazifesini yapmağa kalkışınca maddî veya mânevî, önemli bir zarara uğrayacağını bilen kimselerin, gayrimeşrû fiil ve davranışları gönülden tasvib etmemekle yetinecekleri kabul edilmiştir. (Prof. Dr. Hayreddin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Meseleleri, İst. Mayıs 1988, c.2, s. 695-697)

Sözlerimizi bir ayet-i celilenin  anlamı ve M. Akif merhumun  yorumuyla noktalayalım:

“Siz iyiliği emr eyler, kötülükten nehy eder, Allah’a inanır olduğunuzdan, insanların hayrı için meydana çıkarılmış en hayırlı bir milletsiniz.” (Âli İmrân: 3/110)

Emr-i bi’l-ma’rûf imiş ihvân-ı İslâm’ın işi; 

Nehy edermiş, bir fenalık görse, kardeş kardeşi.

 Kimse haksızlıktan etmezmiş tegâfül (gaflet etmek) ihtiyar (benimsemek); 

Ferde râci’ (dönen) sadmeden (çarpmadan) efrâd (kişiler) olurmuş lerzedâr (titremeye uğrarmış).

Bir, neyiz? Seyreyle artık, bir de fikr et, neymişiz? 

Din de kürkün aynı olmuş: Ters çevirmiş giymişiz! (*)

Nehy-i ma’rûf emr-i münkerdir gezen meydanda bak! 

En metîn ahlâkımız, yâhud, görüp aldırmamak! 

Yıktı bin mel’un kalem namusu, bizler uymadık; 

“Susmak evlâdır” deyip sustuk... Sanırsın duymadık! 

Kustu bin murdar ağız Şer’in bütün ahkâmına (şeriat kanunlarına);

Ah, bir ses bari yükselseydi nefret nâmına! 

Altı yüz bin can gider; milyonla îmân eksilir; 

Kimseler görmez! Gören sersem de Allah’tan bilir! 

Sonra, şayet şahsının incinse, hattâ, bir tüyü: 

Yer yıkılmış zanneder seyr eyleyen gümbürtüyü! 

Göster, Allah’ım, bu millet kurtulur, tek mu’cize: 

Bir “utanmak hissi” ver gâib hazînenden bize!

(*) Bu teşbih İmam Ali radıyallahu anhındır. (M.Akif ERSOY, Safahat, 3.Kitap, İFAV, İst. 2005, s.191,192)

 

Süleyman Önsay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle