--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hak sözle batılı murad etmek

Süleyman Önsay
Süleyman Önsay

Hak sözü söylerken batılı murad etmenin vahim bir örneğini Hariciler diye adlandırılan bir kısım kişiler sergilemiştir. “Hâricîler, Hz. Ali ile Şam valisi Muâviye arasında yapılan Sıffin savaşında, sorunun çözümü için tarafların birer hakem atamaları üzerine ortaya çıktılar. Onlara göre Allah’tan başka kimsenin herhangi bir konuda hüküm verme yetkisi yoktur. (lâ hukme illâ lillâh). Böyle bir yetkiyi kabul edenler kâfir olurlar. Sorunu hakemler aracılığı ile çözmeyi kabul ettiği için Hz. Ali de kâfir olmuştur. Kâfir olduğuna inandıkları Hz. Ali’den ayrılmanın farz olduğu düşüncesiyle Hâricîler, gizlice ordudan ayrılarak Harûra’da toplandılar. Bu huruc (çıkış) hareketi ile İslâm tarihindeki ilk siyasî parçalanma gerçekleşti. Harûra’dan sonra Nehrevân’da üslenen bu grup, İslâm tarihinin en katı, en savaşçıl partisini oluşturdu (Ahmet Emin, Duha’l-İslâm, III, 5).

İşin ilginç yanı, Kur’ân’ı mızraklarının ucuna takarak Hz. Ali ve ordusunu kitab’ın hükmüne çağıranlar, bunu düpedüz yenilgiden kurtulmak amacıyla bir hile olarak yapmışlardı ve ilk başta buna aldanarak savaşı durdurması ve isteklerini kabul etmesi için Hz. Ali’yi zorlayanlar, hattâ tehdit edenler, sonradan hurûc edenlerle aynı insanlardı. Savaşı kendileri durdurmuş, Hz. Ali adına, onun hiç istemediği bir kişiyi hakem atamışlar, sonra da bütün bunlardan dolayı Hz. Ali ve ona uyanları kâfir ilân ederek ayrılmışlardı. Bu durum, en bağnaz düşmanlarınca bile teslim edilen doğruluk ve samimiyetleri konusunda şüphe uyandırdıktan başka, hareketin kökeninde sadece inanç farkının yatmadığını da düşündürmektedir.” ( http://www.sevde.de/Fikhi/H/H1/haricilik.htm)

“ ‘Hüküm ancak Allahındır’ (En’am, 57; Yusuf, 40, 67) cümlesi haricilerin sloganı haline gelir. Hatta bir gün Hz. Ali halka hitabederken haricilerden biri kalkar,’Ey Ali! Allah’ın dinine insanları ortak kıldın. Hüküm ancak Allah’ındır’ der. Bunun üzerine her taraftan ‘Hüküm ancak Allahın!’, ‘Hüküm ancak Allahın!’ sesleri yükselir. Hz. Ali buna    şöyle der: ‘Söz, hak bir söz, fakat bununla batıl murat ediliyor.’-Şehristani, s. 107 (dipnotta)- (http://www.sorularlaislamiyet.com/soru/191116/hariciler-kimdir-nasil-ortaya-cikmistir-ve-temel-ozellikleri-nelerdir)

Yakın tarihimizde “Hak sözü söylerken batılı murad etmenin” yakıcı ve yıkıcı  bir örneği de laik kesimlerce sipariş edilen “Başörtüsü füruattır” cevabıyla sahnelenmiştir. Bunun ne derece büyük bir cinayet olmasından önce Arapça dil bilgisi yönünden de bu ifadenin son derece yanlış bir ifade olduğu ehlince şöyle belirtilmektedir:

Dinin iman ve amel (uygulama, yaşama) ile ilgili kuralları “usûl” ve ‘’fürû” diye ikiye ayrılır. Kökler manasındaki usûl kelimesinin tekili “el-aslu”, dallar manasındaki fürû kelimesinin tekili de “el-fer’u”dur. Yani fürû kelimesi çoğuldur, eğer “fürû’ât” diye Arapça’da olmayan, dil kurallarına uymayan bir çoğul yaparsanız, çoğulu tekrar ve uygunsuz olarak çoğul yapmış olursunuz.  (http://www.hayrettinkaraman.net/makale/1172.htm)

Teferruat yani hiç önemli değil olmasa da olur şeklinde anlaşılmasına neden olacak bir şekilde kullanılması cinayetine gelince bunun dinimizce uygun görülmesi ve kabulü asla söz konusu olamaz:

Zira “Namaz kılma, başörtüsü takma (veya genel olarak tesettüre riayet) ve yolsuzluk yapmama yükümlülükleri itikad ve amel alanlarında kullanılan “usul”e dahil değildir, “amelî, uygulamaya yönelik” manasında “fürû”a dahildir. Bunların fürû’a dahil olması hem önemsiz demek değildir, hem de terk edilebilir hükmü taşımaz...

Fıkhın fürû dalında, dinî hayatımızı düzenleyen kuralların tamamı yer almıştır; bunları hayatımızdan kaldırırsak İslam’ı kaldırmış oluruz. Ayrıca namaz, tesettür, kul hakkı yememek gibi İslam’dan olduğu kesin bulunan fürû’u inkar edenler, bunlar İslam’da yoktur diyenler dinden çıkmış olurlar.” (http://www.hayrettinkaraman.net/makale/1172.htm)

Hal böyleyken hala bunun savunulur olması işin başka bir vehametidir. Şimdilerde bu yapıdan dışlanan ve hain ilan  edilen bir yazar o gün temsilciliğini yaptığı konumda bu cinayeti şöyle yorumlayıp savunuyordu:

“..İslami bir şuurlanma sürecine girdik. Yani dinin özünü anlama, şekli ikinci plana atma süreci bu. Mesela Fethullah Gülen başörtüsü füruattır dedi. Yani, dinin öncelikli meselesi değildir dedi. Diyelim ki başörtüsüyle kalp kırıyorsunuz. Ben kalp kırmamanızı tercih ederim demektir bu.”  (Hüseyin Gülerce, Taraf Gazetesi, Pazartesi konuşmaları, Neşe Düzel, 03.12.2007)

Allah’ın emrinin uygulanması kulların hoşnutluğuna terk edilirken dinimizin gerektirdiği asgari bilgi ve bilinçten ne kadar uzak kalındığı sergileniyordu:

“Dinî hükümler [itikadî, ahlâkî ve amelî olarak] bu şekilde üç gruba ayrılsa bile, Kur’an ve Sünnet’te yer alan bir hükmün hangi grupta yer aldığına bakılmaksızın doğruluğuna ve geçerliliğine inanmak aynı zamanda itikadî bir vecîbedir.”  (Komisyon, İlmihal, İSAM Türkiye Diyanet Vakfı, c.I, s.160)

Bu konuyu değerlendiren bir yazarımızın şu tespitleri meselenin vüzuhu ve savunucularının konumu bakımından çok önem arzetmektedir:

Hala arkasında durduğunuz “Başörtüsü füruattır” sözünün, hele laikçi medya aktörleri arasında usulü fıkh’ın elifbasını bile bilemiyor olanlar tarafından “Teferruat” olarak anlaşılabileceğini düşünmemiş olamazsınız.

..söylendiğinde “Teferruat” şeklinde anlaşılacağını düşünmemiş olmak, bu sözün hele “Başörtüsüne karşı bir kılıca dönüşeceği”ni hesap etmemiş olmak, kusura bakmayın ama fazla saflık olarak görülür ki, Fethullah Gülen o değildir...

Hem bu sözün o günkü şartlarda söylenmiş olması, “Teferruat” gibi manşete çıkması beklenmemiş olsa bile, “Başlar açılabilir”tarzda anlaşılsın diye sarfedilmiş olduğu muhakkak değil mi?

Bu sözü..söylemek, laikçi dünyada sevimli bir karşılık bulma hesabından tam bağımsız olabilir mi? İçinizi bilmem, ama, başörtüsü kıyımı yürütenler nezdinde “Oh dedirten” bir netice hasıl olduğunda yüreğiniz cız etmedi mi?

Bu söz söylendiğinde ben, “Toplum önünde ilim adamı ve hoca olarak bilinenler bu tarz konjonktürel fetva vermemeliler, diye tepki gösterdim.

Dedim ki: “Genç kızlar içinde, baskılara dayanamayarak başlarını açıp okumayı ama yine de dindarlığının kaybolmuş olmamasını gönülden isteyenler olabilir, onlara, “Tesettür farzdır. Başlar bunun için örtülür. Tesettürden çıkmak günahtır. Günah olduğunu bile bile başını açmak isteyeni kınamayız” denebilir.”

Nitekim öyle genç kızlarımız oldu ve başlarını açıp okula gittikleri her günün seher vaktinde uyanıp gözyaşları ile tevbe ettiler.

Ama “Başörtüsü füruattır” fetvasına dayanan kızlarımız, o günkü şartlarda sanki asıl başları açmak kahramanlıkmış gibi başını örten arkadaşlarını baskıların devamına yol açmakla suçladılar.(http://haber.star.com.tr/yazar/ah-su-furuat-sozu/yazi-859214)

Süleyman Önsay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle