Haccı anlamak
Hac ibadetinin eda edildiği günlerdeyiz. İfa edilen bu ameller ne derece hedefine ulaşabiliyor ve günlük yaşantımıza etkisi ne kadar yansıyabiliyor, soruları temel meselelerimizden birini teşkil ediyor. Elbette bunun çözümü ise haccı anlamamızla ilgili. Tabi bunun için de öncelikle İslam’ı kavramamız gerekiyor.
Hepimiz biliyoruz ki Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, İslâm Dini’nin öngördüğü hayat tarzının beş temele dayandığını belirtmiş ve bunlardan birisinin de Hac olduğunu zikretmiştir. Biliyoruz ki bunların ilki, İslam’ın olmazsa olmazı olan imandır.
Tevhid İnancı; İslâm Dininin, yani tüm ibadetlerin, emir ve yasaklar zincirinin, ölçü ve değer yargılarının, ahlak ve davranış biçimlerinin ana esasıdır. İman yoksa Allah adına, İslâm adına yapılan hiçbir şeyin de değer ve önemi yoktur.
İmandan sonra ana ilke namazdır. Namaz; itaat etmenin temel eğitimidir.
Oruç; nefse dur diyerek yasaklardan korunmanın esasıdır.
Zekat; dünyaya ve dünyalıklara bakışımızın, onları helal-haram sınırları içinde elde etmenin ve harcamanın mihengidir.
Hac ise gerekirse Allah için her şeye sırt dönerek O’nun rızası istikametinde ölüme doğru koşmanın; yeryüzündeki tüm Müslümanlarla kardeş olma bilincine ulaşmanın ve ötede mahşer meydanında, ilâhî huzurda kıyama durma atmosferini bugünden teneffüs etmenin temelidir. (Bk. Said Hava, İslâm, c.ı, s.23)
Hacla; “İnsanlar arasında Allah’ın haccı farz kıldığını ilân et. Yaya olarak veya uzak yollardan incelmiş binekler, yorgun argın develer üstünde derin vâdileri aşarak sana gelsinler” davetine (Hac, 22/27, Ahmet Tekin Meali.) “Lebbeyk = Buyur! Emret, Ya Rabbi!” denilerek icabet edilir.
Âl-i İmran suresinin 96-97. Âyet-i celîlelerinde şöyle buyrulmaktadır:
“ Gerçek şu ki, insanlar için yapılmış olan ilk ev, âlemler için bir hidayet ve bir bereket kaynağı olan Mekke’deki evdir.”
“Orada apaçık deliller, İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Gitmeye gücü yetenin o evi ziyaret etmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnidir.”
“‘Bir yere gitmeyi veya bir işi yapmayı kastetmek’ anlamına gelen hac kelimesi dinî bir terim olarak ‘belirli bir zamanda Arafat’ta bulunmak (vakfe) ve Kabe’yi tavaf etmek (usulüne uygun olarak çevresinde dönmek) suretiyle yerine getirilen ibadeti ifade eder. Bu âyet haccın müsliimanlara farz olduğunun delilidir. ‘Yoluna gücü yetenler, hacca gitme İmkânına sahip olanlar’ demektir. Bu imkân ise ‘sağlığın elverişli olması, gidip gelmek için yetecek kadar para ve yol güvenliğinin bulunması’ anlamına gelir. Hz. Peygamber de bu imkâna sahip olan kimseye ömründe bir defa Kabe’yi ziyaret etmenin farz olduğunu bildirmiştir. (bk. Müslim, “Hac”, 412) ” (Komisyon, Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, Ankara 2006, c.I, S.639.)
Hacla; “La şerîke lek= Senin ortağın yoktur!” nidalarıyla, tüm zaman ve mekanlarda, insan hayatının tüm safhalarında, Allah’ın tek ilah olduğunun (yani kayıtsız şartsız itaatin sadece O’na ve emirlerine yapılabileceğinin) ilanı yapılır. Yüce Mevla’nın varlığında, isimlerinde, sıfatlarında, hükümlerinde ve işlerinde tek olduğu, hiçbir kişi, güç ve kurumun asla O’na ortak olamayacağı ve tanınamayacağı gerçeği vurgulanır. (Bk. A. Osman Tatlısu, Esmâ’ ül- Hüsna Şerhi, s.134, “el-Vahid” ismi.)
Hacla; beyazlara bürünülerek, bu hayattan ömürler sonunda elde kalacak nihaî ve biricik dünyalığın kefen olduğu bilinci kazanılır.
Hacla; ümmet olmanın farkına ve şuuruna varılır.
Hacla; İslâm için cihadın ve ölümü göze almanın eğitimi alınır.
Hacla; dünyada iken mahşeri yaşamanın tatbikatı yapılır.
Hacla; ömür boyu karşı çıkılması gereken küfrün ve onun taşıyıcı üç saç ayağı olan Firavun rolündeki güçlerin; Belam konumundaki sınıfların; Karun anlayışındaki sermaye odaklarının sembolik olarak taşlanması yapılır. (Bk. Ali Şeriati, Hac,156)
O halde müminler Hac ibadetinden önceki hallerinden çok farklı olarak dönebilmelidir. Elbette bu farklılık valizlerdeki değişiklik değil, vasıf ve vaziyetlerdeki değişimdir. Herhalde şu olay ne demek istediğimizin anlaşılması için yeterli olacaktır:
Bir hac ibadeti sonrasında, herkes normal giysileriyle dönüş hazırlığı yaparken, bakmışlar ki içlerinden biri tekrar ihram elbiselerine bürünmüş. “Sen ne yapıyorsun? Görev bitti, niye tekrar ihrama girdin?” diyenlere bu zat şöyle cevap vermiş:
“Ben buraya gelirken Beytullah için, Hac yasaklarından korunmak üzere ihrama niyetlenmiştim. Şimdi ise, memleketime dönerken, Rabbim için, O’nun haram kıldığı her şeyden uzak durmak azmiyle ihrama giriyorum” demiş.
Evet, Hac’dan dönüşünde tekrar beyazlara bürünmeyip normal elbiseler içinde olsak da Kelime-i Şahadetle Rabbimize verdiğimiz kulluk andıyla ölene değin İslam ihramına büründüğümüzün “Sıbgatallah=Allah boyasıyla” farklılaştığımızın bilincine ulaşmış olalım. Ne zaman, nerede ve hangi halde bulunursak bulunalım, Rabbimiz için O’nun haram kıldığı her şeyi terk ederek hayat sürmek zorunda bulunduğumuzun dikkat ve kararlılığı içinde bulunalım. Hedef ve duamız Hac’dan böyle dönebilmek ve bu başarıyı gösterebilmek olmalı.
Oralara gidip-gelmenin amacı da zaten bu şuura ulaşmak değil mi?
Ne mutlu bu şuurun yolcusu olabilenlere!
Ne mutlu gittiğinden çok farklı kazanımlarla dönebilenlere!
Ne mutlu “ana rahminden yeni doğmuşçasına tüm günahlarından arınıp temiz”lenebilenlere !


