--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Gerçekte işitmeyenler...

Süleyman Önsay
Süleyman Önsay

Enfal Suresi’nin 21. ayetinde Rabbimiz şöyle buyurdu:

“..‘Biz işittik’ dedikleri halde, gerçekte işitmeyenler gibi olmayın.”

Bunlar kimlerdir ki onlar gibi olmamamız hususunda ilahî ikazda bulunulmuştur? 

Gerçekte işitmedikleri halde “Biz işittik” diyenler; İslam’a ve onun ilke ve uygulamalarına kalben inanmamış oldukları halde sözde inandıklarını iddia edenler ve sıra emir ve yasakları uygulamaya gelince de yan çizenler yani münafıklardır. 

Onlar imanları kuru bir iddiadan öteye geçemeyenlerdir. Onlar; ağızlarından “biz de müslümanız” sözü dökülse de özlerinde bunun asla aslı bulunmayan bir kalbin sahipleridir. 

Kaldı ki onların ilâhî emirleri yerine getirmemeleri, rabbanî yasaklardan korunmamaları, gönüllerince diledikleri gibi hayat sürmeleri ve  Allah’tan ve O’nun rızasından yüz çevirmeleri aslında onların özlerine uygun olanıdır. Bu tutumları onların mayalarının yani küfürlerinin gereği olan bir davranış biçimidır.

Ama gerçekten iman edenlere gelince işte onlar “şeksiz şüphesiz, kayıtsız şartsız inandık, iman ettik” dedikleri ilâhî hükümleri, emir ve yasakları, rabbani ölçü ve sınırları onlar gibi yok sayamazlar. İlâhî mesajları sanki hiç işitmemişler gibi davranamazlar. Kalben doğruladıkları dinî ilke ve uygulamaları bir an bile olsa zihin ve gönül alemlerinden dışlayamazlar. Allah’ın gazap ettiğini bildirdiği hal ve hareketleri nimet gibi telakki edip iftihar ve şükür vesilesi olarak göremezler. Mevla’nın lanetlediği davranış ve tutumları doğal ve sakıncasız kabul edemezler. 

Çünkü onların iman etmeleri; sadece kuru bir iddiadan ibaret olan münafıkların inandık demeleri gibi değildir. Onlar hür vicdanlarıyla Kelime-i Şahadeti gönülden doğrulayan ve dilleriyle ilan edenlerdir. 

İşte bunlar; “Gerçekte Allah’ı yegâne Tanrı tanıyan, Hz. Muhammed’i O’nun peygamberi olarak kabullenen ..diğer iman esaslarını ve Peygamberimizin getirdiği dini de toptan kabullenmiş..” (Komisyon, İlmihal, İSAM, c.1, s. 70.) kutlu kişilerdir.                                     

O halde bu kabulleniş; mü’minlerin akıllarındaki düşüncelerde, gönüllerindeki duygularda, dış dünyadaki davranışlarında kendini gösterecektir. Bu kabulleniş; onların hayatında günde kılınan beş vakit namaz olacaktır. Bu kabulleniş; onların alış-verişlerinde doğruluk, aza kanaat, kendisi için hedeflediğini aynen karşısındaki için de arzulama olacaktır. Bu kabulleniş; onların ilişkilerinde nezaket, merhamet, fedakarlık olacaktır. Bu kabulleniş; onlar için içkisiz, kumarsız, rüşvetsiz, faizsiz, hilesiz-hurdasız, hortumsuz yaşanılan bir hayat olacaktır.

İşte bu kabullenişi yani inancını yani Yüce Yaratıcıya verdiği iman andını yaşama çeviremeyenler; ne kadar imanlarından şüphe duymasalar da münafıklara benzemekten ve bu ayetlerin muhatabı olmaktan asla kurtulamayacaklardır. 

Zira bir önceki ayet-i celîlede  müminlere şu talimat verilmiştir:

“Ey iman edenler, Allah’a ve Resulüne itaat edin. Siz de işitiyorken, ondan yüz çevirmeyin.” (Enfal, 20)

Bu ikazı dikkate almayanlar yirmi ikinci ayet-i kerimede şöyle nitelendirilmektedirler:

“Gerçek şu ki, Allah katında, yerde debelenenlerin en kötüsü, (bir türlü) akıl erdirmez olan sağırlar ve dilsizlerdir.”

Bu ilahî benzetmenin hikmeti ise şöyle izah edilmektedir:

“Yeryüzünde hareket eden, dolaşan canlıların en aşağı derecede olanları sağır, dilsiz ve akılsız olanlarıdır. Gözlerinin gördüğü, kulaklarının işittiği gerçekler üzerinde akıl yormayan, yeterince düşünüp doğru kararlar ve davranışlar için bunlardan yararlanmayan kimselerin, özellikle müşrikler ile münafıkların durumu sağır, dilsiz ve akılsız olan hayvanların durumuna benzetilmiştir. Çünkü duyu organları ve aklı olmayanlarla bunlara sahip bulundukları halde amaca uygun bir şekilde kullanmayanlar arasında, elde edilen sonuç bakımından fark yoktur.” (Komisyon, Kuran Yolu)

“Şüphesiz Allah katında canlıların en şerlisi aklını çalıştırmayan sağır ve dilsizlerdir” benzetmesi ile ilgili olarak şu açıklamalar da göz ardı edilmemelidir:

Duyma ve konuşma özürlü insanlarımız kasdedilmemiştir. Peygamber Efendimiz’in en değerli arkadaşlarından biri de, a’ma olan Abdullah b. Ümmü Mektum’dur. Burada kastedilen sağırlar, hak söze karşı kulağını tıkayanlardır.

Günümüzde Allah kelamına karşı kulaklarını tıkayanlar kendi hevalarıyla hükmedenler vatandaşlarının bir kısmını uyuşturucu kurbanı, bir kısmını fuhuş kurbanı, bir kısmını sapık, bir kısmını köşe dönücü yaptılar.

Onun içindir ki, Hakk’a karşı kulaklarını tıkayan insan, bu saydığım kötülükleri yapmasa bile, onların yapılması için ortamı hazırladığından bunların hepsinden daha şerlidir.

Irza tecavüz eden, sonra da öldüren bir sapığın zararı bir veya birkaç şahsa olurken, Kur’an’a karşı tavır alan yöneticiler milyonlarca insanı cehenneme atmak için gayret gösterdiklerinden daha zararlı ve daha sapıktırlar.

Akıllarını da çalıştırmıyorlar. Bir çiftçi tarlaya attığı tohumun ne olduğunu bilmeden atmaz. Haydi oyuna geldi, Amerikan mısın diye kandırırlar. Tarlaya attı ve diken çıktı. Bir daha ekmez.

Bunlar, yıllardır bu küfür sisteminin yanlış üretim yaptığını gördükleri halde, akıllanıp da Hakk’a dönemiyorlar.” (Şifa Tefsiri)

Sözlerimizi Efendimizin şu ikazı ile noktalayalım: “İman arzularla, (sözlü ve görüntülü) süslenmelerle değil, kalplerde yerleşmesiyle, yaşayışın da onu doğrulamasıyla vücud bulur.”

 

Süleyman Önsay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle