--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ey Mü’minler, iman ediniz

Süleyman Önsay
Süleyman Önsay

Nisâ suresinin 136. âyetinde Rabbimiz şöyle buyurdu:

“Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, pey-gamberine indirdiği Kitab’a ve daha önce indirdiği ki-taba iman ediniz. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam manâsıyla sapıtmıştır.”

“Yüce Allah’ın ‘ Ey iman edenler! İman ediniz,’ sözünde tekrar yoktur. Bunun mânâsı, ‘İman da sebat ve devam edin’ de-mektir. Nitekim mü’min ‘bizi doğru yola ilet’ der ki, ‘bu, bizi doğru yolda sabit kıl,’ demektir.” (Muhammed Ali es-Sâbûni, Safvetü’t Tefâsir, c.2, s.37, İst.1990.)

Bu yani imanda sabit kalıp devam etmek ise “..bir insanın tüm kalbiyle iman etmesi ve ciddi bir şekilde ihlasla düşüncelerini, zevklerini, sevgilerini, hayat tarzını, dostluk ve düşmanlıklarını, ilişkilerini inancına uygun bir biçime sokması, buna uygun arkadaşlıklar kurması, düşmanlıklarını ona göre ayarlaması ve tüm çabalarını inancına uygun bir yapıya sokması anlamınadır. Bu ayet, …müslüman olanlara, .. tam bir mümin olmalarını emretmektedir.” (Mevdudi, Tefhîm’ul Kur’an, c.1, ws.417, İsti.1996)     

Zira  “Bu inanç, mümin gönülleri; kendilerini yaratan ve kendilerine doğru yolu gösteren, peygamberi gönderen Rablerine bağlamaktadır. Bu, peygambere, peygamberin getirdiği mesaja inanmak ve O’nu gönderen Rabbinden getirdiği her şeyi doğrulamaktır…

Bu inanç onları, yüce Allah’ın hayatları için seçtiği ve o kitapta açıkladığı sisteme bağlar. Kitapta bulunan her şeyi kabullenmektir bu. Kaynağı birdir bu kitabın, yöntemi de. Bu kitabın bir kısmı, alıp kabullenmek, uymak ve uygulamak bakımından diğer kısmına göre öncelikli değildir…

Tamamen Allah’a teslim olmak, bütün özellikleriyle; ilahlıkta yüce Allah’ı birlemek, hayatta uyulup uygulanması gerekenin sadece, yüce Allah’ın belirlediği sistemin olduğunu kabul etmektir bu temel.” (Seyid Kutup, Fi Zılâl’il Kur’an.) 

Yaşadığımız zaman dilimiyle içinde bulunduğumuz şartlar ve ortaya koyduğumuz uygulamalardan dolayı  “İman Tazeleme” nin gereğini ve önemini vurgulayan bir ilim erbabı şu ifadelerde bulunur:

Bizde bir gelenek vardı, Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece, yatsı namazından sonra imamlar, mihrapta cemaate dönük olarak “iman ve nikah tazelemesi” yaparlardı ve buna da “tecdîd-i iman, tecdîd-i nikah” denirdi. Bu iş de, “Bir hafta içinde ne olur ne olmaz, bilmeden imana veya nikaha bir zarar gelmiş ise yenileyelim, gelmemiş ise güçlendirmiş olalım” diye özetleyebileceğimiz bir gerekçeye dayanırdı. Âmentü okunur, kelime-i şehadet getirilir, tövbe edilir, “eşime vekaleten kendim asaleten onu nikahladım” denirdi. AB’ye girme kararı ve bunun getirdiği değişim, ABD ile dostluk ve işbirliği, çağdaşlaşma, uyum kanunları, laiklik, demokrasi, çoğulculuk kültürü içinde dindarca var olmak ve yaşamak için verilen mücadele, bu mücadelede emr-i vakilerin ağır baskısı ve egemenliği karşısında “neyin korunmaya çalışıldığı” sorusuna verilen cevabın zaman zaman silikleşmesi bir “iman tazeleme” ihtiyacını gündeme getiriyor. (http://www.hayrettinkaraman.net/makale/0031.htm)

İşte bunun içindir ki “Amentüyü yeniden yaşamaya başlamak. İslâm âleminin muhtaç olduğu ilk uyanış budur. Allah’a inanmak, Kur’an-ı Kerime inanmak, Peygamberlerin doğruluğuna inanmak, getirdikleri yolun eskimezliğine inanmak, İslâm hükümlerinin her zaman geçerli olduğuna inanmak, öteye inanmak, hattâ ötenin her zaman beride de bulunduğuna inanmak, hesaba inanmak, elde olmaksızın başa gelene sabretmek, İslâm ahlâkıyla ahlâklanmak, yani kısaca İslâmı toplumda elle tutulur gözle görülür hale getirmek. Bu inanış, bu ahlâk toplumun ruhunu doldurmadan yeni bir oluştan söz edilemez....

Kendimizi aldatmayalım. Çok derinden yara aldığımızı bilelim. İslâmın yeniden ufuklarımızda yükselmesini görmek istiyorsak, çok köklü değişikliklere razı olmamız, katlanmamız gerektiğini idrak edelim. Hakikatın dosdoğru konuşulmasından gocunmamayı öğrenelim. Nefsaniyet ve hırslarımızı davanın yerine koyup koymadığımızı sürekli olarak kontrol edelim. İslâm metafiziğini ve ahlâkını en derin anlamda yaşanır kılmadıkça küfürden bir çakıl tanesini  bile yerinden oynatamayacağımızı bilelim....

Kur’an Ruhunu ruhumuza geçirmek, İslâm inanç ve yaşayışını yeniden dünyaya hakim kılmak için, adeta yıldızlara çekilmiş bulunan inanç âlemini yeryüzüne indirmek, materyalizmle, puta tapıcılıkla, insanları putlaştırma ile amansız savaşa girişmek çığırını açalım, zaten açılmış olan bu çığırı söndürmeyelim, daha parlak ve ışıklı hale getirmek vazifemizi unutmayalım...” (Sezai Karakoç, günlük yazılar III sûr, 4. Baskı, s.158-160)

Bu ayet-i celile ile ilgili verilen şu misal çok çarpıcıdır:

Yakın dostlarımızdan bir ta-nesi Eski İslam Enstitüsünü ve de Ankara Siyasalı bitirdikten sonra, İngiltereye doktora yapmak için gitmişti. Doktorayı yaptı ve geldi. O anlattı bana:

Londra’da camide oturuyoruz diyor. Caminin imamı var, onunla bera-ber. Derken bir İngiliz girdi içeriye. İmama dedi ki; “Ben müslüman ol-mak istiyorum.” İmam onu misafir etti. Ona izzet-ikram etti. Çay yaptı. Orada hazır olanlardan ne varsa onlardan da ikram etti. Dinimizin güzel-liklerini ona bir daha arzetti. Yani Kelime-i şehadetle neyi söylediğini, neyi kabul ettiğini biraz açıklayarak anlattı. Adam Kelime-i şehadeti ge-tirdi, ayrılacak.

Ayağa kalktı ve hocaya dedi ki; “Bu kapıdan kâfir olarak girdim. Müslüman olarak çıkıyorum. Müslümanlar bir kapıdan çıkarken nasıl davranırlar? diye imama sordu. (Yani öyle yapacak o da.) İmam zeki ta-bi diyor. Derhal hatırına geldi, demiş ki; camidesin, camiden çıkarken sol ayak atılarak çıkılır. Sol ayağını at ve şu kelimeyi de söyle. Onu ezberletiverdi diyor. (Bismillahirrahmanirrahim) diyerek çık demiş.

Şimdi o camiden sol ayağını atarak ve besmele ile bize de gülümse-yerek çıktı. Sonra imamla bir daha görüştüm ben. İmam demiş ki; Yahu ne güzel bir adama çattık böyle. O akşam telefon etti bana “Ben yatıyo-rum müslümanlar nasıl yatar?” demiş. O da demiş ki; Müslümanlar sağ tarafı üzerine yatarlar, sırtüstü de yatarlar, sol tarafı üzerine de yatarlar ama; yüz üstü yatmayı pek tercih etmezler.

Bunun birkaç duası da var ama sen yine (Bismillahirrahmanirrahim) de. İlerde göstereceğim ama bu gece (besmele) ile yat. İster sağ tarafına, ister sol tarafına, ister sırtüstü yat, demiş.

Hoca demiş ki; “Gel Ali. (Arkadaşın adı Ali) ikimiz de birden bir şehadet getirelim, yeniden bir müslüman olalım” demiş. Biz tuttuk, o imamla yeniden bir şehadet getirdik, ve müslüman olduk yeniden. Yani bundan sonra yapacağımız her işin; sünnette ve Kur’an da acaba nasıl ya-pılmış, araştırarak yapalım diye karar verdik, diyor. (Mahmut Toptaş, Şifa Tefsiri, c.3, s.340, 341)

Sözlerimizi bir ayet mealiyle noktalayalım:

“Hak’tan sonra sapıklıktan başka ne var ki?” (Yunus Suresi, 32)

Süleyman Önsay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle