Eslimû teslemû: Müslüman olunuz, kurtulunuz!
İslam’ın olmazsa olmazı olan iman “..sözlükte, ‘bir kişiyi söylediği sözde tasdik etmek, doğrulamak, söylediğini kabullenmek... şüpheye yer vermeyecek biçimde içten ve yürekten inanmak’ anlamlarına gelir.’
Terim olarak ise, Hz. Peygamber’i, Allah Teâla’dan getirdiği kesin olarak bilinen hükümlerde (zarûrât-ı dîniyye) tasdik etmek, onun haber verdiği şeyleri tereddütsüz kabul edip bunların gerçek ve doğru olduğuna gönülden inanmak demektir.” (Komisyon, İlmihal, İSAM, c.1, s. 68)
Kelime-i Şehadet dediğimiz “Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlüh =Ben Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığına, Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna inanır ve tanıklık ederim” cümlesini kendi arzu ve dilemesiyle içten ve yürekten kabul eden; iman nimetine ulaşmış, İslâm dinine katılarak isimlerin en güzeli olan Müslüman vasfını kazanmış ve renklerin en güzeli olan Allah’ın boyasıyla boyanmış olur. Şairin;
“O yüz, her hattı tevhid kaleminden bir satır;
O yüz ki, göz değince Allah’ı hatırlatır” (N.F.Kısakürek, Çile, s.70) diyerek tasvir ettiği bir sîmaya bürünmüş ve Yüce Mevlamızca “Hayrü’l beriyye = Yaratılmışların en değerlisi” olarak taçlandırılanlardan olma yolunda ilk adımı atmış olur. Kelime-i Şehâdeti gönülden kabul ederek söyleyen, üç büyük gerçeğe kalbiyle imza atmış insan demektir. Bu üç ulvî hakikat:
1- Allah vardır ve tektir. Yani, “Zatında, sıfatlarında, işlerinde, isimlerinde hükümlerinde asla şerîki (ortağı) veya nazîri (benzeri, dengi) bulunmayan”dır. (A.Osman Tatlısu, Esmâü’l Hüsna Şerhi, Ank.1957, s. 134)
2- Hz. Muhammed (a.s.) O’nun gönderdiği son Peygamberidir ve kuludur.
3- O Rasul’ün Allah katından getirdiği tüm haberler ve hükümler tereddüt ve tartışma kabul etmeyen birer gerçektir ve de sonsuza değin geçerlidir.
Evet, “Gerçekte Allah’ı yegâne Tanrı tanıyan, Hz. Muhammed’i O’nun peygamberi olarak kabullenen kişi, diğer iman esaslarını ve Peygamberimizin getirdiği dini de toptan kabullenmiş demektir.” (Komisyon, a.g.e., c.1, s.70)
Görülüyor ki Kelime-i Şahadet, dinin bütün emirlerini, yasaklarını, sınır ve ölçülerini içeren bir anlam ve kapsama sahiptir. İnanan kişi kendi hür iradesi ile gönülden doğruladığı bu ilâhî kabullerle bağdaşmayan inanç, kanaat, düşünce, söz, tavır ve davranışlardan korunduğu müddetçe müminlik sıfatına layık olur ve hiçbir kuvvet onu bu şerefli vasıftan ve kutsal daireden ayıramaz.
İnanılacak şeylere bu şekilde kısaca ve toptan inanan mümin “..için, icmâlî [toptan] iman yeterli olmakla birlikte, İslâm’ın diğer hükümlerini ve inanılması gerekli olan şeylerin her birini kişinin teker teker öğrenmesi zorunludur...[Bu ise,] zarûrât-ı diniyye denilen ve inanılması zorunlu bulunan bütün inanç, ibadet, muâmelât ve ahlâk hükümlerine inanmayı içermektedir.” (Komisyon, a.g.e., c.1, s.71)
Allah’ın ve Resûlü’nün başta İman ve İslâm’ın diğer gerekleri için yaptıkları çağrıya gönülden “sem’ina ve ata’na: işittik ve itaat ettik” (Nur, 24/51) diyerek inanıp İslâmca yaşamak, yani hayatımızı imanlaştırmak ve imanımızı hayatlaştırmak “..yalnızca müminlerin değil, bütün insanların faydasınadır ve insanlığın meselesidir. Çünkü Allah ve Resûlü’nün insanlara öğrettikleri ve hayata geçirilmesini istedikleri bilgi, inanç ve uygulamalar insanlara hayat verecek mahiyette ve niteliktedir... İslâm kelimesinin kök mânası ‘barış ve esenliktir’, doğru anlaşıldığında din olarak İslâm’ın da bir barış çağrısı olduğu anlaşılacaktır. Dinin talebi, zulmün ve baskının yer almadığı, hukuk ve adaletin hâkim olduğu bir dünya düzenidir. Bu mânada Allah ve Resûlü’nün çağrısı, bütün dünya insanları için ‘barış içinde yaşama’ çağrısıdır.” (Komisyon, Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir, DİBY, C. 2, S. 535,536)
Bunun içindir ki Kâinatın Efendisi’nin tüm insanlara yönelttiği davet sözü sadece bu iki kelimeden ibaret olmuştur: “Eslimû teslemû: Müslüman olunuz, kurtulunuz!”
Sözlerimizi bu îlâhî çağrıyı yansıtan şu dizelerle noktalayalım:
“Haykırsam geçenlere kavşağında bir yolun,
Aman Müslüman olun, aman Müslüman olun.” ( N.F.Kısakürek, a.g.e., s. 326)


