--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Diyalogdan Düğüne mi fuhuşa mı?

Süleyman Önsay
Süleyman Önsay

Başlıkta ne denmek İstendiğini anlamak için şu satırları tekrar hatırlayalım:

“Efendim, yahudiler ve hiristiyanlar ehl-i kitap değil mi” Evet onların ehl-i kitap sayılmaları kafir hükmünü üzerlerinden kaldırmıyor. Onlar kafirdirler, hakiki müşriktirler. 

Bunu Elmalılı merhum şöyle açıklıyor: “Müşrik, Kur’ân dilinde iki anlama gelir ki biri zahirî, diğeri hakikîdir. 

Zahirî müşrik, açıktan açığa Allah’a ortak koşan, birden fazla ilâh olduğu kanaatinde olanlardır. Bu anlama göre, Kitap ehline müşrik denmez. 

Hakikî müşrik de gerçekten tevhidi ve İslâm dinini inkar edenler, yani mümin olmayan gayr-i müslimlerdir. Bu anlama göre, kitap ehli olan Yahudiler ve Hıristiyanlar da müşriktirler. Çünkü bunlar, dıştan tevhide inandıklarını ileri sürmelerine rağmen, gerçekte Allah’ın çocuğu olduğu kanaatindedirler. Hristiyanlar, teslise (Allah’ın baba, oğul ve Rûhu’l-Kudüs olmak üzere üç olduğuna) inanırlar. Ve ‘Mesih, Allah’ın oğludur’ derler. Yahudiler de ‘Üzeyr Allah’ın oğludur’ demişlerdir. Böyle demekle birlikte onlar tevhide inandıklarını da iddia ederler.

Demek ki her ikisi de dıştan dışa müşrik değillerse de, gerçekte müşriktirler. Bunun için mutlak olarak müşrik denildiği ve özellikle iman karşılığında söylendiği zaman, mutlak anlamı üzere kullanılmış demektir ve genel olarak kâfirleri kapsar.” (Elmalıllı M. Hamdi Yazr, Hak Dini Kur’an Dili, c.2, s.93,95 )

Peki hal böyle iken gerek ehl-i kitabın kestiğinin yenmesi gerekse kadınlarının nikahlanmasının caiz olması ne anlama geliyor?

“Bu sorulara önümüzdeki hafta cevap arayalım, inşaallah” demiştik.

Bu başlık ilk bakışta hakaretamiz, öfkeyle söylenmiş bir aşağılayıcı ifade olarak değerlendirilebilir. Oysa sadece olaya tıpa tıp uyan bir tabir olarak seçilmiştir. İzah edelim. Ancak önce şu haberi bir izleyelim: 

“Sosyoloji profesörü Hristiyan Lester Kurtz ile gazeteci Müslüman Meryem Kurtz’un nikahları, Urfa’da İbrahim Camii’nde müftü, haham ve papazın huzurunda kıyıldı. 2000 yılında Zaman gazetesinde çıkan övgü dolu bir manşetle şahit olduk. “Diyalogdan Düğüne” neler yazıyordu bu manşetin altında beraber hatırlayalım! “Hz. İbrahim’in mekanında haham, papaz ve müftünün huzurunda kendisini kelime-i şehadet getirerek hem Hristiyan hem de Müslüman ilan eden ve aynen çifte vatandaşlıkta olduğu gibi, çifte dinli olmak istediğini belirten Prof. Dr. Lester ‘İbrahim Peygamberin mekanında dostlarımın da dualarıyla hayatımı bundan böyle Meryem ile dini nikah kıyarak sürdürmek istiyorum’ dedi.” http://www.ihvanlar.net/2013/09/22/musluman-kadini-hiristiyan-erkek-ile-evlendirme-sapikligi-tvye-yansiyor/

Olay “Diyalogdan Düğüne” denilerek sunuluyor. Ortada meşru bir düğün değil bir zina olayı vardır. Bakara suresinin 221. Ayet-i celilesi hükmünce “Bir Müslüman kadının bir gayr-i müslimle ehl-i kitaptan da olsa evlenmesi kesinlikle caiz değildir ve haramdır.” 

Bakın Elmalılı merhum söz konusu ayet-i celilenin açıklamasında neleri dikkatimize sunuyor: “Sizden önce kitap verilen ümmetlerin hür ve iffetli kadınları da iffetlerinizi koruyarak, zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın, kendilerine mehirlerini verip nikâhladığınız takdirde size helâldir. (Maide, 5/5) âyeti uyarınca… 

Kitap ehlinden kız almaya mekruh olarak ruhsat verilmiş; fakat ikinci fıkra muhkem olarak kalmış ve kız vermeye hiçbir şekilde izin verilmemiştir.

‘Erkekler, kadınları yönetmeye yetkilidirler’ (Nisa, 4/34) ilâhi kânunu gereğince kadınlar kocalarının yönetimi altında bulunurlar. Dolayısı ile, bir mümin kadını, bir kâfir ile evlendirmek onu, o kâfirin yönetimi altına bırakmak ve onun davasına mahkûm etmek olacağından, o mümin kadını kesinlikle ateşe atmaktır. 

Ancak bu ilâhî kânunu bilen ve kendini ona göre idare edebilecek olan erkekler hakkında bu yönetim altına giriş ve çağrıya mahkûm oluş zorunlu ve kesin değildir. Bu şartlar altında, Müslüman erkekler için ihtiyaç hâlinde bir ruhsata imkân vardır. Bunun için bu âyetle yol gösterme ve hatırlatmadan sonra, ‘Kitap verilen ümmetlerin hür ve iffetli kadınları’ (Maide, 5/5) âyetiyle gereğinde yalnız Kitap ehlinden kız almaya ruhsat verilmiş ve zururetler kendi miktarlarınca takdir olunacağından, bunun dışındakiler yine haramlıkta bırakılmıştır…

Nikâh kıyma izni, mutlaka bir delile dayalı olacaktır. Mübahlığına delil bulunmayan yerlerde nikâh kıymak haramdır. Yani o nikâh, nikâh değil zinadır.” (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)

Haram olan bir fiile “Diyalogdan Düğüne” diyerek övgü ile benimseyenler şer’an bir zinanın organizatör ve savunucuları olmuşlardır. Üstüne üstlük bunu aile yapısında bir devrim olarak nitelendirmekte de hiçbir behis görmemişlerdir. Akif merhum bu zihniyetin sahiplarinin bu tür feci ve deni tutumlarına karşı yıllar önce şu feryadı yükseltmiştir:

“Biz ki her mevcûdu yıktık, gâyesiz bir fikr ile,

Yıkmadık bir şey bıraktık… Sâde bir şey: âile.

Hangi bir bünyânı [yapı] mahvettik de ıslâh eyledik?

İşte virân memleket! Her yer delik, her yer deşik!

Bunların ta’mîri kabil… Olsa ciddiyet, sebât;

Lâkin, Allah etmesin, bir düşse şâyet, âilât [aileler],

En kavî kollarla hatta kalkamaz imkânı yok.

Kim ki kalkar der, onun hayvan kadar iz’ânı yok..

‘Âilî [aile ilgili] bir inkılâb olsun!’ diyen me’yûs [kederli] olur,

Başka hiç bir şey kazanmaz, sâde bir ...  olur.

Çünkü ‘çıplak’ inkılâbâtın (değişimlerin) rezâlettir sonu…

Ey denî (alçak) kundakçılar (sabotajcılar), biz sizde çok gördük onu!”

(M. Akif Ersoy, Safahat, İst. 1998, s.19o,191.http://mehmetakifarastirmalari.com/2016/02/28/ayet-meali-bakara-11-12/)

Allah hidayet etsin, demekten başka ne diyebiliriz?

 

Süleyman Önsay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle