Demokrasi ve ŞehitLİK
15 Temmuz darbe vahşetinde can veren masumlardan “Demokrasi Şehitleri” diye söz edilmesi zihinlerin ve kalplerin ne denli bir kavram kargaşasının işgali altında olduğunun bir başka tipik ve acı göstergesi.
“Demokrasi” ve “Şehit” kavramları farklı inanç ve dünya görüşlerine (din) ait terimlerdir.
“Demokrasi” öz olarak “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” diye tanımlanır. Bu ise “Hakimiyet kayıtsız şartsız Allah’ındır” (Yusuf suresi 40) ayet-i celilesinin tahrif edilmiş şeklidir. Sözü ehline bırakalım:
“İslami devletin CUMHURİYET olduğu birçok müellif tarafından ifade edilmiştir. Cumhuriyet kelimesi ıstılahi manada kullanılıyorsa buna da katılmak mümkün değildir. Çünkü modern cumhuriyetlerde hakimiyet milletindir; milletin iradesi mutlak hakimdir. İslam’da ise hakimiyet Allah’ındır; O’nun iradesi hakimdir. Bu hakimiyetin temsili ve iradenin tatbiki, bütün Müslümanlara aittir. Müslümanlar seçtikleri bir başkan ve onun müşavirleri, yardımcıları yoluyla bu hakimiyeti kullanır, icra ederler…
Ancak cumhuriyet olsun, demokrasi olsun, İslam’a göre tadil edilmedikçe; hilafet, şura ve Kur’an prensiplerini benimsemedikçe arada önemli farkların kalacağı aşikardır.” (Hayreddin Karaman, Mukayeseli İslam Hukuku ,sh 82-8)
Ki bunun özü şu mısralarda veciz ifadesini bulmaktadır:
“Gerçek demokrasinin şöyledir ki, tefsiri:
Halk Hakk’ın esiridir, devlet halkın esiri…”
(N. Fazıl Kısakürek, 1976, s.333)
Hakimiyeti Allah’tan alıp halka verenlerin, azınlığı çoğunluğa köle yapanların insanlığı getirdikleri nokta ortadadır. Yıllar öncesinin tablosunu bir düşünce adamımız şöyle özetlemiştir:
“ÇAĞDAŞ CAHİLİYE’de (demokraside) insanların yaptığı kanuni düzenlemelerin yüzlercesini elinize alıp bunun toplum hayatındaki etkilerine iyice bakınız. GÖRECEĞİNİZ NEDİR: Çılgınlıklar, huzursuzluklar, psikolojik hastalıklar, sinir rahatsızlıkları, intiharlar, alkolizm, uyuşturucu, suçlar, evlerinden kaçmış çocuklar ve onların sapıklıkları… Bunun yanı başında dizgine gelmez FERDİYETÇİLİK, ailenin parçalanışı, toplumun çözülüşü, beşeri duyguların katli, insanın canlı bir robota dönüştürülmesi, hayatının yarısını aletlerin, öbür yarısını da şehvetlerin yönlendirmesi.” (Çağdaş fikir akımları 1, Demokrasi, Prof. M. Kutub, sh. 364 )
Demokrasi gündeme gelince Basralı Ömer’i hatırlamamak hiç mümkün olur mu?
“Ben Basra’dan Ömer.
Belki haberin yoktur diye yazıyorum Franks;
Önce demokrasi yağdı göklerden
Sonra özgürlük geçti üstümüzden Palet palet…
Ve insan hakları namlularından
Yüzü maskeli adamların
Saniyede bilmem kaç bin adet
Demokrasi bizim eve de isabet etti
Bir gün sonra anladım ayaklarımın koptuğunu
Babamın vücudunda
Tam on sekiz adet
İnsan hakları saymışlar.
Annem zaten yoktu
Ben doğarken
İlaç yokluğundan ölmüş.
Ambargo falan dediler ya
Anlamadım, çocuk aklı işte
Sen
Daha iyi bilirsin…
Sizde de barış böyle midir Franks?
İnsan hakları çocukları yetim
Ve ayaksız bırakır mı orada da?
Ya demokrasi?
Güpegündüz pazara düşer mi?
Ve zenginlik…
İnsanları korkudan uykusuz bırakır mı?
Ve kuşlar gökyüzünü terk eder mi orada da?
Babamla söylediğim son dua dilimde,
Ayaklarım hastanede
Ve giymeye kıyamadığım ayakkabılar
Elimde kaldı…
Çocuğun var mı Franks?
Al… Çocuğuna götür onları
Bir işe yarasın.
Kim bilir baktıkça,
Belki beni hatırlarsın
Bu nasıl demokrasi
Düştüğü yeri yaktı
Merhamet hür dünyaya
Bu kadar mı Iraktı?”
Yazıklar olsun Basralı Ömer’im bu feryadına duyarsız kalanlara, diyelim ve “Şehit” kavramına geçelim. Önce şu soruya cevap arayalım:
Şehid, hangi gaye
için ölendir?
Aynı soruyu Peygamberimize sordular: “Ey Allah’ın Resûlü! Kahramanlık için mi, hamiyet duygusuyla mı, gösteriş için mi savaş, bunlardan hang isi Allah içindir?” Alemlerin Rahmeti cevap verdi: “Allah’ın kelimesini yüceltmek için olan!” (Ahmet Davudoğlu, Sahih-i Müslim Trc. ve Şerhi, c. 9, s. 109)
Görülüyor ki Allah için olan savaş; sadece Allah’ın kelimesini yüceltmek için yapılan savaştır ve Allah yolunda ölüp şehid olan da bu gaye için savaşandır.
Peki Allah’ın kelimesinin yüceltilmesi ne demektir?
“Allah’ın sözü” diye tercüme edilen “Kelimet’ullah”ın yüceltilmesi için savaşmak; “Allah’ın dini, birliği, kelime-i tevhid” için savaşmak demektir.” (bk. Prof. Dr. Hayreddin Karaman ve Diğerleri, Kur’an yolu Türkçe Meâl ve Tefsir, DİBY, c. III, s. 48)
Ayrıca “ ..mal, can, namus ve benzeri müdafaalarda, zulüm ve haksızlıkla, suçsuz yere öldürülen kişi, kimin tarafından öldürülürse öldürülsün, bu şehitlerden sayılır.
Müslüman, âkil, baliğ olduğu halde, hayız, nifas ve cünüplükten temiz olarak şehit olanlar yıkanmaz, kefenlenmez, kanları ve elbiseleriyle gömülürler.
(http://www.halisece.com/sorulara-cevaplar/1748-sehit-nedir-kac-kisimdir-hukmi-sehit-kime-denir.html)
15 Temmuzda can verenleri sokaklara, meydanlara, tankların önüne ve bombaların altına iten irade ve güç: doksan küsur yıl önce;
“Dökülen kan senin!
Çiğnenen vatan senin!
Yere serilen Kur’an senin!
Horlanan îman senin.
Kirletilen nâmus, kıyılan can senin.
Müslüman!.. Uyan!.. Uyan!.. Uyan!..” (Ali Erkan Kavaklı, Gülü Koklayamadım, s.45) çığlıklarıyla cepheye koşanların ruh ortağı olmalarıdır. Bu nedenle onlar demokrasi değil, “Direniş Şehitleri”dir.
Sözlerimizi şehitlik ve şehitler için gösterilmesi gereken duyarlık ile ilgili âyet-i celîle ile bitirelim:
“Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz. Hayır, onlar diridirler, fakat siz bunun şuurunda değilsiniz.” (Bakara, 144)


