--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

‘Ben (de) hayat verir ve öldürürüm!’

Süleyman Önsay
Süleyman Önsay

Bu başlık Nemrud’un  iddiasıydı. Rabbimiz olayı şöyle gözler önüne seriyor:  “Allah kendisine saltanat verdi diye (gururlanarak) Rabbi hakkında İbrâhîm ile tartışanı (Nemrud’u) görmedin mi? 

O zaman İbrâhîm (ona): “Rabbim, hayat veren ve öldürendir!” demişti. (O ise:) “Ben (de) hayat verir ve öldürürüm!” dedi.

İbrâhîm (bunun üzerine): “İşte şübhesiz Allah, güneşi doğudan getiriyor, haydi (sen de) onu batıdan getir!” dedi de artık o inkâr eden şaşırıp kaldı. Çünkü Allah, zâlimler topluluğunu (inkârlarındaki ısrarları sebebiyle) hidâyete erdirmez.” (Bakara, 258)

“Nemrud, bu haksız iddiâsını isbât için hapishâneden getirttiği iki mahkûmdan birisini öldürttü, diğerini bağışladı; böylelikle güyâ hayâta iâde etti.” (Kurtubî, c. 2) Hayrat Vak. Meali

NENRUD KİMDİR?

Eski Mısır hükümdarlarına nasıl ki “Firavun” deniyorduysa, Keldanî kavmi hükümdarlarına da “Nemrut” denirdi. Ayette işaret edilen Nemrut’un, Nuh aleyhisselâmın oğlu Hâm’ın soyundan gelen birinci Nemrut olduğu söylenir.

Kibir, gurur ve bilgisizlik yüzünden tanrılık davasında bulunan Nemrut, insanları kendisine secde ettirmiş ve çok büyük haksızlıklarda bulunmuştur.

Allah (c.c), Nemrut’a ve kavmine doğru yolu göstermek, emir ve yasaklarını bildirmek için İbrahim aleyhisselamı peygamber olarak gönderdi. 

Nemrut ve kavmi iman etmediler ve İbrahim peygamberi (a.s) kavminin haftalarca topladığı odunu ateşledikten sonra içine attırdı. Kendisi için yaptırdığı yüksek kuleden de olup biteni seyretti.

Ancak, Allah’ın (c.c) emri ve korumasıyla İbrâhim peygamberi (a.s) ateş yakmadı. Bu mucizeyi gören Nemrut, yine de iman etmedi. İbrâhim aleyhisselâm, Allah’ın (c.c) emriyle, kendisine inananlarla birlikte Bâbil’den hicret etti. (Cemal Külünkoğlu Meali)

Evet Nemrud saltanat imtihanını kaybedenlerden biriydi. Çünkü, “İnsanlar yokluk ve yoksullukla imtihan edildikleri gibi varlık ve iktidar verilerek de imtihan edilirler. Dine ve kulluk çağırışına karşı direnenler daha ziya-de servet ve iktidar sahipleri arasından çıkar.

Bunlar ellerindeki imkânların asıl sahibini ve kaynağını unuturlar. Ellerindeki güç sayesinde her şeyi yapabilecekleri-ni, her derde çare bulabileceklerini, Allah’a ihtiyaçları bulunmadığını zannederler.

Bazıları daha da ileri giderek Allah’ın yaptığı şeyleri kendilerinin yaptıklarını, ya-pabileceklerini iddia ederler, güçte kendilerine eşit olmayanları kul ve köle yerine koyup onları sömürürler.”

Hz. İbrahim zamanında iktidarda olan hükümdar -ki, ba-zı kaynaklar bunun, Bâbil şehrini kuran ve kulesini yapan Nemrud olduğunu kay-detmiştir- Allah’ın elçisinin davetini kabul etmediği gibi onun, insanlara tanıtma-ya çalıştığı Rabbi hakkında da tartışmaya girişmiş, Rabbin sıfatlarının ve gücünün kendisinde de bulunduğunu iddia etmiştir. Allah, Nemrud’a servet ve iktidar ver-meseydi “Allah’ın yaptıklarını yapabildiği” iddiasında bulunamayacaktı.

Bu nimet ve imkânlar, Nemrud gibilerinde inkâra ve zulme, Dâvûd ve Süleyman aleyhisselâm gibilerin ise, şükrana ve Allah’ın kullarına hizmet etmeye medar ve sebep ol-maktadır.” (KURÂN Yolu)

Bu noktada şu ikazı hatırlamak çok büyük bir önem ifade etmektedir...

Firavun’a, “Ben si-zin en büyük tanrınızım” dedirten motif aslında her insanın içinde saklıdır; fakat kimi bunu dışarı vurur, kimi de bazı sebeplerle içinde tutar veya bastırır. 

Firavun tipiyle uyuşan insanlardaki bu küstah iddia, her insanda bulunan yetkinlik, yüksel-me ve özgürleşme arzusu ve arayışının saptırılmış şeklidir.

Oysa gerçek yetkinliğe, yükselme ve özgürleşmeye ancak ve ancak Allah’a yönelmek, O’nu tanımak (marifet), buyruğuna ve rızasına göre yaşamak, ilâhî ahlâk ile bezenmekle ulaşıla-bilir. (İmam Gazali- İhyâ, III,281-284)  

NEMRUD, ALLAH'IN VARLIĞINI KÖKÜNDEN İNKÂR EDEN BİRİ MİYDİ?

Cevabı şu satırlarda görüyoruz:

Öyle anlaşılıyor ki, Hz. İbrahim ile Allah üzerine tartışmaya girişen bu hükümdar, Allah’ın varlığını kökünden inkâr eden biri değildi.

O sadece Allah’ın birliğine, ortaksızlığına, evreni ve bütün evrensel olayları tek başına tasarlayıp yönlendirdiğine inanmıyordu. 

Tıpkı cahiliye zihniyetli bazı sapıklar gibi. Onlar da Allah’ın varlığını kabul ediyorlar, fakat Allah’a hayatları üzerinde etkili ve aracı olduklarını düşündükleri bir takım ortaklar koşuyorlar. Ayrıca bu hükümdar, egemenliğin sadece Allah’a ait olduğunu, dünyevi gelişmeler ve toplumun yasal düzenlemeleri konusunda Allah’ın hükmü dışında hiçbir hükmün geçerli olmayacağı ilkesini de benimsemiyordu.

Öte yandan; bu inkârcı ve haddini bilmez hükümdar, aslında iman etmesini ve Allah’a şükretmesini gerektiren bir sebep yüzünden inkârcılığa ve haddini bilmezliğe sapıyor. 

Bu sebep “Allah’ın kendisine iktidar vermesi”, ona yönetim yetkisi bağışlamış olması idi. Aslında …Allah’a şükretmesi gerekirdi. Fakat iktidar sahipleri bu azgınlıkları ve şımarıklıkları yüzünden nankörlüğü ve kâfirliği, şükrediciliğin yerine geçiriyorlar ve doğru yola koyulmalarına gerekçe olması beklenen sebep yüzünden sapıtıyorlar!

Çünkü onlar, Allah kendilerine iktidar verdiği için iktidardadırlar.

Allah onlara halka köle işlemi yapmak, yönetimleri altındakileri yanlarından koydukları keyfi kanunlara uymaya zorlamak yetkisi vermiş değildir.

Onlar da diğer insanlar gibi Allah’ın birer kuludurlar. Yasal normları, halk gibi, Allah’tan almalı, Allah’ı bir yana bırakarak keyiflerine göre hüküm ve yasak koymaya kalkışmamalıdırlar. Çünkü onlar birer vekildirler, asil değildir.

İşte yüce Allah, bu hükümdarın tutumunu Peygamberimize anlatırken bundan dolayı hayret edici, yadırgayıcı bir üslup kullanıyor. Tekrarlıyoruz:

“Allah, kendisine iktidar verdi diye şımararak İbrahim ile Rabbi konusunda tartışmaya girişen adamı görmedin mi?”

“Görmedin mi?” Bu ifade kınayıcı ve horlayıcı bir ifadedir; Hem ifadeden ve hem de anlamından, tuhaf karşılama ve çirkin sayma imajı fışkırır. Çünkü hükümdarın tartışmaya girişmesi, dik kafalılığı, bunun yanı sıra bir kulun, Allah’ın olması gereken yetkiyi kendine yakıştırmaya kalkışması, bir hükümdarın Allah’ın kanunlarını bir yana bırakarak halkı kendi keyfi kanunlarına göre yönetmeye yeltenmesi, bütün bu davranışlar, gerçekten çirkindir, iğrençtir. (Fi Zılal) 

Süleyman Önsay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle