--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bayramda neyi konuşmalıyız?

Süleyman Önsay
Süleyman Önsay

Sorunun cevabı bir ilim ehlinin yıllar önce böyle bir bayram münasebetiyle Müslümanları uyardığı bir yazısından. Birlikte izliyoruz:

“Müslümanlar olarak başımıza gelenler, bayram ziyaretleşmelerini, fırsat bilerek olup bitenleri değerlendirmemizi, nerelerde hata ettiğimizi ve bundan sonra ne yapmamız gerektiğini gözden geçirmemizi zaruri kılmaktadır.

Fert veya grup olarak insanların hata etmeleri normaldir; ‘beşer şaşar’ kuralına itirazımız olamaz. Bu sebeple muhasebemize ‘Niçin hata ediyoruz?’ sorusundan değil, ‘Nerede hata ettik, bir daha olmaması için ne yapmalıyız, bizim hata ve kusurumuza bağlı olarak veya olmayarak karşı karşıya kaldığımız durumdan en az zararla nasıl çıkabiliriz?’ sorularından başlamamız gerekir.

En önemli hatamız, eksiğimiz İslâmi hizmet ile ilgili grupların parçalanmışlığı, birbirini tamamlayan hizmet birimleri olmak yerine birbirine rakip hiziplere dönüşmüş bulunması, her bir hizbin kendini ‘tek veya en üstün’ olarak görmesi, diğerlerini ya dışlaması, ya yok veya önemsiz sayması, ya karşısına almasıdır. Bu tavrın tabii sonucu olarak ‘ötekilere karşı sert, kendi aralarında yumuşak ve şefkatli’ olmak gerekirken, acımasızca birbirine yüklenmeleri, umursamadan birbirini harcamalarıdır.

İkinci eksiğimiz örgütlenme ile ilgilidir. Yaşadığımız düzende legal olan birçok örgütlenme biçimi vardır; bunların çoğu kullanılabilir olduğu halde, vakıf vb. bir iki örgütlenme şekline sıkışıp kalınmıştır. Gücün birlikten doğduğunu çocuklar bile bilirken parça örgütler arasında bir dayanışmaya, entegrasyona, birliğe veya işbirliğine gidilememiştir.

Üçüncü önemli eksiğimiz bütün İslâmî hizmet birimlerini saygı gösterdiği, gerektiğinde hakemliğine başvurduğu, görüş, fetva ve tavsiyelerini emir telakki ettiği bir âlimler şurâsının (heyetinin) bulunmayışıdır.

Dördüncü eksiğimiz, İslâmî bilgi, eğitim ve şuuru Müslüman tabana yayma, cemaat fertlerini sürü tekleri olmaktan çıkarıp ‘bilgili, eğitilmiş, şuurlu ve katılımcı’ üyeler haline getirmek için gerekli -hasbi, sivil, yaygın- eğitimi ihmal etmiş olmamızdır.

Bu kusurlarımızın tabii bir uzantısı olarak ‘İslâmî hizmetin tanımı, amacı, araçları, öncelikleri ve aşamaları’ gibi konuları ihtiva eden bütüncü bir plan ve programımızın bulunmaması da önemli bir eksiğimizdir.” (1)

İlim ehlinin günümüz ve konumumuz ile ilgili tespit ve değerlendirmeleri bunlar.  

Tabii bayram denilince ayrıca şu acı gerçeği de hiçbir an göz ardı etmememiz gerekiyor: 

“Bayram, iki yüzyıldır İslâm dünyası için, içi acılıklarla dolu bir yemiş gibi sunulmakta kader tarafından bize. Ne kadar çelişkili bir psikoloji yaşıyoruz bayramlarda! Gereğince üzülemiyoruz, ne de olsa bayramdır diyoruz, gereğince sevinip neşelenemiyoruz, gözlerimizin önünde İslâm âleminin her tarafındaki trajik levhalar canlanıyor....

Evet İslâm âlemi, nerdeyse yüzyıllar oldu, hep kara bayramları yaşıyor. Ak bayramları unutmuş gibi. Bayramlarımız üzerine sabahın gümüşsü beyazlığı, ışığı saçılmıyor. Bayram aydınlıklarında bile yer yer karanlığın çizgileri var.”(2)

Kur’an’ın, “Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın dağılıp ayrılmayın” buyruğu gereğince ittihad yani birleşme zorunludur. Said Nursi merhum, “İttihad-ı İslam bu zamanın en büyük farz vazifesidir ve âdet değil, ibadettir” diyerek, bu birleşmenin önemine dikkat çekmiştir. 

Bunun gerçekleştirilmesini ise bayram olarak nitelendirirken şöyle der:

“... İnşaallah, alem-i İslamın (İslam aleminin) da büyük bir bayramına yetişirsiniz. Cemahir-i müttefika-i islamiyenin (İslam cumhuriyetlerinin birleşmesinin) kudsi kanun-u esasiyelerinin (kutsal kanunlarının) menbaı (kaynağı) olan Kur’an-ı Hakim, istikbale tam hakim olup beşeriyete (insanlığa) tam bir bayramı getireceğine çok emareler (işaretler) var. (Emirdağ Lahikası-ll, s. 76)

Rabbimizden bir an evvel ak bayramlara ulaşmamız için eksiklerin giderilmesi ve yanlışlardan dönülmesi adına Ümmeti Muhammed’e ve onların öncüleri konumunda bulunan üstadlara, şeyhlere, hocaefendilere, ağabeylere basiret lütfetmesini niyaz ederiz.

Sözlerimizi şu ilâhî mesajları hatırlayarak noktalayalım:

“Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir gruba uyarsanız 

İmanınızdan sonra sizi yeniden inkârcılığa sevk ederler. 

Size Allah’ın âyetleri okunurken, üstelik Allah Resûlü de aranızda iken nasıl inkâra saparsınız? Her kim Allah’a bağlanırsa kesinlikle doğru yola iletilmiştir. 

Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin. 

Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişileridiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız. 

Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir. 

Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.” (4)

.......

1 -Prof. Dr. Hayreddin Karaman, Laik Düzende Dini Yaşamak 2, s.136

2- Sezai Karakoç, Fizik Ötesi Açısından Ufuklar ve Daha Ötesi III, Diriliş Yayınları 1995, İstanbul

3- Emirdağ Lahikası-ll, s. 76

4-Âli İmran, 100-105

 

Süleyman Önsay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle