“Amel-i Salih; İmanın Doğal Ürünüdür”
İmam Şâfiî’nin (rh.a.) “Şayet Kur’an’da başka bir şey nazil olmasaydı, şu pek kısa sûre bile insanlara yeterdi. Bu sûre Kur’an’ın bütün ilimlerini kucaklıyor” dediği Asr sûresinde, insanları dünya ve ahiret hüsranından kurtaracak özellikler tüm insanlığın dikkatine sunulmuştur.
Meşhur müfessir İmam Fahreddin er- Razi’nin (rh.a.) “Buz satan birisi pazarda şöyle bağırıyordu; sermayesi eriyen bu şahsa merhamet edin!.. Onun bu sözünü duyunca, bu söz Asr sûresinin anlamıdır, diye düşündüm” dediği bu sûrede; kendilerine verilen ömürleri buz gibi kesintisiz eriyen insanlığın kurtuluşu için Rabbimizce belirlenen dört ilkeden biri salih ameldir. Salih amel nedir? Elmalılı merhumun tefsirinde şunları görüyoruz:
a- Allah’ın rızasına ve koyduğu hükümlere uygun olan tüm davranışlar.
b- Sonucunda aile, akraba, toplum ve insanlık için hayır ve yarar olan bütün işler.
c- Çirkinlik ve günahlardan uzak bir yaşantı.
d- Ki bunların esasları Kitap ve Sünnette açıklanmış, zamana ve şartlara göre ortaya çıkacak ayrıntıların hükmü de çağın İslâmî ilimlerin uzmanlarının ortak onay ve kişisel ictihadlarına bırakılmıştır. (Bk. Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Azim Dağıtım, c.9, s.431)
Görülüyor ki kısaca salih amel, hür bir irade ile kendisine inanılan ve kayıtsız şartsız teslim olunan dinin özü ve ölçüleri çerçevesinde yapılan her davranıştır.
Çağımızın Hz. Hüseyinlerinden Seyyid Kutub merhum şu önemli noktaya dikkatlerimizi çeker:
“Amel-i salih imanın doğal ürünüdür. iman gerçeğinin kalbe yerleştiği andan itibaren başlayan, özden kaynaklanan harekettir. Çünkü iman, aktif ve harekete geçirici bir gerçektir. Amel, ihsan şeklinde insanın pratiğinde kendini gerçekleştirmeye çalışmadan insanın kalbinde ve vicdanında yerleşip duramaz. İşte İslam’ın iman anlayışı budur. Hareketsiz ve sönük halde beklemesi müminin içinden dışa çıkıp dışında kendini göstermeden gizli kalması mümkün değildir.
Eğer iman bu doğal hareketini sağlayamıyorsa ya zayıftır ya da ölüdür. Tıpkı kokusunu içinde tutamayan çiçek gibi. Nasıl ki çiçekten kokunun yayılması doğal ise imanda da hareketin olması doğaldır. Yoksa iman yok demektir.
Zaten imanın önemi buradan kaynaklanmaktadır. İman bir hareket, bir eylem, bir kurma ve düzeltmedir. Allah’a doğru yöneliştir. İman vicdanın derinliklerine gömülü, gizli, pasif, çekingen, büzülmüş bir şey değildir. Hareket içinde somutlaşmayan sırf iyi niyetlerden ibaret de değildir. İşte imanı hayatın içinde yapıcı büyük bir güç haline getiren İslam’ın apaçık yapısı ve karakteri de budur.
İman, Rabbani sisteme bağlılık olduğuna göre bu sistem, varlığın özünde sürekli ve birbirine bağlı bir plandan kaynaklanmış, bir hedefe yönelmiş olduğu müddetçe rahat anlaşılabilecektir. İmanın insanlığa önderliği, varlığın yapısında olan hareket sisteminin gerçekleştirilmesine yönelik bir önderliktir. Bu da Allah’tan kaynaklanan bir sisteme layık, tertemiz, yapıcı, onarıcı hayırlı bir harekete itmektir.” (Seyyid Kutub, Fi Zılal’il Kur’an, Asr suresi)
Kur’an Yolu adlı tefsirinde ise, salih amelin tanımı biraz daha ayrıntılı olarak şöyle yapılmaktadır:
“Sâlih amel, başta iman olmak üzere İslâm’ın yapılmasını emrettiği ve hoş gördüğü güzel işlerle ahlâkî değerlere uygun davranışlardır. Allah’ı zikretmek, namaz, oruç, hac, zekât ve benzeri bütün ibadetler; cihad etmek, iyiliğe yöneltmek, kötülükten sakındırmak, ana-babaya, akrabaya ve komşulara iyi davranmak, adalet, ihsan vb. Kur’an’ın öngördüğü bütün iyi işler dünyada insanlara fayda verecek ve âhirette de kurtuluşa vesile olacak sâlih amellerdir.” (Prof. Dr. Hayreddin Karaman ve Diğerleri, Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir, DİBY, c.III, s.478)
Şifa tefsirinde ise, salih amelin imtihan gerçeğinin bir açılımı olduğuna dikkat çekilir:
“’İman ettik deyivermekle bırakılıvereceğinizi mi zannettiniz?’ diyor Allah (c.c). [kehf suresi 102] İman ettikten sonra imanın gereğini de yapmak gerekiyor. Amel-i salih nedir? Allah’ın kitabında ve Peygamberin sahih sünnetinde ifadesini bulan ibadetler ve muamelattır. Bunu yapanlar zarardan kurtulmuşlardır diyor Allah (c.c). İman bir çekirdektir ama amel de onun çiçeğidir.
İman ettik deyip de imanın gereği olan ibadet ve muamelatı Kur’ân’a ve sünnet-i seniyyeye göre yapmazsanız kimseyi kandıramazsınız. Ne melekleri kandırabilirsiniz, haşa ne de Allah’ı kandırabilirsiniz” (Mahmut Toptaş, Şifa Tefsiri)
Yüce Rabbimiz, Kehf Sûresinin 46. Âyetinde, sâlih amellerin bizler için ne derece hayatî öneme haiz olduğunu vurgulayarak şöyle buyurmaktadır:
“Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür; kalıcı olan iyi işler ise Rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı hem de ümit bağlamaya daha lâyıktır.”
Hal böyle iken zamanla, insanların fanî dünyalıkların cazibesine kapılarak ötelerini ihmal edip hüsrana uğrayacakları da Kur’an’da bildirilmiştir:
“Nihayet bunların ardından artık namazı kılmayan ve nefsanî arzulara uyan bir nesil geldi. Bunlar elbette azgınlıklarının cezasını bulacaklardır.” (Meryem, 19/59)
Bu acı uyarının hemen peşinden dönüş yolu ve çıkış noktası da sonraki âyetlerde Yüce Yaratıcımızca müjdelenmiştir:
“Ancak tövbe eden, iman eden ve iyi davranışta bulunan kimseler böyle değildir. Bunlar hiçbir haksızlığa uğramaksızın cennete; çok esirgeyici olan Allah’ın, kullarına, onlar görüp bilmeden vaad ettiği adn cennetlerine gireceklerdir.” (Meryem, 19/60,61)


