“Allah’a imandan önce küfre tövbe etmek şarttır!”
Allah’a iman etmekten önce yapılması gereken ilk iş küfürden tövbedir. Bu tesbit Elmalılı merhuma aittir. Yüce Rabbimiz öyle buyurdu:
“‘Femen yekfür bi’t-Tagut ve yümin bi’llah= Her kim tağuta, [yani] azgınlara veya azgınlıklara küfredip (inkâr edip), Allah’a iman ederse, yani samimi bir kalb ile, ‘Lâilâhe illallah= Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur’ diyerek önce o tağutları kökünden siler, sonra da bütün varlığıyla Allah’a iman eder ve dolayısıyla Allah’ın gönderdiği Peygamberleri, Hakk’ın indirdiklerini tasdik ederse, ‘fekadi’mseke bi’l urvet’il vüskâ= O mutlaka en sağlam kulpa yapışmıştır’…
[Bu âyet] kesinlikle ifade ediyor ki, Allah’ın birliğine inanan bir mü’min olmak için, Allah’a imandan önce küfre tövbe etmek şarttır. Ve bu tövbenin şartı da tağutları asla tanımamaya kesin karar vermektir… [Bu âyet] Lâ ilâhe illallah ‘Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.’ kelime-i tevhidinin bir tefsiri demektir.” (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Azim, c.2, s.172, Bakara, 256)
Bakara Suresinin 256. ayet-i celilesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Döneminin ilk ve en değerli tefsiri olan “Elmalılı Tefsiri”nden okumuş olduğumuz bu ifadeler, konunun, yani Allah’a imandan önce Küfre tövbe etmenin, gerekliliğini ve önemini gözler önüne sermektedir.
Görülüyor ki Allah’a iman, öncelikle küfürden tövbe etmeye, küfürden tövbe etmek ise tağutları reddetmeye bağlıdır. Tağut ise “Hakkı tanımayıp azan ve sapan her kişi ve güce verilen addır.” (Komisyon, Türkçe Meâl ve Tefsiri, TDV, s.87, Nisâ, 60)
Tağut’un daha geniş tanım ve kapsamı ise şöyle ifade edilmiştir:
“Kur’an-ı Kerim’de sık sık geçen Tâğut, Kur’an’a has bir terimdir, ıstılahtır. Ve şu manalara gelir:
a- Arzuları ma’budlaştırılan [yani kayıtsız şartsız yerine getirilen] nefis Tâğut’tur.
b- Allah’ın emir ve yasaklarını tanımayan, İslâm Nizâmı ile çatışan düzen ve düsturlara çağıran her fert ve önder Tâğut’tur.
c- Allah’tan gayri zatında [sınırsız, olağanüstü] güç görülen eşya, insan ve putlar Tâğut’tur. Şeytan Tâğut’tur.
d- Allah’ın şeriatı ile[yani emir ve yasaklarıyla] çatışan bütün gelenekler, esas alınan bütün rejimler Tâğut’tur.” ((A.Rıza Demircan, İslâm Nizamı, c.2, s.42. (Nakl. Elmalılı, 2/869))
Evet Allah’a imandan önce küfre tövbe şartının gereği olarak Tagutları red etmek gerekiyor. Tasavvuf ehli bu hususu bir teşbih ile şöyle vecîzeleştirmişlerdir:
Kelime-i Tevhid’in ilk kelimesi olan ve red etme anlamına gelen “Lâ” yı kastederek “Lâ süpürgesi ile yolları temizlemeden illallah sarayına ulaşamazsın.” demişlerdir.
Peki, “İllallah” dan önce “Lâ İlâhe” diyerek küfürden tövbe eden, diğer tabirle kendini imana götüren yolu temizleyen müminler, yaşadığımız devirde nelere “Lâ=Hayır” diyeceklerdir?
Neleri ilahlaştırıyorlarsa onları! Yani “kafalarında ilahlaştırdıkları makam, ideoloji, ilke, parti, hizib, kadın, erkek, evlat, sanatkar, sporcu, kulüp, loca, önder, şef, seks ilahlarının tamamına ‘Lâ’ diyecekler ki sadece Allah’ın ilahlığını ‘illa’ deyip tasdik etsinler.” (Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma, Birkaç Sahife Tarih, Konya, 1991, s.120)
İşte bu anlam ve kapsamıyla Kelime-i Şehadeti, kendi hür iradeleriyle kayıtsız ve şartsız bir şekilde, gönülden doğrulayanlar ve bunu özgür ifadeleriyle lisanen ikrar edenler; Allah’ın kopmaz ipine, dinine sımsıkı sarılmışlardır
Öyle ki “Doğru yolu bulan, hak dine inanan, ‘nefis, şeytan, şehvet, hırs ve sahte,tanrılar’ gibi eğri yolun, sapkınlık ve şaşkınlığın rehberlerini reddeden müminler, sarsılarak ilerleyen arabaya veya dalgalar üzerinde ine çıka ilerleyen bir gemiye benzeyen bu hayatta, kopması mümkün olmayan sapasağlam bir kulpa sarılmışlardır. Düşmezler, sağa-sola savrulmazlar; bu kulp sayesinde yerlerini, istikrarlarını, sağlıklarını korurlar ve vazifelerini yerine getirerek yollarına (imtihan ve tekâmül yolculuğuna) devam ederler.” (Prof. Dr. Hayreddin Karaman ve Diğerleri, Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, c.I, s.280, Bakara, 256’nın tefsiri)
Lâ ilâhe illallâh’ın en önemli etkisi, insanın Allah’ın kanununa itaat etmesini ve onun gereklerini yerine getirmesini sağlamasıdır. Bir kimsenin imanı ne kadar kuvvetli olursa, Allah’ın emirlerine o kadar uyacak, yasaklarından da kaçınacaktır. Issız ve karanlık yerlerde bile olsa asla istikametten ayrılmayacaktır.
Bu özelliği kazanmak için sadece “Lâ ilâhe illallâh”ı söylemek elbette yeterli değildir. Diğer bir ifadeyle inanan kişiyle inanmayan arasında meydana gelen bu farklılıklar, yalnızca birkaç kelimenin dille söylenmesinden ibaret değildir. Sadece “yiyecek” kelimesinin tekrarlanmasıyla açlık giderilemediği, yalnızca “reçete” nin okunmasıyla hastalıklar iyileştirelemediği gibi “Lâilâhe illallâh”ın da bilinçsiz bir şekilde ezbere tekrarlanmasıyla her biri insanlığın hasretle beklediği kurtarıcı iksiri olan bu iman meyveleri; insan ve toplumun hayat sahnesinde asla yeşeremez. (Bknz. Mevdûdî, İslâm’a İlk Adım, s. 93-110 arasından özetlenmiştir.)
Ne zaman ki “Lâilâhe illallâh” bir inanç, bir düşünce, bir duygu, bir bilinç olarak kalplerde kök salarsa işte o zaman insan ve insanlık zakkum yerine fazilet yemişlerini devşirmeye başlar.
Ne mutlu, “Lâ” süpürgesiyle gerekli temizliği yapıp “İllallah” sarayına ulaşabilenlere!
Ne mutlu, o kopmayan tevhid kulpuna yapışabilenlere!
Ne mutlu, o yolun yolcusu olarak yolculuğunu cennet durağında sona erdirebilenlere!


