Allah Nasıl Bir Kulluk İstiyor?
Elhamdülillah ben müslümanım diyen her kişinin iman disiplinini ve kulluk çizgisini kaybetmememizi gerekir. Ki aslında yaratılış gayemiz de ve asıl görevimiz de budur!
Şu veciz ifadeleri birlikte izleyelim:
“Allah, insanı, kendisine tapması için yarattığını açıklıyor Kutsal Kitabında. Yaratılış sebebini arayan insan, sorunun cevabını burada bulacaktır. Varoluş hikmeti, Allah’a tapmasıdır insanoğlunun. Bütün öbür oluşumlar, bunun hazırlığından ibaret.
Evet, insan yer, içer, uyur, gezer, yapar, yıkar. Fakat bunların hiç biri, insanın spesifik [özel] yanını meydana getirmez.
Çünkü: hayvanlar da yer, içer, gezer, yuva yapar, fırsat buldukça da yıkıcılıklarını da göstermekten kaçmazlar. Bitkiler de beslenir. Arzda bir takım değişimler yparlar.
Fakat, ibadet etmek, yani kendi yaratıcısına tam bir şuur ve teslimiyetle yönelip O’nun önünde eğilmek, insana mahsus…” (Sezai Karakoç, Gündönümü, s.17-19)
Bakara sûresinin 21. âyeti Kur’ân’ın tertibine göre Allah Teâlâ’nın açık olarak insanlığa ilk emrini içermektedir. Bu ilk ferman ise “Sizi ve sizden öncekileri, babalarınızı, analarınızı, bütün atalarınızı, dedelerinizi ve diğerlerini baştan sona yaratan Rabbınıza, âlemlerin Rabb’ine ibadet ve kulluk ediniz, sevgi ve korkunun kemaliyle, en güzel edep ve saygı ile ona boyun eğiniz ve O’nun emirlerine, hükümlerine uyun” (M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, c.1, s.232,233) hükmünü ihtiva etmektedir. Bu ibadet ve kulluğun niteliğini belirleyen bir sonraki âyetin yani Bakara sûresinin 22. Ayeti celilesinde Rabbimiz buyurdu:
“Fela Tecalü Lillahi Endaden Ve Entüm Talemun ..yaratıcıdan başka Allah olamayacağını bilip dururken, Allah’a, bir olan o hak mabuda denk aramaya, benzerler uydurmaya, ortaklar koşmaya .. kalkmayınız.. ortağı, benzeri bulunmayan yaratıcınız, Rabb’ınız, Rahmân ve Rahîm bir Allah’a tevhid ile ibadet ve kulluk ediniz.” (M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, c.1, s.232, 233)
Allah’a tevhid ile ibadet ve kulluk, müslümanın her yerde, her zaman ve her hususta Allah’a itaat etmesidir. Zira;
“Müslümanın hayatı bir bütündür..İmanı, ibadeti, ahlâkı, istirahatı, dünyası, ukbâsı, zevki, heyecanı, insan neyse onun bütün fakülteleriyle insan ve hayatı bir bütündür ve bütünüyle insan Allah’ındır.
‘İnnâ lillâh=Şüphesiz hepimiz Allah’a aidiz’ İbadetimiz, taâtımız Allah’adır. Bizim, meselâ mescid içinde Allah’a, mescid dışında Alah’tan başka ilâhlara itaatımız olamaz. Mescid içinde de, mescid dışında da bir Allah’a ibadet ve itaat ederiz. İtaatımız bir Allah’adır.
Peki mescid dışında başka ilâhlara itaat mı ediliyor? Tabiî ediliyor. Nasıl ediliyor? Peygamber Efendimiz.. anlatmış bunu:
‘Siz mescid dışındaki hayatınızda insanlara tapınmazsınız. Yani Allah’a namaz kıldığınız gibi insanın karşısına geçip namaz kılmayabilirsiniz; fakat o insanlar Allah’ın irade ve rızası dışında bazı şeyleri emrederler, yaparsınız. Bazı şeyleri yasaklarlar, yapmazsınız; ondan geri durursunuz. Bu emirler ve yasaklar, Allah’ın emirleri ve yasaklarıyla çeliştiği, çatıştığı halde siz onlara itaat edersiniz. İşte bu da şirktir’ diyor, Peygamber Efendimiz.
En azından şöyle anlamamız gerekir:
Öyleyse siz birden fazla –çatışan- otoriteye kendinizi bölerek itaat ediyorsunuz. İşte bu olmaz.” (Prof. Dr. Hayreddin Karaman,Türkiye’de İslamlaşma ve Önündeki Engeller, Ensar Neşriyat, 1994, s.28.)
Elmalılı Tefsirindeki konumuzla ilgili şu uyarılar hiçbir müminin kayıtsız kalamayacağı hayatî uyarılardır:
“İnanç bakımından.. Allah’ı birleyen bir mümin bu iman ve inancını amel açısından da böyle tatbik edebilirse, inanç ve amel bakımından tam mümin, kâmil bir Müslüman olur…
Bu inancını amellerinde tatbik etmezse, o zaman da inanç bakımından mümin olmakla beraber, amel bakımından bir müşrik durumunda bulunur ve fasık olur. Ve bundan dolayıdır ki, zorunlu da olsa müşriklerin uyruğu altında kalıp hükümlerine ve amellerine uyup ve iştirak etmek mecburiyetinde bulunanlar inanç veya amelle ilgili şirke sürüklenmekten uzak kalamazlar.
Kalp ve inanç itibariyle karşı olmakla beraber, amel bakımından muvafakatı AMELÎ ŞİRK’i, kalben rıza göstermek ise İTİKÂDÎ ŞİRK’i gerektir[ir. Bunun içindir ki En’âm suresinin 121. ayetinde Yüce Rabbimiz şöyle buyurmuştur]:
‘Eğer onlara itaat ederseniz muhakkak müşrik olursunuz’” (Elmalılı M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Azim Dağıtım, c.3, s.522, En’âm,136)
Gerçek mü’min olmanın olmazsa olmazı her husuda teslimiyettir! Sadece Mevla’ya Kulluktur!,
“Fakat hayır! Rabbine yemîn olsun ki, (onlar) aralarında çıkan karışık işler husûsunda seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükümden dolayı kendi (gönül)lerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslîmiyetle teslîm olmadıkça îmân etmiş olmazlar!” ( Nisâ, 65)
İnkâr etmemek başkadır, îmân etmek bütün bütün başkadır.
•
“Evet, inkâr etmemek başkadır, îmân etmek bütün bütün başkadır.
Evet, kâinâtta hiçbir zîşuûr (akıl sâhibi), kâinâtın bütün eczâsı (cüz’leri-kısımları) kadar şâhidleri bulunan
Hâlık-ı zü’l-Celâl’i (celâl sâhibi yaratıcıyı) inkâr edemez.
Etse, bütün kâinât onu tekzîb edeceği (yalanlayacağı) için susar, lâkayd kalır.
Fakat O’na îmân etmek, Kur’ân-ı Azîmü’ş-şân’ın ders verdiği gibi, o Hâlık’ı sıfatları ile, isimleri ile umum kâinâtın şehâdetine (şâhidliğine) istinâden (dayanarak) kalben tasdîk etmek ve elçileriyle gönderdiği emirleri tanımak, ve günah ve emre muhâlefet ettiği vakit kalben tevbe ve nedâmet etmek (pişmân olmak) iledir.
Yoksa, büyük günahları serbest işleyip istiğfâr (tevbe) etmemek ve aldırmamak, o îmandan hissesi olmadığına delildir.”
(Emirdağ Lâhikası-I, 312)


