--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Takıyyenin siyasal araç olarak işlevselleştirilmesi

Serdar Demirel
Serdar Demirel

İran’ın Batı ile yaptığı nükleer anlaşmadan sonra yaslandığı retoriğin yön değiştirmesi, Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımladığı makale, sonrasında Türkiye ziyaretinin ertelenmesi, Ümmet ve vahdet vurgusu yapıp Ümmet ve vahdetin içini boşaltan mezhepçi politikaları, devlet kontrolündeki İran medyasının Türkiye aleyhine inanılmaz yalan haberler yapması, ikili görüşmelerde farklı, medya önünde farklı bir dil kullanması vs...  

İran’ın özellikle de dış siyasetinde kullandığı çok anlam katmanlı dil,  salt diplomatik bir dil olmaktan ve salt diplomatik zekayla alakası olan bir durum değildir. Kullanılan sembolik anlatımın takıyye inancı ve pratikleriyle alakalı olduğu bilinmelidir.

Takıyye; zarar verme ihtimali güçlü kâfirlerin karşısında dini, canı, malı, ırzı tehlike karşısında olan Müslümanların, söz konusu tehlikeden kendilerini kurtarmak ve zarara uğramamak kastıyla imanlarını gizlemeleri, gerekirse imanlarının aksini söylemeleri durumunu ifade etmesi açısından Şia ve Ehl-i Sünnet arasında bir ittifak noktasını oluşturmaktadır.

Ancak mesele bununla bitmiyor tabiî. Takıyyenin sınırlarının nerede başlayıp nerede biteceği, kafirlere karşı hangi şartlar oluştuğunda uygulanabileceği, bu ruhsatın Müslümanlara karşı da uygulanıp uygulanamayacağı konusu ise ihtilaflıdır. Şia’da takıyyenin hayata geçirildiği asıl alan Ehl-i Sünnet’le olan alandır. 

İmâm Cafer Sâdık’a nisbet edilen; “Eğer takiyyeyi terk eden kişinin hükmü namazı terk eden kişinin hükmü gibidir dersem, doğru söylemiş olurum!” (İbn Bâbaveyh, Men Lâ Yehduruhu el-Fakih, 2/127; Vesâili eş-Şia, 10/131)  sözü ile, yine ondan rivâyet edilen; “Takiyye yapmayanın dini yoktur” sözleri (Kuleyni, El-Kâfî, 2/217; Vesâili eş-Şia,10/131) Şia’da takıyyenin manasının ve sınırlarının farklı olduğunu gösterir. 

Şia fıkhında güveni dinamitleyen takıyye pratiğinin dinî bir hüküm olduğu çok sayıda rivâyetle sabittir. Bunun İran dış siyasetinin kullandığı esnek ve çok katmanlı dil ile alakası ise ıskalanmamalıdır. Bu ıskalandığı için İran muhataplarını çoğu zaman ters köşeye yatırabilmektedir. 

İnsanların anlamakta zorlandıkları ise İslâm’ı referans aldığını söyleyen bir devletin bu türden icraatlarda bulunabilmesidir. Oysa İran’a göre yapılanlar tamamen dinî ölçüler içinde yapılmaktadır. 

Şiîlikte imamların konumu peygamberin konumundan  farklı değildir. İmamların sözleri aynen Hz. Peygamber’in (sas) sözü gibi bağlayıcıdır. Onlardan rivâyet edilen sözleri bu bağlamda anlamak gerekir.

Dinî ve siyasi merci olan İmam’ın bulunmadığı ve İmam’ın yönetiminin olmadığı hiçbir idare bir Şiî için de doğru ve meşru bir yönetim değildir. Bu inanç da takıyyenin sınırlarını alabildiğince genişletmektedir.

Prof. Dr. Mehmet Dalkılıç konuyla ilgili şunları söyler: “Bir şîîyi, kendisiyle aynı inancı paylaşmayan bir toplumda takiyye yapmak zorunda bırakan şey, bizzat bu inançtır. O, hâzır veya gâib imama inanmakla bulunduğu toplumu gayr-i meşru kabul etmekte, en iyimser ifadeyle o idare ve yönetimi gerçek imama ait bir hakkı gasp eden ve bu nedenle de her hâlükârda zalim ve günahkar bir idare olarak tasavvur etmektedir. 

Bunun en tipik ifadesi, şîîlerin bizzat peygamberin sahabesi olan ilk üç halifeyi Hz. Ali’ye ait olduklarını ileri sürdükleri bir hakkı “gasp eden” zalimler olarak nitelemiş olmalıdır. Bir idare ve yönetim, “hak gasp etmiş gayr-i meşru bir idare” ise, bu durumda bir şîînin o idareyle tam bir çatışma ve kavga halinde olması kaçınılmazdır. İşte mevcut yönetimleri “gayr-i meşru” ve “gasp edici” olarak görme alışkanlığı, şîîyi “imama inanmak” şeklinde kalıplaştırılabilecek inancını takiyye tavrıyla gizlemek zorunda bırakmıştır.” (Sembolik Anlatımın Siyasal Bir Araç Olarak İşlevselleşmesi ve Bâtinî Mezheplerde Gizli Dil, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 2, s. 132-133)

İran’ın takıyyeyi siyasal bir araç olarak işlevselleştirmesi İslâm dünyasında İran’a olan güveni yıkmıştır.

Serdar Demirel Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle