--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Söz Ekrem’in savunmasını ben yayınlayacağım!

Murat Alan
Murat Alan
5

TIP Fakültesi mezunu değilseniz hekimlik yapamazsınız. Hukuk diplomanız yoksa avukatlık yapamazsınız.. Mimarlık, inşaat mühendisliği, eczacılık, veterinerlik vs. vs.. Liste böyle uzar gider..

Diploma olmadan yapılabilecek bir iş söyleyeyim size.. Gazetecilik.. Hatta boş yere üniversitesini okuyup vakit kaybetmekte anlamsızdır! Mesela Gemi İnşaatı bölümünü bitirirsiniz, şak diye gazeteci olabilirsiniz Türkiye’de.. Şu yukarıdaki mesajı hafızamızda tutup alttaki konuya geçelim..

 “Öcalan Tele1’den rahatsız oluyor, hoop Tele1’e el konuyor, kayyım atanıyor, kanal uyduruk yayınlarla gün gün öldürülüyor… Ardından bu kez Kılıçdaroğlu Halk TV’den rahatsız oluyor, hoop Halk TV’ye el konuyor, kayyım atanıyor ve İmamoğlu’nun dört günlük savunmasına başlayacağı günde canlı yayın durduruluyor…”

Bu ifadeler Cumhuriyet gazetesi yazarı Mehmet Ali Güller’e ait. 

Komediye bakın! Cahil desen, duvara astıkları kocaman bir diploma var. Bilmem ne üniversitesinin bilmem ne fakültesinden mezun olmuşlar… 

“Mesleğe yeni başlamışlar, olayların arka planını bilmiyorlar” desen, o da değil. Her biri otuz-kırk yıldır bu işi yaptığını söylüyor. Peki, o zaman geriye ne kalıyor? Ya yıllardır yaptıkları işin temel ilkelerini öğrenememişler ya da bildikleri gerçekleri işlerine geldiği gibi eğip büküyorlar. 

Güller’in sözlerini tek tek ele alalım. Çünkü ortada öyle geçiştirilecek, “Ben öyle yorumladım” denilerek işin içinden çıkılacak bir mesele yok. Bir gazeteci, kamuoyuna bir iddia sunuyorsa o iddianın dayanağını da sunmak zorundadır. Hele ki ortada RTÜK kararları, savcılık soruşturmaları ve yargı süreçleri varsa, bunları görmezden gelerek birbiriyle ilgisiz olaylardan komplo zinciri üretmek gazetecilik değildir.


Gelelim ilk iddiaya.. “Öcalan Tele1’den rahatsız oluyor, hoop Tele1’e el konuyor.”

Tele1’e verilen yedi günlük ekran karartma cezasının gerekçesi ortada. RTÜK, Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın bölücü terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’a “sayın” diyerek saygınlık kazandırmaya yönelik ifadeleri nedeniyle kanala üst sınırdan idari para cezası ve yedi gün yayın durdurma yaptırımı uyguladı.

Şimdi soralım.. Bu kararın neresinde Öcalan’ın rahatsızlığı var? 

Yahu, adam Öcalan’a methiyeler düzmüş diye ceza yazılmış.. İdari yaptırımın hangi yayın nedeniyle uygulandığı belli. Elbette bu kararı eleştirebilirsiniz. Yaptırımın ölçüsünü tartışabilirsiniz. RTÜK’ün kararının hukuka uygun olup olmadığını sorgulayabilirsiniz. Bunların hepsi meşru tartışmalardır. Ancak bir idari kararı alıp “Öcalan rahatsız oldu, kanalın üzerine gidildi” şeklinde sunmak, eleştiri yapmak değil, bariz iftira, açık yalancılıktır.  Gelelim ikinci iddiaya.. “Merdan Yanardağ neden tutuklandı?”

Yanardağ, “siyasi casusluk” suçlaması kapsamında 27 Ekim 2025’te tutuklandı. Tutuklama kararında kuvvetli suç şüphesi ve delillerin henüz toplanmamış olması gibi gerekçelere dayanıldı. Elbette bir gazetecinin tutuklanması tartışılabilir. Tutuklamanın hukuki dayanakları sorgulanabilir. Suçlamanın somut delillere dayanıp dayanmadığı araştırılabilir. Hatta soruşturmanın siyasi saiklerle yürütüldüğünü düşünenler de bu görüşlerini ortaya koyabilir. Fakat bütün bunların bir dayanağı, bir delili, bir hukuki tartışma zemini olmak zorundadır. Suçlamanın içeriğini konuşmak yerine tutuklamayı doğrudan Öcalan’ın rahatsızlığına bağlamak, hukuki süreci açıklamak değil, olayları önceden kurulmuş bir siyasi hikâyeye yerleştirmektir. Üçüncü iddia ise şu.. “Tele1’e kayyım atandı.”


Evet, kayyım atandı. Peki, hangi gerekçeyle? İşte asıl konuşulması gereken nokta bu! “Siyasi casusluk” soruşturması kapsamında, Yanardağ’ın kanalı suç işlemek için kullandığı iddiası gündeme geldi. Kanalı bünyesinde barındıran ABC Radyo Televizyon ve Dijital Yayıncılık A.Ş.’ye sulh ceza hâkimliği kararıyla kayyım atandı. Başsavcılık, şirketin resmî kayıtlardaki sahibinin Yanardağ’ın oğlu Alp Yanardağ olduğunu ve bu yapı üzerinden suça karışıldığı iddiasını ileri sürdü. Öcalan kendisine o kanalda “sayın” ve “filozof” denilmesinden mi rahatsız olmuş be adam.

Dördüncü iddiaya geçelim.. “Kılıçdaroğlu Halk TV’den rahatsız oluyor, hoop Halk TV’ye el konuyor.” İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu hakkında “rüşvet”, “ihaleye fesat karıştırma” ve “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” iddialarıyla soruşturma yürütüldüğünü açıkladı. Soruşturma kapsamında, İzmir Büyükşehir Belediyesi bağlantılı ihalelerde 14 milyon 464 bin lira tutarında kayıt dışı rüşvet ödemesi yapıldığı ileri sürüldü. 

Peki, beşinci iddia ne? “İmamoğlu’nun dört günlük savunmasına başlayacağı günde canlı yayın durduruluyor.” Bak ya… Kıyamam ben size.. İmamoğlu tutuklandığı günden bu yana 2 villa rezaleti, para kuleleri skandalı ortada.. Daha “metro yapacağız” diyerek alınan çeyrek milyar euroluk kredilerin hiç edilmesine değinmiyorum bile.. İmamoğlu’nun S400’lerle ilgili mektubu bile Halk TV’de yayınlandı. Bu soruların cevaplarını isteselerdi.. Hadi Halk TV’ye el konuldu, sizin Cumhuriyet’e de el konulmadı ya.. Yeni binanıza bile geçmişsiniz, biz meteliğe kurşun atarken!.. Ağzınızı tutan mı var, yayınlayın çarşaf çarşaf Ekrem İmamoğlu’nun savunmasını.. Laf salatası yapıp, şiir okumak yerine suçlamalara madde madde cevap versin, sizin ağzınız bantlanırsa söz veriyorum ben yayınlayacağım o savunmayı noktası virgülüne dokunmadan. Neyse başa dönelim.. Mesleğimizin en büyük sorunlarından biri, meslek kuruluşlarımızın diploma hususundaki duyarsızlığı olabilir. Belki de sorun buradadır. Her yıl iletişim fakültelerinden mezun olan binlerce genç, ilgisiz işler yapmak zorunda kalıyor. Buna engel olmak lazım.. 

Ha bu arada.. Mehmet Ali Güller de Gemi Makine Mühendisliği mezunuymuş.. Hangi işi yapması daha sağlıklı bilemedim! Sonuçta gemide de can taşınıyor değil mi? Selametle..  

 

Murat Alan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle