Takıyye
Gülen yapılanmasını Ehli Sünnet içi yapılanmalardan ayıran en temel özelliklerinden birisi de takıyye fıkhını kapalı kapıların ardında yeniden yorumlaması ve takıyyenin sınırlarını birey ve cemaat bazında meşru olmayan ölçülerde genişleterek kullanmasıdır.
O kadar ki, Gülen; takıyyeyi küfür kabul ettiğini ilan ederken bile takıyye yapmıştır. Bu yönüyle Şia’daki takıyye pratiğiyle buluşmuştur. Hedefe ulaşmak adına takıyye adı altında çift katmanlı bir dil ve kişilik geliştirmiştir.
Takıyyenin hangi boyutlara ulaştığı kullanılan derin takıyye pratikleri sebebiyle daha tam olarak çözülmüş de değildir. Darbe girişiminde başta da Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı olmak üzere bütün toplum şok olmuştur diyebiliriz. Zira yıllarca en yakınında bulundurdukları, sırlarını emanet ettikleri kişiler mücadele ettikleri paralel yapının elemanları çıkmış, hayatlarına kastetmişlerdir. Yâverden korumaya, özel kalem müdüründen hekime varana kadar..
Nedir takıyye? Konuya yabancı olanlar için özetleyelim. “Vikâye”den veya korunmak anlamındaki “ittekâ” fiilinden gelen takıyye sözlükte ‘bir kimseyi tehlikeden korumak’ ve sakınmak anlamına gelmektedir. Ortaya çıkışı özetle şöyledir:
Hz. Muhammed’e (sas) ilk inanan müslümanlardan Hz. Ammar’a, babası Yasir ve annesi Sümeyye’ye (ra.anhm) Mekkeli müşrikler işkence ederler. İşkencenin hedefi Mekke’de yayılmaya başlayan İslâm’ı engellemektir. Bu sebeple bu dine intisap edenleri korkutmak, sindirmek, caydırmak ve Hz. Peygamberi (sas) yalnızlaştırmak amacıyla sistematik işkence uygularlar. Önce Hz. Ammar’ın anne ve babasına işkence eder, yeni dinlerinden eski dinlerine dönmelerini talep ederler. Ancak Mekkeli putperestlerin talebini reddeden Ammar’ın anne ve babası büyük işkenceler karşısında sabreder ve nihayetinde hunharca katledilirler. Bunlar İslâm’ın ilk şehitleridirler. Ancak Ammar yapılan işkencelere dayanamaz ve müşriklerin dediklerine kerhen de olsa teslim olmak zorunda kalır. Hz. Peygamber’e küfreder, müşriklerin tapmakta olduğu putları istemeyerek de olsa hayırla yâd eder. Bunun üzerine müşrikler bir zafer kazanmış duygusuyla Ammar’ı serbest bırakırlar.
Çok üzgün olan Ammar, Hz. Peygamber’e (sas) gelerek olanları anlatır. Bu davranışla hâlâ müslüman kalıp kalmadığını öğrenmek ister. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sas), “Kalbini nasıl buluyorsun?” diye sorar. Ammar ise; “İman üzere mutmain” olduğu cevabını verir. Hz. Peygamber (sas) de, “Onlar yine işkence yapacak olurlarsa sen de yine aynı şekilde davran” diyerek Ammar’ın zâhiri küfür ve fısk olan bu davranışını tecviz eder. Bunun üzerine aşağıdaki âyet nazil olur:
“Kalbi imanla dolu olduğu halde inkara zorlananlar müstesna, kim iman ettikten sonra tekrar gönül rızasıyla küfrü kabul ederse, işte Allah’ın gazabı bunlaradır; onlar için büyük bir azap vardır.” (Nahl: 16/106)
Kısacası bir mü’min kişinin canı, malı ve ırzı hakiki tehdit karşısında olursa korunmak için İslâm dışı olan ve inanmadığı şeyleri söylemesi yahut yapması manasına gelir. Lâkin görülüyor ki, Gülen hareketi elemanları burada durmamış, takıyye pratiklerini mü’minlere ve muhalif gördükleri herkese karşı çok geniş uygulamışlardır.
Kimliği gizleyebilmek için içki içmek, namazı terk, kılınsa da ima ile kılmak, oruç tutmamak, bayanların ve eşlerin başlarını açması, yalan konuşmak, yalanı gizleyebilmek için yemin ederek buna Allah’ı (c.c) şâhit tutmak gibi İslâm’ın haram gördüğü amelleri sıradanlaştırmışlardır. Buna Müslümanları aldatmak da dahil..
Oysa Hz. Peygamber (sas) “Bize (Müslümanlara) karşı silah taşıyan bizden değildir. Bizi aldatan bizden değildir” demektedir. (Müslim: 1/69, hn. 294)
Geçtiğimiz Ramazan Ayı’nda piyasaya yeni bir kitabımız çıktı. İsmi; “Takıyye: Şia Rivâyet Kültüründeki Derin Paradoks”, (Rıhle Kitap). Bu kitabı yazarken Şia kaynaklarını geniş çapta inceledik. Kitapta takıyyenin bu fırka tarafından nasıl sınırsız kullanıldığını kaynaklarıyla gösterdik.
Bu kitap çalışmamdan yola çıkarak söyleyebilirim ki, Gülen müntesipleri takıyyeyi anlama ve amele aktarmada Ehli Sünnet’ten kopmuş, Şia gibi anlamış ve onlar gibi hayat tarzına dönüştürmüştür.
Bugün yaşananları anlamak için bu meselenin iyi anlaşılması gerekmektedir. Bu nedenle konunun ilahiyat talebeleri tarafından mastır ve doktora tezi olarak çalışılması, toplumun aydınlatılması gerekmektedir.


