Süruş’un Kur’ân hakkında hezeyanları
Prof. Dr. Hayrettin Karaman geçen hafta İranlı düşünür Abdulkerim Süruş’un bazı görüşlerini ele alıp tenkit eden yazılar yayımladı. (Yeni Şafak: 27/28/30-08-2015)
Bunlar arasında özellikle de Süruş’un Kur’ân-ı Kerim’e bakış açısını ele alan bölümler birçok kişinin dikkatini çekti. Bir müslümandan Allah’ın (c.c) kelam-ı kadîmi hakkında bu tarz tutarsız düşünceler nasıl sadır olabilir diye öfkelenenler oldu.
Süruş, Batı’da, İslâm’ın Martin Luther’i diye takdim ediliyor. Düşünceleriyle bizdeki İslâm ve laiklik arasını bulmaya, İslâm’ı sekülerleştirmeye çalışanlara da ilham kaynağı olan bir zat.
Süruş’un yukarıda değindiğim Kur’ân hakkındaki heteredoks yorumlarına biraz bakalım önce:
Dini bilginin hatalı olabilirliği üzerindeki görüşünü kısmen Kur’ân’ı Kerim’e de uyguluyor Surüş. Ona göre Kur’ân sadece hâsıl olmuş tarihsel durumların bir ürünü değil; aynı zamanda tüm insan sınırlamalarıyla Peygamber Muhammed’in zihninin bir ürünüdür.
Süruş, vahiy, bir ‘ilhamdır’. Peygamberlerinki daha yüksek düzeyde olsa da; o, şair ve mistiklerinkiyle aynı deneyimdir, diyor. Cebrail’in Hz. Peygamber’e (sas) gelip Allah’ın (c.c) mesajını Kur’ân olarak ulaştırdığına da itiraz eden Süruş şunları söylüyor:
“Peygamber bir diğer şekilde vahyin oluşturucusudur da. Tanrı’dan aldığı şey, vahyin içeriğidir. Bu içerik her nasılsa insanlara bu şekilde sunulamaz; çünkü o, onların anlayışının ve hatta kelimelerin ötesindedir. O, şekilsizdir ve Peygamber’in kişiliğinin aktivitesi onu alınır yapmak için şekilsizi şekillendirmektir. Peygamber ilhamı bir şair gibi bildiği dilde, hakim olduğu stillerde, sahip olduğu imajlarda ve bilgide yeniden aktarır. Fakat kişiliği de metni şekillendirmede önemli bir rol oynar..” (http://okyanusum.com/makale/muhammedin-kelami/)
Meseleyi daha vahim uçlara kadar götüren Süruş başka bir röportajında şu hezeyanlarda bulunuyor; “Kur’ân’da, İncil’de, Tevrat’ta bilimsel sonuçlarla görünürde çelişen hikayeler, yorumlar ve sözler vardır. Örneğin Kur’ân’da insanın tohumu, sırt kemiği ve göğüs kemiği arasından çıkıyor diye söylenmektedir ki yeni fizyoloji bunu doğrulamıyor. Veya Kur’ân ‘insanın göğsünde olan kalbi kör olur’ diyor. Halbuki yeni bilim algılama merkezinin beyin olduğunu söylüyor.” (http://www.birikimdergisi.com/sayi/137/ozgurluk-adalet-ve-dindarlik)
Süruş’un adında İslâm Cumhuriyeti yazan İran’da nasıl olup da bu türden provokatif sözleri ileriye sürebildiği, ülkenin ulemasının ve halkının nasıl sessiz kaldığı sorulabilir?
Meseleye Şia’nın Kur’ân perspektifinden bakıldığında bu türden küfür içeren sonuçlara varmanın bu dinî gelenekte Ehl-i Sünnet’teki gibi tepkiyle karşılaşmayacağını söyleyebiliriz. Zira Şiî dini kaynaklarda Kur’ân’ın tahrif edildiğini söyleyen çok sayıda uydurma rivâyet vardır.
Meselâ Şia hadis kaynakları arasında en sahih kitap kabul edilen Kuleynî’nin el-Kâfi’sinde bu minvalde onlarca rivâyetten söz edebiliriz.
Kuleynî’nin İmâm Sâdık’tan rivâyet ettiği Kur’an’ın bugün insanların elinde tuttuğu Kitap olmadığını, çünkü onun tahrif edildiğini, beklenen Onikinci İmâm Mehdî’nin tekrar zuhûr ettiğinde gerçek Kur’ân’ı getireceğini bildiren rivâyeti (El-Kâfî: 2/633, Bihâru’l Envâr:89/88) veya Allah’a ihânet ederek Kur’ân’ı tahrif edip değiştirenlerden bahseden uzun rivâyetleri (El-Kâfî: 8/124/125) hatırlatabiliriz.
Daha da vahimi meşhur Şiî alim Nûrî Et-Tabersi, hicri onüçüncü yüzyılın sonlarında “Faslu’l-Hitâb fi İsbâti Tahrifi Kitâbi Rabbi’l Erbâb” (Rablerin Rabbi’nin Kitabı’nın Tahrif Edildiğinin İspatında Son Söz) isimli kalın bir kitap yazmış, bu kitapta, Kur’an’ın tahrif edildiğini, bugün Müslümanların elinde bulunan Kur’ân’ın Allah’ın indirdiği gibi tam olmadığını isbat sadedinde Şia kaynaklarında yer alan iki bin civarındaki rivâyeti biraraya toplamıştır.
Geleneğe karşı çıksa da bu geleneğin içinden gelen ve bu geleneğin çok iyi farkında olan Süruş’un bu türden iddialarının İran’da çok da sert bir karşılığının olmayacağı açıktır. Bu tür hezeyanları düşünce diye Ehl-i Sünnet dünyaya taşımak ise son derece kışkırtıcıdır.


