Suriye bağlamında G. Antep izlenimleri
Son Cuma gününü Vahdet Vakfı’nın davetlisi olarak G. Antep’te geçirdim. Amaç bir konferans vermekti. Bu vesileyle görüştüğüm dostlara Suriye’ye sınır olması ve Suriyeli muhacirlerin beşte birini barındırması sebebiyle şehre dair sorular sordum.
G. Antep dünya basının da gündemine girmiş bir şehir. Paris olaylarından sonra da ismi DAEŞ’in Suriye’ye geçit noktası diye gündem oldu. Küresel basının bu şehrimizin küresel ve bölgesel casusluk faaliyetlerinin önemli bir kavşağı olduğunu bilmemesi mümkün değil.
Şehir büyük olması sebebiyle istihbarat örgütleri özellikle de STK görüntüsü altında halk arasında kamufle olmayı beceriyorlar. Bu manada sorduğum sorulardan tahminlerimi doğrulayan cevaplar aldım.
Havaalanından şehre girerken polis memurları kimlik kontrolü yaptılar. Son dönemde kontroller sıklaşmış. DAEŞ militanlarını ve bu örgüte katılmak isteyen sempatizanları tesbit etmeye çalışıyorlar. Şehir halkı bundan dolayı kısmî olarak tedirgin olsa da genel anlamda memnun.
Tedirgin olmalarının sebebi, bunlar yapılırken her sakallının DAEŞ militanı muamelesi görmesi ihtimali. Şimdilik bu ayrımın yapıldığını söylediler. Şehirde DAEŞ sempatizanı 4-5 derneğin olduğunu, bunların da bilindiğini öğrendim.
Şehirde mutedil çizgide STK’lar ve cemaatlerin varlığı bir emniyet sübabı görevi görüyor. Bunların hitap ettiği dindar halka DAEŞ de hitap etmeye çalışıyor çünkü. Bu cemaatler gençlerin şiddete ve tekfire yönelmelerini engelliyorlar.
G. Antep merkezde 300 bin civarında Suriyeli sığınmacı bulunmakta. Bu rakam şehre bağlı ilçelerle beraber 500 bine çıkmaktadır. Devlet ve belediyelerin sığınmacılara ciddi ölçüde sahip çıkmış olmasına rağmen yetişemediği birçok sığınmacı da mevcuttur. Bu sebeple gerek Vahdet Vakfı, Bülbülzade Vakfı ve Vefa Der gibi yerel STK’lar gerekse İHH ve Medeniyet Vakfı gibi ulusal kuruluşların hizmetleri önemli bir boşluğu doldurmuş.
Ayrıca S. Arabistan ve Katar menşeli STK’larla Batı’da Müslümanların kurduğu bazı STK’lar da yerel partner vakıf ve dernekler aracılığıyla hizmet sunmuşlar. Ancak Suriye krizinin uzun sürmesi nedeniyle bütün yardımlara rağmen ihtiyacın çok olduğunu ısrarla söylediler.
Türkiye’deki STK’ların genel anlamda krizin derinliğinden bihaber olduklarını, bu yüzden de halkı harekete geçirecek yoğun çalışmalar yapmadıklarını da maalesef öğrendik. Gelip krizi yerinde görseler sığınmacıların onlara ne kadar muhtaç olduklarını da göreceklerdir, temennisini işittik. İğneden tırnak makasına kadar kullanılmış her tür eşyaya şiddetle ihtiyacın olduğu söylendi.
Suriyeli muhacirlerle yerel halk arasında akrabalık ilişkileri de kurulmaya başlanmış. Daha çok Suriyeli gelinler alınmış. Zira Suriyeli erkeklerin bir bölümü ya savaşta şehit olmuş ya da cephedeler. Akrabalıkların oluşması da entegrasyonu kolaylaştıran bir unsur olmuş.
Muhacirler arasında bulunan din alimleri de şehrin dindarlık kalitesini artırmaya vesile olmuş. Her ne kadar mültecilerin varlığıyla kiralar artmış olsa da bir sanayi şehri olan G. Antep daha önceden yaşadığı işçi açığını giderme imkânı bulmuş. Ayrıca muhacirlerin varlığı esnafa da müsbet yansımış.
G. Antep Üniversitesi hatırı sayılır sayıda muhacir ailelerden öğrenci kabul etmiş. Muhacirlerin kurmuş olduğu Zehra Üniversitesi de eğitimde bir boşluğu doldurmaya başlamış. Burdan yetişecek kadrolar sadece Türkiye’yi rahatlatmayacak, ileride yeniden kurulacak Suriye’nin inşa edilmesinde de hayati görevler üstleneceklerdir.
Bu öğrendiklerimizi ve izlenimlerimizi faydalı olur umuduyla paylaştık. Muhacirlerin yaşadıkları dramlar ne kadar görünür olursa halkın da katkısı o kadar aktif olacaktır. Suriye krizinin yakın gelecekte bitmeyeceğini bilmek ve faaliyetlerimizi buna göre oluşturmak durumundayız.


