Savaş İslâm’ladır
Bugün dünyanın yaşadığı krizin ana sebebi; 21. yüzyılın nasıl kurulacağına dairdir. İktidar, paylaşım ve geleceğin hâkim paradigmasının ne olacağı savaşı.. Burada da en hassas soru, yeni dünya düzeni kurulurken İslâm’ın oynayacağı rolün ne olacağıdır?
Bunu hamasi duygularla söylemiyorum. Soğuk Savaş sonrası dünya siyasetini takip edenlerin inkâr edemeyecekleri bir hakikatten bahsediyorum.
Küresel ve bölgesel hegemonik güçlerin ortak iradesi, İslâm’ı bir hayat nizamı olarak esas alan Müslümanların güçlü bir aktör olarak dünya siyasetine geri dönmesini engellemektir. Bunlar arasında mevcut olan strateji ve taktik farklılıkları meselenin özünü değiştirmiyor.
Son yıllardaki olaylara teker teker baktığımızda mesele açıkça ortaya çıkmaktadır. Afganistan’la başlayalım. Mücahitler, Rusları ve yerli işbirlikçilerini yendiler ama onlara iktidar olma şansı vermediler. Afganistan hâlâ işgal altında.
Filistin’de Hamas halkın hür iradesiyle seçimleri kazandı ancak dünya tanımadı. Sebep, İslâmcı kimliği..
Tunus, Arap Baharı’nın start aldığı ülke. Nahda Hareketi seçimleri kazandı ama muktedir yapmadılar. Eski vesayet rejimi küresel ve bölgesel güçlerin işbirliğiyle geri döndü ve İslâmcıları muhalefete ittiler. Yeni hamlelerle vesayet güçleri rakiplerini tasfiyeye uğraşıyor.
Mısır tarihinde ilk kez özgür seçimler yapıldı ve İhvan seçim ipini göğüsledi. Halkın hassasiyetleri ağır ağır iç ve dış politikaya yansımaya başlamıştı ki, devrim karşıtları Muhammed Mursi’yi düşürdüler. İsrail, Körfez ülkelerinin petrodolar şeyhleri, İran ve Batı’nın işbirliğiyle. Bunun tek sebebi var, o da İhvan’ın İslâmlaşmayı önceleyen programı.
Libya’da Kaddafi devrildikten sonra İslâmcılar güçlenmesin diye iç savaş çıkardılar.
Ve Suriye... İslâmî yönelişli hareketler iktidara gelebilir ihtimali yüzünden ülkeyi felâkete sürüklediler. İç savaşın ömrünü uzatarak mutedil İslâmcı güçleri tasfiye etmeye çalışıyorlar. İran burada da baş aktör. Yetmedi Rusya’yı da sahaya sürdüler. Seküler YPG güçlerini destekliyorlar. Hem de NATO üyesi müttefik Türkiye’ye karşı.
Diğer bölgelerde de durum aynı. Bangladeş’te 1971 yılının davaları yeniden açılıp İslâmî hareketin liderleri teker teker idama mahkûm edilerek onların liderlik yaptığı parti tasfiye ediliyor.
Özbekistan’da, Pakistan’da, Tacikistan’da, Yemen’de ve diğer ülkelerde aynı senaryolar oynanıyor...
Son 13 yılda devrim niteliğinde hamlelerin yapıldığı Türkiye de aynı sebeplerle hedeftedir. Bütün cephelerden kuşatma altına alınıyor.
Putin; “Erdoğan Türkiye’yi İslâmlaştırıyor” derken sadece Batı dünyasının ortak korkusuna gönderme yapmıyordu. Evet, o dünyada karşılığı olan bir mesaj gönderiyordu ama asıl korkusu, güçlenen Müslümanların bir gün Rusya içinde aktif hâle gelecekleri öngörüsüdür. Rusya 50 sene sonrasını düşünerek bunu söylüyor ve kendisine göre şimdiden önlemlerini alıyor.
Arap ve Arap olmayan Müslümanlar Osmanlı sancağı altında birleşmiş, bir dünya gücü olmuşlardı. Müslümanlar, Osmanlı Türk olduğu için o sancağın altına girmediler. Bunun sırrı; kuşatıcı Müslüman kimliği, güçlü askeri yapısı, istikrarlı ve sürdürülebilir bir siyasi modeli kurmayı başarmasıydı. Rusya ve diğerleri Yeni Türkiye’yi parmaklarıyla gösterip boşuna “Yeni Osmanlı” demiyorlar..
Müslüman dünyayı 21. yüzyılın düzeni kurulurken bunun için kaosa sürüklüyorlar. Bunların işlerini kolaylaştıran husus da kalenin kapısını içeriden açan işbirlikçilerin varlığıdır.
İslâm’ın karşısına İslâm’ı geçiriyorlar, cemaatleri cemaatlerle vuruyorlar. Meselâ Mısır’da İhvan’ı selefi Nur Partisi, Ezher Şeyhi ve yerel tasavvuf hareketleriyle vurdular. Irak’ta ve Suriye’de Sünnileri Şiîlerle vurdular. Çeçenler, Kadirov ve tarikatıyla esir alındı. Türkiye’de AK Parti’nin önüne Fethullah Gülen hareketini çıkardılar...
Küresel sisteme beyat eden Müslümanların önü açılırken bağımsızlıktan, Ümmet’in birliğinden yana hareketler ise tasfiye ediliyor..
Hedef; 21. yüzyılda başarılı, sürdürülebilir, kök değerleriyle ve tarihiyle barışık, çağın meydan okumalarının farkında ve buna hazırlıklı bir siyasi, iktisadi modelin oluşmasının mücadelesini veren Müslümanlardır...


