--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Sahabeye hürmet dine hürmettir

Serdar Demirel
Serdar Demirel

Sahabe idrakimiz din tasavvurumuzu şekillendirir. Bu yüzden sahabenin tanımı, adâleti, tarihte beşer olarak oynadıkları roller, Hz. Peygamber’den (sas) naklettikleri haberlerin kabûlü v.s Ehl-i Sünnet’i kendi içinde birleştiren, diğer fırkalarla da ayrıştıran hassas bir konu olmuştur.

Meşhur Ehl-i Sünnet hadis âlimi Ebu Zur’a al-Râzî Hz. Peygamber’in (sas) ashabını dillerine dolayanları çok sert tenkit etmiştir: 

“Bir kimsenin Allah Resûlü’nün ashabının itibarına leke süren sözler sarf ettiğini görürsen bil ki o zındıktır. Çünkü bizim inancımızda Resûl haktır, Kur’an haktır. Bize bu Kur’an-ı ve sünnetleri / hadisleri ulaştıran Hz. Peygamber’in ashabıdır. Onlar Kur’an ve Sünnet konusundaki şahitlerimizi cerh etmek, töhmet altında bırakmak istiyorlar. Tâ ki Kur’an ve Sünnet’e güven kalmasın, onların hükmünü iptal etsinler. Şahitlerimize töhmet duymaktansa onlara töhmet duymak daha doğru olur.” (Hatib el-Bağdadî, Kifâye, s. 49)

Fakültenin ilk yıllarında bu sert duruşu anlamakta biraz zorlanıyordum. Sahabe masum mudur? Hiç hata etmez mi? Oysa bu soruların da bir manası yoktu, çünkü onlar hata etmez, günah işlemez diyen biri hiç olmamıştı. 

Doğrudur, Ehl-i Sünnet bütün sahabeleri âdil kabûl etmektedir. Onların âdil kabûl edilmesi hata yapmayacakları manasına asla gelmez. Günah işleyen ve bu yüzden kendisine had uygulanmış sahabelerin varlığı da yine kaynaklarımızda sabittir. Peki bununla tam olarak ne kastedilmektedir? 

Bundan kastedilen, özetle; onların rivâyetlerini teklifsiz, cerh ve ta’dil kurallarına tabi tutmadan kabul etmektir. (Şevkânî, İrşâd el-Fuhûl, 1/129; Gazâlî, al-Mustafa, s. 130) Yani sahabeler Allah Resülüne iftira atmaz, hadis uydurmazlar. Tarihsel olarak da kat’î delillerle onlardan birisinin hadis uydurduğuna dair bir delil yoktur. 

Hadis rivâyetinde bulunan sahabe sayısı bin civarındadır ve bunlardan birisinin Efendimize yalan isnat ettiği bidat fırkaların iddia ettiğinin aksine sahih delillerle isbatlanamamıştır. Bu söylediklerimiz kuşkusuz onların özel hayatlarında hataya ve günaha düşme ihtimalini ortadan kaldırmaz. 

Yazının girişinde naklettiğim Ebu Zur’a al-Râzî’nin katı gözüken duruşunun sebebi de, sahabe algısının din algısını da belirleyen bir nirengi noktası olması yüzündendir. Onların din tasavvurumuzun teşekkül etmesinde oynadıkları belirleyici rol, meseleyi hassas kılmaktadır. Onlara sataşanlar da daha çok bu sebeple onları karalamaktalar. Râvi düşerse rivâyet de düşer prensibiyle hareket ediyorlar.

Bu yüzden sahabe meselesi, İslâm içi mezhep ve fırkalar arasında en kadîm ihtilaf konularının başında gelir. Öyle ki; bir mezhebi bir başka mezhepten tefrik eden temel meselelerden birisidir de denebilir.

Tarihî bir problem alanı olduğu kadar modern bir problem alanı olduğu da açıktır. Bu sebeple de, sahabe algısı; Müslümanları, dün olduğu gibi bugün de ya “bir bölen” ya da “bir birleştiren” özelliğiyle dinî, fikrî, siyasi ve ictimâî hayatta önemini korumaktadır. 

Çünkü elimizdeki Kur’an-ı Kerim ve Sünnet sahabe tarikiyle bize ulaşmıştır. Bunun zaten başka maddî bir imkânı da yoktur. Tabiatıyla sahabe nesline yönelik tenkitler ve karalama onların aktardığı nakillere de direkt veya dolaylı olarak taalluk edecektir. Velhâsıl sahabeye ihtiram, dinimize ihtiramın bir gereğidir.

Serdar Demirel Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle