Pragmatizm ve ideoloji denkleminde HDP
İçinden geçtiğimiz bu seçim sürecinde partilerin sloganları, iddiaları, vaad ettikleri, ülkenin kronik meselelerine dair ortaya sürdükleri çözüm paketleri hem meydanlarda hem de yazılı ve görsel medyada tartışılıyor. Ortaya konulanlar sadece partilerin gelecek perspektiflerini değil aynı zamanda o partiye hâkim zihniyeti de ele veriyor.
Zihniyet ve pragmatizmin her türlü örtüşen ve çelişen yüzlerini bu süreçte beraber görebiliyoruz. Kimi zaman insanı tebessüm ettiren kimi zaman da endişeye sevk eden tezahürleriyle. İktidar hırsı, kalabalık meydanların baştan çıkaran coşkusu, dil sürçmeleri teke tek oturduğunuzda nazik ve kibar insanları agresif bir karaktere dönüştürebiliyor. Ya da yüze takılmış kibar ve hoşgörü maskelerini indirebiliyor.
Bugün özetle HDP’yi ideolojik duruşu ve siyasetin pragmatist yapısı zemininde sergilediği zikzaklarla ele alacağım. Bu parti malum olduğu üzere Kürt halkını temsil ettiğini söylüyor. Ancak temsil iddiasında bulunduğu dindar Kürt halkının değer yargılarıyla da epey çelişmekte olduğunu gizleyemiyor..
Kürtler arasında on yıllardır PKK’nın faaliyetleri sonucu sekülerleşmiş ve Kürt ulusalcı reflekslerle hareket eden bir kesim elbette vardır. Bunlar dinle arasına mesafe koymuş, kimi yerde dine ve geleneğe karşı düşmanca tavırlar da alabilmekteler. Ancak HDP kendisini sadece bu kesimlerin değil tüm Kürt halkının temsilcisi olarak öne sürmektedir. Bu iddiada olan bir partinin temsil ettiği toplumun değer yargılarıyla da en azından çatışmaması beklenir.
Oysa vaka öyle değildir. Meselâ HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş Kürtlere rağmen Ermeni soykırımını tanıdığını söyledi. Taksim’le Kâbe mukayesesi yaptı ve Taksim’i Kâbe gibi kutsal bir mekân gösterme cürmünü irtikap etti. Müslümanların ilk kıblesinin bulunduğu Kudüs Yahudilerindir diyebildi..
Aynen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde demokrasi havariliği yaparken 6-7 Ekim olaylarında halkı kışkırtıp, 50 civarında insanın ölümüne sebep olması ve ufak bir nedamet alâmeti göstermemesi gibi. Sandığın güvenliğini sorgularken PKK’nın etkili olduğu bölgelerde halkı silahla tehdit edip zorla HDP’ye oy toplamasını demokratlığına sığdırabilmesi gibi.
HDP’nin Kürt halkının hür iradesi belirleyici olsun deyip, Hüda Par’ın eşit şartlarda kendileriyle rekabet etmesine fırsat vermemesi, KCK tutuklamaları meselesinde düşman ilan ettiği, devleti onlar esir almış dediği Gülen hareketiyle ittifak etmesi gibi. Van’ın Erciş ilçesi, Yeşilova mahallesi girişindeki caddeye; “HDP dışında başka partinin girmesi tehlikeli ve yasaktır” yazılı pankart asması gibi.
Van şehrinde reklam panolarını, kan akan musluklarla süsleyip Kürtçe ve Türkçe olarak insanları tehdit eden yazılar yazıp sonrasında kamuoyundan gelen tepkiler üzerine o afişleri kaldırıp, çevreci bir muhtevada “su ve doğa güzellemeleri” yapması gibi.
HDP’nin bu türden çıkışları zihin yapısını ele vermektedir. Sosyalist bir gelenekten, ulusalcı bir damardan beslenerek bunu yapar. Karşı çıktığı Kemalizmi tersten taklit etmektedir. Ancak HDP aynı zamanda pragmatist karaktere de sahip bir yapıdır. İslâmcı bazı figürleri bünyesine alması din karşıtı ideolojik yapısına rağmen mümkün olabiliyorsa bunu bahsettiğim pragmatizmine borçludur...
Kürt halkını temsil ettiğini söyleyen HDP’nin Kürt halkının asla hoş bakmayacağı eşcinsellere kucak açması, onların haklarının hâmisi kesilip, eşsincel adaylar göstermesi yine bu pragmatist karakterinden kaynaklanmaktadır. Doğu’da değil de Batı’da bunu yapıyor olması solcu, liberalist beyaz Türklerin oylarını alabilmek çıkarcılığına dayanır.
Sonuç itibarıyla ideolojisini Kürt ulusalcılığıyla mecz etmiş, bunu pragmatizmin sonuç almaya ayarlı zikzaklı rotasıyla buluşturmaya çalışan ve yapılanları Kürt halkına mal eden bir yapıyla karşı karşıyayız. Ak Parti’yi engellemek isteyen birçok güç merkezi de bunu teşvik ediyor.


