--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

PKK saflarındaki yabancılar

Serdar Demirel
Serdar Demirel

PKK saflarında savaşan, askerî eğitim veren farklı ülkelerden asker kökenli insanların varlığı birçok kişiyi şaşırtıyor. Zira bunlar hem profesyonel asker hem de ABD, Kanada, İngiltere, Avusturalya ve Almanya gibi sözde müttefik Batılı ülke vatandaşlarından oluşuyor.  

Bu yabancı profesyonel askerlerin PKK ile ne ideolojik ne de etnik yakınlığı söz konusu. O zaman nasıl oluyor da gelip hayatlarını PKK saflarında tehlikeye atıyor ve bazen de ölüyorlar? 

Aslında bu sorunun cevabı zor değil, zira bu askerî uzmanlar kendi ülkeleri adına çalışan ve fakat ferdi davranan insan görüntüsü altında faaliyet gösteren ajanlardır.. 

Türkiye’ye karşı yürütülen hamlede tek bir ülkenin dikkatleri çekmemesi ve risk almaması için çok uluslu bir konsorsiyum kurulmuştur. Bunlardan hiçbirisi yalnız başına Türkiye’yi karşısına alıp bir bedel ödemek istemez. Aynı şekilde terörü destekleyen ülke konumuna da düşmek istemez. Bunun için ittifak oluşturup kendi aralarında iş bölümü yapmaktalar. 

İnsan kadar kadîm bir yöntemi tatbik ediyorlar. Müşterek çıkarları olan tarafların riski yüksek kanlı bir eylemi yaparken uyguladığı yöntemi yani. Cinayeti beraber işliyorlar ki sorumluluğu paylaşılsın, tehlikesi azalsın. Cinayetin muhatap tarafı da bedeli ağır olacağından yahut gücü yetmeyeceğinden cinayet konsorsiyumundan öç almaya cesaret edemesin.

Bunun bizde en iyi bilinen örneği Hz. Muhammed’e (sas) karşı düzenlenen sûikast girişimiydi. Olay özetle şöyle gelişmişti.

Mekke’de küfrün ele başları Efendimizin (sas) Medine’ye hicret edeceğini O’na inananların çoğunun hicret etmiş olmalarından anlamışlardı. Eğer Medine’ye gider, Müslümanların başına geçerse, hem Müslümanlar güçlenecek hem de Mekke’lilerin Şam ticaret yolu tehdit altına girecekti. Mekke’de yalnız kalan Efendimize ne yapmak gerektiğini kararlaştırmak üzere Dâru’n-nedve’de toplandılar.

Toplantıda Ebû Cehil, Ebû Süfyan, Ebu’l-Bahterî, Utbe b. Rabîa, Cübeyr b. Mut’im, Nadr b. Hâris, Ümeyye b. Halef, Hakim b. Hızâm ve diğer Mekke ileri gelenleri vardı. Müslümanlık tehlikesinin önlenmesiyle ilgili birçok fikir serdedilmiş, ama sonunda Ebû Cehil’in kurguladığı komplo, eylem planı olarak kabul edilmişti.

Buna göre; Kureyş’in bütün kollarından birer temsilci seçilecekti. Bunlar aynı anda hücûm edip Hz. Peygamberi bir hamlede öldüreceklerdi. Böylece kimin vurduğu ve kimin darbesiyle öldüğü belli olmayacaktı. Kan bütün Kureyş kabilesine dağılacak, Hâşimîler bütün Kureyş kollarına karşı çıkamayacaklarından kan davası güdemeyeceklerdi. Sonunda diyete (kan bedeline) râzı olacaklar ve bu tehlike de son bulacaktı. Bu teklif kabul edilmişti, ama Allah (c.c) onların tuzaklarını boşa çıkarmıştı.

Ebû Cehil komplosunun, bugün de uluslararası çapta etkisi olan büyük eylemlerde geçerli olduğunu görüyoruz. Türkiye gibi bölgesinde önemli güç olan ülkelere karşı yürütülen operasyonlarda küresel ve yerel istihbarat örgütleri aynı mantıkla beraber çalışmaktalar. 

PKK içinde küresel ve bölgesel güç merkezlerinin casuslarının gizli ve açık olarak faaliyet gösterdikleri bir sır değil zaten.  

Batı Avrupa ülkelerinde devletin, polisin, istihbarat yapısının güçlü olduğu malum. Buna rağmen bu ülkelerde PKK çok rahat örgütlenmekte ve dağdakilere hem insan hem maddi kaynak sağlamaktadır. Bir koruma şemsiyesi altında faaliyet gösterdiği açıktır. Kürtleri dört ülke sınırları içinde bölen Batı, bunu herhâlde Kürt halkına iyilik olsun diye yapmıyordur!. 

İşin garip tarafı Türkiye NATO üyesi bir ülke. Dolayısıyla üye ülkelerin Türkiye’nin sınırlarını koruması gerekiyor. Ama müttefik konumundaki ülkeler Türkiye’yi kaosun içine çekmeye çalışıyorlar. Tuzak Kürtlere ve Türklere beraber kuruluyor. Bu oyunu ancak Kürt ve Türk birlikteliği bozar. 

Serdar Demirel Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle