--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

PKK anakronizme düşerek intihar yolunu seçti

Serdar Demirel
Serdar Demirel

Cumhuriyet dönemi modernleşme politikalarının kurbanı, dayatılan batılılaşma projelerine direnen tüm halk kesimleriydi. Bu manada devlet elitlerinin iki temel hedefi vardı, birincisi; batılılaşmaya engel gördükleri İslâm’ı tasfiye etmek, bu mümkün değilse azaltmak, ikincisi de; farklı etnik yapıları yeni seküler ulus devlet projesi kapsamında tek tipleştirmekti. 

Dindarlar inançlarını ve kurumsal yapılarını korumak için ağır bedeller ödediler. Dindar olan Kürt halkı da hem dindarlığını hem de dil ve kültürünü korumak adına direndi. Böylece iki defa mağdur ve mazlum oldu. Bu da PKK terörünü doğurdu.

Ancak Ak Parti hükümeti normalleşme sürecini başlatarak ülkeye giydirilen deli gömleğini yırtıp attı, ülke sessiz bir devrim yaşadı.. Hem dindarlar hem de Kürt halkı beyaz laik kesimlerle eşitlenmeye, temel haklarına kavuşmaya başladılar. 

Başörtüsü yasağı kalktı. Halk İslâmî hassasiyetleriyle siyasette, bürokraside, üniversitelerde, iş hayatında var olmaya başladı. Vakıflar, dernekler, Kur’an kursları, STK’lar aktif olarak hayatta yerlerini aldılar. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Ayasofya’nın ibâdete açılması gibi hâlâ çözülememiş sorunlar da var elbette. Ama genel gidişat olumlu. 

Kürtler de dinî alanın serbestleşmesinden diğerleri kadar faydalandılar. Medrese mezunu hocalara resmî imamlıklar verildi meselâ. Bir de Kürt kimliğine dair önemli açılımlar yapıldı. Kürtçe üzerindeki yasaklar kalktı. Devletin kendisi TRT Kürtçe kanalını kurdu. Kürtçe özel okullar açmak, üniversitelerde Kürtçe bölümler kurmak sıradanlaştı. Bunlar elbette bir lüfut değil, gasbedilmiş hakların iadesiydi.

Ak Parti kadroları 90’lı yılların faili meçhullerine son verdi. Ülke, karanlık dönemin politikalarıyla, cinayetleriyle yüzleşmeye başladı. Devletin yanlış politikalarının doğurduğu terörü bitirmek üzere etnik Kürt siyaseti yapan partiyle, PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan’la barış sürecini başlattı...

Ak Parti, Kürdüyle Türküyle çevreyi merkeze taşıdı. Çevre, kendi değerleriyle, kendi yaşam tarzıyla merkezde görünür olmaya başladı. Bu süreç normalleşme süreciydi. Barış süreci tamamına erdirilerek süreç taçlandırılacaktı.

7 Haziran seçimlerinde HDP yüzde 13’lük oy alarak, Meclis’e 80 milletvekili ile girdi. Hangi yöntemler kullanılarak bu sağlanmış olursa olsun, MHP dışında kimse HDP’nin meşruiyetini tartışmaya açmadı. Bütün halk bu temsiliyeti alan HDP’nin barış sürecini tamamlaması için gayret sarf etmesini bekliyordu. 

Ve fakat...

PKK barış sürecini bitirdiğini ilan etti. Hem de devletin inşa ettiği sulama kanallarını “askeri baraj” yapılıyor bahanesiyle..  

Oysa barış süreci devam ederken PKK söz verildiği üzere barış sürecinin önkoşulu olan silahlı yapılarını Türkiye dışına çıkarmak yerine alternatif kamu düzeni kurmaya kalkışmıştı. Hükümet kan akmasını bitirmek kasdıyla bunları bile görmezden gelmişti. Emperyal üst akıl ise kendisine rağmen PKK’nın barış yapamayacağını gösterdi.

PKK yeniden bölgede stalinist yöntemlerle hayata müdahale ediyor. Örgüt içi ve muhalif gördüğü Kürtlere karşı infazlar yapıyor. İşkence yapmaktan da çekinmiyor. 90’ların faili meçhul cinayetlerine PKK imza atıyor.. 

Türkiye’yle önemli anlaşmalar yapmış Mesut Barzani’yi tehdit ediyor. Gencecik delikanlıları imha ederek bütün Türkiye’yi ateşe atmaya çalışıyor. Peki, bu çılgınlık kime yarayacak?

Yazının başında da söylediğimiz gibi eski Türkiye yöneticileri batılılaşmak adına büyük yanlışlar yaptılar. Ancak Yeni Türkiye eski hatalara geçit vermediği gibi ülkeyi normalleştirmesini de bildi. 

PKK ise eski Türkiye’de kalmış, Arap Baharı sonrası gelişmelerden devrim hayâlleri kuruyor. Türkiyelileşmedi, normalleşemedi. Siyasallaşmayı ve silahları terk etmeyi başaramadı. Anakronizme düşerek intihar yolunu seçti. 

Devlet ise bu sefer meşru müdafaa hakkını kullanıyor...

Serdar Demirel Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle