--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Nereden nereye geldik...

Serdar Demirel
Serdar Demirel

Pazar günü seçime gidiyoruz. Bütün siyasi partilerin ortak tanımlamasıyla bu seçim sonuçları derin izler bırakacaktır. Çünkü oylanan bir manada ülkenin iç ve dış siyasetinin istikametidir.

Ak Parti iktidarı yıllarında devrim niteliğinde siyasette, ekonomide, eğitimde, bürokraside, dinî hayata dair özgürlüklerde, dil yasaklarının kalkmasında, vesayet sisteminin geriletilmesinde edinilmiş kazanımlardan geriye dönüş olacak mı? Proaktif dış siyaset, Filistin davasına sahip çıkmak, Mısır’daki özgürlükler, başta Suriye halkı olmak üzere Müslüman halkların acılarını paylaşmak gibi politikalar devam edecek mi? 

Bu vb. sebeplerle seçim, ülke vatandaşlarını ilgilendirdiği kadar bölge insanını da ilgilendiriyor.
Ortaya çıkacak sonuçları bizim merak ettiğimiz kadar onlar da merak ediyorlar. Meseleye dair tahminlerimizi soranların çokluğundan biliyorum bunu.

Oysa Müslüman coğrafyanın herhangi bir ülkesinde bir seçim olduğunda diğer insanlar oradaki sonuçları pek merak etmezler. Türkiye yakından takip ediliyorsa, ülkemize dair bir umut taşındığı içindir. Zira Türkiye’nin geçirdiği evreleri ve Müslümanlara karşı aldığı müsbet tavrı onlar da gözlemliyorlar. 

Bu bağlamda dünya Müslümanlarının ülkemize yönelik dün ve bugün en çok dikkatlerini çeken bazı hususları paylaşmak istiyorum. 

İsrail’le olan yakın ilişkiler. 

İsrail kurulduğunda onu tanıyan ilk Müslüman ülke maalesef Türkiye’ydi. Daha sonra da liyakatsız yöneticiler Müslümanların aleyhine ve İsrail’in çıkarlarına uygun politikalar geliştirmiş, İsrail Türkiye’nin iç işlerine karışacak kadar şımartılmıştı. Bunu kınıyorlardı. One Minute bu arka plan sebebiyle milat oldu.

Başörtüsü yasağı. 

Yurtdışında olduğum yıllarda karşıma çıkan soruların başında, Müslüman bir ülkede nasıl olup da “başörtüsünün yasak” olabildiği geliyordu. Osmanlı vârisi, kahir ekseriyeti Müslüman olan bir ülkede Allah’ın bir hükmünün yaşanması nasıl yasak olabilirdi. Biz izah ediyorduk ama muhatap anlamıyordu. Zira anlatılanların rasyonel bir karşılığı yoktu. Türkiye bu ayıptan kurtuldu.

Reddi miras.

Neleri reddetmemiştik ki? Medeniyetimizin kullandığı harfleri, ecdadın giydiği kıyafetleri, kültürü, yaşam tarzını, arşivleri ve koca tarihi... Bu çılgınlığa son verildi..

İslâm dünyasıyla kopuk ilişkiyi..

Misakı Milli sınırları önce zihinlere konmuştu. Ülkenin doğusunun ötesine bakmak laik elitler tarafından yasaklanmıştı. Müslümanları küçümsüyor, onlara batılılaşmayı tavsiye ediyorduk. 90’lı yıllarda bir Ramazan günü halkı çok dindar olan Pakistan’ın İslamabad şehrindeki Türkiye Büyük Elçiliği’ne gitmiştim. Oradaki temsilcilerimiz oruç tutmadıkları gibi bunu bir marifetmiş gibi gelen Pakistanlılara teşhir ediyorlardı. “Burası Müslüman bir ülkenin büyükelçiliği mi?” sorusu kendiliğinden oluşuyordu.

Eğitim.

Türkiye üniversiteleri başörtülü hanımlara yasak olduğu gibi yabancı uyruklu öğrencilere ve hocalara da kapalıydı. Orta Asya Türk Cumhuriyetleri hariç diğer ülkelere kapatılmıştı. Olur ki “irtica” gelir korkusu hâkimdi. En önemli Müslüman ülke üniversitelerine denklik bile verilmiyordu.  

Dolar’ın konumu.

Bir anekdot. 2001 yılıydı. Kuala Lumpur şehrinde, buzdolabı satın almak için bir Çinlinin dükkanına gitmiştim. Alışveriş gerçekleşmiş, işlemlerin tamamlanmasını bekliyordum. Dükkan sahibi ülkemize dair sorular sormaya başladı. Hiç hoşlanmadığım, her defasında alay konusu olan soruyu, o da sordu: “Bir dolar kaç Türk Lirası eder?”

Çaresizce, “Bir milyon beş yüz bin lira eder”, dedim. Çinli, önce şaka yaptığımı sandı. Ciddi olduğumu görünce sorusunu tekrar sordu, yine aynı cevabı aldı. “Herhâlde rakamları şaşırdın!” diye bir kağıt kalem uzattı ve; “Bunu bir de rakamla yaz” dedi. 

Sonuç aynıydı. Şaşkınlığından sıyrılan Çinli, gözlerinden yaşlar gelene kadar kahkahayla güldü. Kendisinin gülüyor olması yetmiyormuş gibi, önce hanımını, sonra da çırağını çağırdı, hâli pür melalimizi bir de onlara anlattı. Bu sefer üçü birlikte dakikalarca güldüler. Bir insanın “milli gururu”nun kırılmasının ne demek olduğunu o gün daha iyi anlamıştım. 

Bugün yeni nesil bunları hatırlamıyor, biliyorum. Hâlbuki 13 yıl gibi kısa bir süreden bahsediyoruz, uzak geçmişten değil. Ülke yasaklardan kurtuldu, büyük projelere doydu. Elbette hatalar da yapıldı. Ama bazı hatalar büyük başarıların üstünü örtemez. 

Dindar câmia, bu iktidar sadece başörtüsü yasağını kaldırsın, diploma denkliğini halletsin, İmam Hatiplerin önünü ve Kur’an kurslarını açsın başka bir şey istemeyiz diyordu. 

Nereden nereye geldik, hatırlatmak istedim. 

Serdar Demirel Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle