--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Müslüman sinema

Serdar Demirel
Serdar Demirel

21. yüzyılın küresel çapta yükselen ülkelerinin başında Çin geliyor. Hindistan, Brezilya, Türkiye de bölgelerinde büyüme hızı kazanmış ülkeler arasında. İstikrarlı ve kalıcı maddi bir büyüme için üç temel unsura da ihtiyaç vardır, bunlar:

Toplumu bir ideal etrafında bir araya getirecek kuşatıcı bir inanç sistemi (a system of belief, world view, ethos), kuşatıcı bir ahlâk sistemi (ethics) ve müşterek bir toplumsal kimliktir (A common social identity, ethnos). 

Büyüyen bu ülkeler meselenin farkında elbette. Meselâ Çin, bu meyanda özü milliyetçiliğe dayanan gayretler sarfetmektedir. Bu bağlamda sinemayı da başarılı olarak kullanmaktadır.

Çin sineması farklı dillere sahip aşiret yapılarına kuşatıcı bir inanç sistemi sunmakta cılız kalsa da kuşatıcı bir ahlâk sistemiyle müşterek bir toplumsal kimlik kazandırmada kısmî başarılı bir çizgi izlediği söylenebilir. 

Uzak ve yakın tarihi olayları konu edinen filmlerde en çok işlenen tema, Çin milletinin birlik ve beraberliğini yakaladığı dönemlerde medeniyetinin zirvesine çıkmayı başardığı, bölünüp iç kavgalara tutuştuğunda da büyük kaoslardan kurtulamadığı tarihî realitedir. 

Bu tarih hatırlatılarak bugüne dair siyasî, iktisadî, ictimaî ve ahlakî mesajlar iletiliyor. Kendi sistematiği içinde etik değerlere bağlı güçlü bir Çin milliyetçiliği aşılanarak maddi kalkınmayı ortak bir ülkü etrafında kalıcı ve sürekli kılmak hedeflenmektedir. 

Buna benzer durumları göreceli başarılarla diğer yükselen ülkelerde de görebiliriz. Sözü buradan bize getirmek, bize ait, kök değerlere bağlı, tarihinden utanmayan, aksine onu çarpıtmadan ve bu tarihten güç alan bir sinemanın inşa edilmesinde ne kadar geç kaldığımızı hatırlatmak isterim.

Yeni Türkiye, yeni vizyon ve misyonunu geniş kitlelere anlatabilmek ve bu duyarlılığı oluşturabilmek için sinemayı da kullanmasını bilmeli. Bu manada TRT 1’de yayımlanan müsbet birkaç dizi hemen akla gelebilir. Yedi Güzel Adam, Diriliş, Filinta etrafımızda sıkça zikredilmektedir. Bunlar bile ne kadar geç kalındığını gösterir.

Ben bu ve benzeri filmlerin sanatsal boyutunun analizini uzmanlarına bırakıyorum. Ancak olması gereken muhtevaya dair düşüncelerimi özetle paylaşmak istiyorum. 

Bütün büyük kültürlerin kendilerine has varlık ve bilgi teorilerine yaslanarak öne sürdükleri önermeler vardır. Onların kültürel kimliğine ve ayırt edici toplumsal yapısına, siyasi hayatına, kimlik ve aidiyet bilincine can veren de bu önermelerdir. 

Bu bağlamda İslâm’ın Kur’an’dan sonraki teşrî kaynağı olan Sünnet’in yeri tartışılmazdır. Müslüman kültürünün şekillenmesinde Hz. Peygamber’in (sas) rolü çok büyüktür. Öyle ki İslam kültür ve medeniyetinin çoğunlukla Sünnet’e dayandığını söylemek mümkündür. 

Namazdan oruca, selamlaşmaktan komşuluk ilişkilerine, hayatı cami merkezli kurmaktan evliliğin detaylarına varana kadar çok geniş bir alanı yönetir. Mekke’de nazil olmaya başlayan vahiy Medine’de ete kemiğe bürünmüş, bir anlamda soyuttan somuta aktarılmıştır. Hz. Peygamber’in (sas) önderliğinde yeniden kurulan Medine, Müslümanların tarih boyunca kuracağı medeniyetlerin de modelini oluşturmuştur. 

Müslüman sineması, bu kültür ve irfanı, bunu besleyen dünya görüşünü insanların daha kolay anlayabileceği şekilde gösterebilecek bir araç olmalıdır. Sinemanın çağdaş insanın hayatında işgal ettiği yer göz önünde bulundurulduğunda kök değerlere bağlı bir sinemanın inşası ehemmiyet arzetmektedir.

Serdar Demirel Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle