Kürtleri Ümmet’ten ayrıştırmak
Kürtlerin de içinde yer aldığı Ortadoğu’daki dinî, etnik ve mezhebî kimlikler alarm zilleri çalacak düzeyde kutuplaştırıldı. Birbiriyle çatışan bütün yapılar bir de topyekûn Kürt halkıyla karşı karşıya getiriliyor. Birbirlerine karşı öfke biriktiren yapılar bir de laik Kürt yapılar üzerinden Kürtlere karşı kışkırtılıyor.
Böylece Kürtler diğer Müslüman halklardan izole edilerek, “Kürtlerin Kürtlerden başka dostu yoktur” psikolojisine kapılsınlar isteniyor. Bir dönem “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” algı operasyonunda hedeflendiği gibi.
Başta ABD olmak üzere Batı’nın kırmızı çizgilerinin İsrail’in güvenliği, enerji hatlarının garanti altına alınması ve bölgede kök değerlerle barışık istikrarlı siyasi bir sistemin kurulmaması olduğu bir sır değildir. Kürt halkı da bölgenin diğer işbirlikçi siyasi yapılarının yanında bu hedefleri gerçekleştirmenin bir aracı olarak görülmektedir.
Bunun da yolu Kürtlerin din, örf, tarih ve coğrafyanın ruhuyla bağlantısının zayıflatılmasından geçiyor. Yani sekülerleşmesinden..
PKK ve ona bağlı bütün yapılar tam da bunu gerçekleştiriyor. Irak Kürdistanı’ndaki siyasi yapılar da daha hafif politikalarla bunu yapıyorlar. İslâmî yönelişli siyasi yapılara ve hatta cemaatlere bunun için sınırlamalar getirdiler. Buna direnenlerin kimisini tehcire zorladılar kimisini de etkisizleştirdiler.
Peki buraya nasıl gelindi? Bu soruya yakın tarihten hareketle cevap verelim. 1980 sonrası kırılma noktasını teşkil eden gelişmelere iyi bakmak icab eder.
Irak Kürtlerinin Baas rejimiyle epey sıkıntılı bir geçmişi vardı. Barzani ve Talabani’nin Birinci Körfez Savaşı’yla başlayan ABD ve İsrail ile olan ittifakı Irak’ın işgal edilmesi sürecinde zirveye ulaştı. Bu da Ortadoğu halklarında özellikle de yaşanan büyük katliamlar sebebiyle Kürtlere karşı tepki meydana getirdi.
Irak işgal edilirken, Arap dünyası medyasında Irak Kürtlerinin aldığı tutum sebebiyle aleyhte yapılan yayınları hatırlamak gerekir. Buna benzer duygular Türkiye ve İslâm dünyasının farklı coğrafyalarında da vardı.
O dönem 116 ülkeden 20 bin talebenin 50’den fazla ülkeden hocanın bulunduğu Malezya Uluslararası İslâm Üniversitesi’nde bulunduğumdan Kuzey Irak ve ABD ittifakının Müslüman dünyada Kürtlere yönelik nasıl bir öfke ve güvensizliği tetiklediğini yakînen görmüştüm.
Suriye’de PYD’nin Esed rejimiyle ittifakı, dindar Kürtlere yaptığı zulümler ve ABD’yle yaptığı ittifak da aynı sonuca hizmet etti. Meydana gelen tepkileri işaret ederek Kürt halkına, bölgede sizin sizden başka dostunuz yoktur, diyorlar. Tabii İsrail’i istisna tutarak..
Batı’nın planlarına paralel yürüyen PKK’nın Kürt halkını dininden, tarihinden, coğrafyanın ruhundan, örf ve adetlerinden uzaklaştırıp bölgenin diğer kardeş halklarıyla karşı karşıya bırakması ne Kürtlerin ne de bölge halklarının maslahatınadır.
Arapları, Farsları, Türkleri ve diğer bölge halklarını karşısına alan PKK’nın devletimsi yapısı gerçeklikten kopuk olduğu için de başarılı olma şansı yoktur.
ABD’nin İncirlik üssünü askerî operasyonlarına açmak için PKK-PYD’yi kullanarak Türkiye’yi köşeye sıkıştırması, istediğini alınca da, “Türkiye’nin teröre karşı kendini savunma hakkı vardır” demesi, bahsettiğim türden bir gerçekliktir...
Batı, Kürtleri bölge halklarının öfkesini çekecek davranışlara zorlayarak planlı şekilde bölge halklarından ayrıştırmaktadır. Siyasi, ekonomik ve askerî olarak onları bölge halklarından ayrıştırdığı gibi dinî, kültürel ve gelecek perspektifi açısından da ayrıştırmayı hedeflemiştir. Türkiye’nin beyaz laik Türkleri de bunun için PKK’ya güzellemeler dizmektedirler. PKK ise bunu başardığı oranda değerlidir...
Gerek Türklerin gerekse Kürtlerin kurulan bu tuzağı boşa çıkarması dinî ve tarihî bir görevdir. Bunun için de bu tuzağı meşrulaştıran söz ve davranışlardan kaçınılması elzemdir.


